16. Hukuk Dairesi 2018/265 E. , 2021/637 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
...
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay"ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen 02.02.2021 gün ve saatte temyiz eden ... vekili Avukat ... ile aleyhine temyiz istenilen Hazine vekili Avukat ... ve Orman İdaresi vekili Avukat ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kullanım kadastrosu sırasında, ...,... Köyü çalışma alanında bulunan 33 ada 155 ve 156 parsel sayılı 5.854,61 ve 7.458,33 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve Erdemli Sulh Hukuk Mahkemesi"nin 2008/695 Esas sayılı dosyasında dava konusu oldukları şerhi yazılarak, kullanıcı hanesi açık bırakılmak suretiyle tarla vasfıyla Maliye Hazinesi adına tespit edilmiştir. Davacı ... tarafından, davalı ... aleyhine Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan Zilyetliğin Korunması ve Ka" l istemli dava, davaya konu olan parseller hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde, çekişmeli parsel tutanakları ile aktarılan dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davanın reddine, çekişmeli 33 ada 155 ve 156 parsel sayılı taşınmazların tarla vasfıyla Hazine adına tescillerine ve tutanakların beyanlar hanesine taşınmazların 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve taşınmaz üzerinde bulunan kapama zeytin ve limon bahçesinin ... ve ... tarafından kullanıldığı ve adı geçenlere ait olduğu şerhinin yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili, dahili davalı ... İdaresi vekili, davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların 2/B arazisi niteliğinde olduğu, bu nedenle son zilyetlerin belirlenmesi gerektiği, dosya içerisinde mevcut 11.11.2003 tarihli zilyetlik devir sözleşmesi, 16.02.2017 tarihinde gerçekleştirilen keşif ve mahallinde dinlenen bilirkişiler ve yine davacı ..." in Erdemli Sulh Hukuk Mahkemesinde 18.09.2002 havale tarihli dava dilekçesiyle açtığı davanın niteliği (Zilyetliğin Korunması Davası) gereği, dava konusu taşınmazlarda 2003 yılından kadastro tespitinin yapıldığı tarihe kadar davalılar ... ile ..."in kullanıcı olduklarının ve üzerindeki muhdesatın adı geçen davalılara ait olduğunun tespit edildiği, her ne kadar dosya içinde mevcut Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/742 Esas ve 2003/355 Karar sayılı ve Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/165 Esas ve 2005/370 Karar sayılı kesinleşmiş ilamları nazara alındığında, davalılar ... ile ..." in zilyetliklerinin kötü niyetli olduğu kabul edilse bile 6292 sayılı Kanunun 6. maddesi lafzı ve ruhu açısından buna önem atfedilmediği ve yasa maddesinde "kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişiler" haksahibi sayıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre dahili davalı ... İdaresi ile davalılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak; dava konusu taşınmazların, 2002 yılından önce davacının bayii olan ve davacının dayandığı 01.04.2002 tarihli senette satıcı olarak yer alan ..."ya ait olup adı geçenin zilyetliğinde bulunduğu, bahsi geçen senedin davaya konu taşınmazlara ait olduğu, dava konusu taşınmazlar içerisinde bulunan muhdesat niteliğindeki ağaçların davalılara ait olduğu hususu dosya kapsamından sabit olduğu gibi, bu hususlar esasen taraflar arasında da ihtilaf konusu değildir. Söz konusu senet incelendiğinde, dava konusu yerin zilyetliğinin ... tarafından 01.04.2002 tarihinden itibaren alıcı ..." e devredildiğinin yazılı olduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki ilk ihtilaf, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak davacı tarafça, davalı ..."nın çekişme konusu taşınmaza haksız yere müdahale ettiği gerekçesiyle Kaymakamlık nezdinde 3091 sayılı Kanun uyarınca yaptığı 15.08.2002 tarihli şikayet ile başlamış olup, kaymakamlık men dosyasında beyanına başvurulan satıcı ... (22.08.2002 tarihli beyanında), dava konusu yeri ..."e kendisinin sattığını ve parasını peşin aldığını, mütecaviz ..." nın kendisinni torunu olup bu yer ile ilgi ve alakasınun bulunmadığını beyan etmiş ve 26.08.2002 tarihli ve 2002/36 sayılı Kaymakamlık kararı ile mütecaviz ..." nın müdahalesinin men"ine ve yerin mahallen muteriz ..." e teslimine karar verilmiş ve bu men kararı 30.08.2002 tarihinde infaz edilmiştir. Akabinde söz konusu men kararına rağmen ..."nın taşınmazdaki müdahalesine son vermediği iddiasıyla, 18.09.2002 tarihinde zilyetliğin korunması istemli olarak eldeki dava açılmıştır. Bundan ayrı olarak bu dosyadaki yargılama devam ederken, yine ... ve müşterekleri tarafından, ... aleyhine savcılık nezdinde şikayette bulunulmuş ve senet satıcısı ..., 11.10.2002 tarihli savcılık beyanında da, bahse konu yeri ..." e sattığını, parasını aldığını ve satış sözleşmesini hür iradesi ile imzaladığını" beyan etmiş ve bu savcılık dosyası da takipsizlikle sonuçlanmıştır (Erdemli Cumhuriyet Başsavcılığı 11.10.2002 tarih ve 2002/2148 hazırlık - 2002/1119 karar sayılı takipsizlik kararı). Bundan sonra davacının bayii olan ..., davacı ..."a önce noter kanalıyla 14.7.2003 tarihinde ihbarname göndererek (önceki beyanlarının aksine) bu kez de sözleşmede yazılı parasal taahhütlerini yerine getirmediğinden bahisle sözleşmeyi feshettiğini bildirmiş, sonrasında ise 30.4.2004 tarihinde ... aleyhine 01.04.2002 tarihli satış senedinin geçersiz olduğunun ve akdin haklı sebeplerle feshedildiğinin tespiti istemiyle Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi" nin 2004/165 Esas sayılı dava dosyasıyla dava açmış ve yargılama sonucunda ..."nın Cumhuriyet Başsavcılığı" nın 11.10.2002 tarih ve 2002/2148 Hazırlık - 2002/1119 karar sayılı takipsizlik dosyasındaki beyanlarına atıf yapılarak davanın reddine karar verilmiş ve bu karar kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Her ne kadar Mahkemece, dosya içerisinde mevcut 11.11.2003 tarihli zilyetlik devir sözleşmesine atıf yapılmış ise de, bu satış sözleşmesinin incelenmesinde, satıcısının yine ..., alıcısının ise iş bu dosya davalıları olan ... ve ... olduğu ve anılan satış senedininde aynı taşınmaza ilişkin olduğu anlaşılmış olup, senet satıcısı ... aynı yeri daha önce davacı ..." e 01.04.2002 tarihli satış senedi ile satıp senet içeriğine göre zilyetliği de alıcısına devrettiğine; bir başka ifade ile, satış ve zilyetliği devir ile dava konusu taşınmaz üzerinde satış ve devir tarihi olan 01.04.2002 tarihi itibariyle zilyetliğe dayalı tasarruf hakkı kalmadığına göre, 11.11.2003 tarihli senede değer verilmesi mümkün hukuken bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu taşınmazların 2002 tarihinde davacıya satılarak zilyetliğinin teslim edildiği tarihten, 3402 sayılı Kanun"un Ek-4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu tespiti çalışmalarına kadar davalı yanca fiilen tasarruf edildiği ve üzerindeki muhdesatlarında davalı tarafça tesis edildiği de sabit olup, uyuşmazlığın 4721 sayılı TMK" nın 981 ve 987. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. TMK"nın 982. maddesinde, zilyetliği gaspedilen kimsenin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren iki aylık süre içersinde dava açabileceği düzenlenmiş olup, davacı tarafta önce 15.08.2002 tarihinde 3091 sayılı Kanun uyarınca zilyetliğinin korunmasını idari yoldan talep etmiş; buna rağmen davalı tarafın müdahalesini sonlandırmadığından bahisle 18.09.2002 tarihinde de eldeki dava açılmıştır.
TMK" nın (zilyetliğin korunmasına ilişkin) 981 ve devamı maddelerinde söz konusu edilen, kişinin o an için ihlal edilen üstün zilyetliğinin korunmasıdır. Bununla güdülen amaç, o an için bozulan kamu düzeninin sağlanması ve eski haline getirilmesidir. Davacı, anılan yasanın zilyede vermiş olduğu haklardan, idari yoldan koruma (3091 sayılı Kanun"a göre) ve dava hakkını süresi içerisinde kullanmış olduğu gibi; TMK" nın 2. maddesine göre de, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı ifade edilmiştir. Nitekim somut olayda, davalı taraf ve davacının da bayii olan ... arasında düzenlenen 11.11.2003 tarihli ikinci satış senedinin düzenlendiği tarih itibariyle dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğu hususu davalı tarafça da kabul edilmiştir. Buna göre davalı tarafın 2002 yılında başlayan fiili zilyetliğinin hakka dayalı olmadığı, ... tarafından davacı ..." a 01.04.2002 tarihli senet ile zilyetliği devir ve teslim edilen yeri zaptetmek suretiyle zilyetliğin başladığı anlaşılmıştır. Yine davalılar ile satıcı ... arasında düzenlenen sonraki tarihli sözleşme, satıcı... tarafından, kendisinin önceki beyanlarıyla çelişki oluşturacak şekilde, davacı ..." a ihbarname gönderip akabinde (haklı sebebe dayanmadığı temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen) senet iptali istemiyle dava açması gibi hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde de, davalı tarafın zilyetliğinin haklı bir sebebe dayanmadığı ve senet satıcısı ... ve davalıların yargılama sırasındaki tutumlarının kötü niyetli olduğu kuşkusuzdur. Mahkemece, davalı tarafın kötü niyetli olmasının, 6292 sayılı Kanunun 6. maddesinin lafzı ve ruhu açısından önem arz etmediği ve yasa maddesinde "kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişiler" haksahibi sayıldığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, anılan kanun hükmünün bu derece lafzi olarak yorumlanması doğru değildir. Zira bu tür bir yorum, TMK" nun 2. maddesine aykırı olacak şekilde bir hakkın açıkça kötüye kullanılması durumunun hukuk düzenince korunması sonucunu doğuracaktır. Tüm bu nedenlerle somut olayda, taşınmazı önceki zilyedinden zilyetlik hakları ile birlikte devir ve teslim alan davacı ..."i n taşınmazın senet içeriğine göre devir ve teslim alındığı 01.04.2002 tarihi itibariyle başlayan zilyetliğinin de korunması gerekmektedir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, çekişmeli taşınmazların kullanıcısının davacı ... olduğunun, ancak üzerinde bulunan muhdesat niteliğindeki ağaçların (limon ve zeytin) ise davalılar ... ve ..."e ait olduğunun beyanlar hanesine şerh edilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup davacı ... vekilinin temyiz itirazları açıklanan bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine,
yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.02.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.