Hukuk Genel Kurulu 2017/1823 E. , 2020/237 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince tüketici mahkemesi sıfatıyla verilen davanın kabulüne ilişkin 13.11.2014 tarihli ve 2014/612 E., 2014/797 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2015/3468 E., 2015/3192 K. sayılı kararıyla bozulmuş, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2. Hukuk Genel Kurulunca yapılan ön inceleme sonunda gereği görüşüldü:
3. 1 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanun’un 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.
4. Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi;
" (1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.
5. Yukarıdaki madde metninden, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.
6. Bilindiği üzere, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL; yine yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1. maddesinde aranan parasal sınırı da altı milyar TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır.
7. Direnme kararının verildiği 09.02.2015 tarihinde bu miktar 2.080TL’dir.
8. 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
9. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, yerel mahkemenin, Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.
10. Yeri gelmişken eldeki davada temyize konu alacak miktarının ne olduğunun açıklanmasında yarar vardır.
11. Davacı eldeki dava ile davalı bankanın konut kredisi kullanımı sırasında kendisinden dosya masrafı, ipotek fek ücreti vb. isimler altında ve haksız şekilde kesildiğini ileri sürdüğü toplam 4.215,51TL’nin iadesini talep etmiş, mahkemece davanın kabulüne ilişkin karar Özel Dairece davalının sair tüm itirazları reddedilerek salt 170,51TL ipotek tesis ücreti yönünden davalı bankanın 125TL’lik harcama makbuzu sunduğu dikkate alınarak bu belge üzerinde durulması ve sonucuna uygun karar verilmesi gerektiği göz ardı edilerek bu alacak kalemi yönünden de davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya karşı verilen direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiş olup kabule ilişkin kararın 170,51TL dışındaki kısmı temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Bu hâliyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın yalnızca ipotek tesis ücreti adı altında kesilen ve direnme kararı tarihi itibariyle kesinlik sınırı altında kalan bu meblağın iadesi isteminin kabulü noktasında bulunduğu gözetildiğinde temyiz itirazlarının incelenmesi miktar yönünden mümkün bulunmamaktadır.
12. Hâl böyle olunca, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi gerekir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, 26.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.