
Esas No: 2016/1355
Karar No: 2020/241
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/1355 Esas 2020/241 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Diyarbakır 2. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 23.10.2012 tarihli dava dilekçesinde; pozisyonu dışında çalışmasına rağmen müvekkiline toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin (e) bendinin 1. fıkrasında belirtilen seyyar görev tazminatının ödenmediğini belirterek 22.10.2007-14.11.2011 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ait seyyar görev tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 21.11.2012 tarihli cevap dilekçesinde; 01.03.2011-28.02.2012 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin (e) bendinin son cümlesinin "Bu işçilere araziye çıkmaları halinde 6245 sayılı Kanunda belirtilen esaslar dâhilinde hak kazanacağı seyyar görev tazminatı da ödenir." şeklinde düzenlendiğini, bu açıklayıcı düzenlemenin işçilerin kazanılmış haklarını ortadan kaldırmadığını, önceki toplu iş sözleşmelerinde yer alan ilgili maddenin yanlış anlaşılması nedeniyle yapılan bu düzenleme ile arazide görev yapan işçilere seyyar görev tazminatının ödeneceğinin, araziye çıkılmaması durumunda ise ödenmeyeceğinin kararlaştırıldığını, belediye hudutları haricinde ve belirli bir görev sahası dâhilinde seyyar olarak yaptırılan görevin gerektirdiği masrafın karşılığı olarak seyyar görev tazminatının ödendiğini, seyyar görevli olarak çalışan işçinin kadro ve unvanı her yılın başında belirlenerek Maliye Bakanlığınca vize edildiğini, bu tazminatın ödenmesi ile ilgili toplu iş sözleşmesinin 50. maddesinin esas alınması gerektiğini, müvekkili bünyesinde çalışırken İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı ilköğretim okulunda, hizmetli olarak görevlendirilen davacının işi gezici nitelikte olmadığından seyyar görev tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 25.02.2013 tarihli ve 2012/936 E., 2013/109 K. sayılı kararı ile; davacının davalı bünyesinde çalışmakta iken 22.10.2007 tarihinde İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okulda çalıştırılmaya başladığı ve bu şekilde kendi pozisyonu dışında başka bir pozisyonda çalıştırıldığı, toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin son cümlesinde yer alan farklı pozisyonda çalıştırılan işçiye seyyar görev tazminatı ödenmesi gerektiğine ilişkin düzenlemenin toplu iş sözleşmesine farklı pozisyonda çalıştırmak suretiyle hak kaybına neden olunmaması için konulduğu, davacının farklı pozisyonda çalıştırılması nedeniyle seyyar görev tazminatı yönünden hak kaybına uğradığı, toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin (e) fıkrası gereğince seyyar görev tazminatı ödenmesi için işçinin farklı pozisyonda çalıştırılmasının yeterli olduğu , önceki toplu iş sözleşmelerindeki hükmün işçi lehine olduğu, dolayısıyla 3. dönem Toplu İş Sözleşmesinin imzalandığı 16.04.2012 tarihine kadar önceki sözleşmenin yürürlükte olacağı, davalı bünyesinde çalışmaktayken İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bir okulda 22.10.2007 tarihinden itibaren çalıştırılmaya başlanan davacının davalının da kabulünde olduğu üzere farklı pozisyonda çalıştırıldığı anlaşıldığından davacıya toplu iş sözleşmesinin 26 maddesinin (e) bendinin son cümlesindeki açık düzenleme gereğince seyyar görev tazminatı ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 14.10.2014 tarihli ve 2014/26827 E., 2014/27762 K. sayılı kararı ile; “…Toplu iş sözleşmesinde seyyar görev tazminatı açıkça araziye çıkma şartına bağlanıp hak kazanma bakımından 6245 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine atıfta bulunulmuştur. Şu halde toplu iş sözleşmesine göre konunun incelenerek araziye çıkma ve atıfta bulunulan anılan Kanun’daki seyyar görev tazminatına hak kazanma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılıp sonucuna göre davacının bu döneme ilişkin talebinin değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalıdır.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı :
9. Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 04.06.2015 tarihli ve 2015/245 E., 2015/380 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle ve Yargıtay bozma kararında belirtilen toplu iş sözleşmesi hükmünün 16.04.2012 tarihinde imzalanan 01.03.2011-28.12.2013 tarihleri arasını kapsayan 3. dönem Toplu İş Sözleşmesinin 26. maddesinin (e) fıkrasının son cümlesinde geçtiği, önceki toplu iş sözleşmelerinde ise bu cümlenin "Ayrıca işçi lehine olan Primler ve Seyyar görev tazminatı da ödenir." şeklinde olduğu, 6245 sayılı Kanuna yapılan herhangi bir atıf bulunmadığı, davacının talebinin 22.10.2007-14.11.2011 tarihleri arasına ilişkin olduğu, 3. dönem toplu iş sözleşmesinin 16.04.2012 tarihinde imzalanması nedeniyle önceki toplu iş sözleşmesinin 16.04.2012 tarihine kadar yürürlükte olacağı ayrıca benzer nitelikteki dosyaların Yargıtayca onanarak kesinleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda seyyar görev tazminatının davaya konu toplu iş sözleşmesinde açıkça araziye çıkma şartına bağlanıp bağlanmadığı ve hak kazanma bakımından 6245 sayılı Harcırah Kanununa atıfta bulunup bulunulmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Toplu iş sözleşmesi işçi kuruluşları ile işveren kuruluşları veya işveren arasında iş (hizmet) sözleşmesine uygulanabilecek çalışma şartlarını belirleyen ya da düzenleyen sözleşmedir. Toplu iş sözleşmesi işçilerle işverenler arasındaki iş ilişkisini değil, sadece bir veya birçok işyerinde, bir işletmede ya da işkolunda uygulanabilecek çalışma/çalıştırma şartlarını düzenlemektedir. Öte yandan toplu iş sözleşmesi onu bağıtlayanlar arasında hukuki ilişkiler doğurmaktadır (Narmanlıoğlu, Ü.: İş Hukuku II Toplu İş İlişkileri, 2. Baskı, Mayıs 2013, s:292).
13. Nitekim 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu"nun (6356 sayılı Kanun/Kanun) 2. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendindeki tanıma göre, toplu iş sözleşmesi; iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmeyi ifade etmektedir.
14. Kanunun 33. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında 2. maddesindeki tanıma uygun düzenlemelere yer verilmiş ve toplu iş sözleşmesinin, iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hükümleri içereceği ayrıca tarafların karşılıklı hak ve borçları ile sözleşmenin uygulanması, denetimi ve uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yollara ilişkin düzenlemelere yer verilebileceği belirtilmiştir.
15. Bu durumda toplu iş sözleşmeleri tarafların hakları ve borçları yanında asıl ve ağırlıklı olarak iş sözleşmelerine uygulanacak (normatif) hükümleri içermektedir. Normatif hükümler emredici kanun hükmü gibi kapsamına aldığı iş sözleşmelerine uygulanırlar. Buradan çıkan sonuç ise, iş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı olamayacağıdır. İş sözleşmesindeki toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerin yerini toplu iş sözleşmesi hükümleri alacaktır. Toplu iş sözleşmelerine kanunen belirlenen amacı içinde kalmak ve kesin emredici nitelikteki kanun hükümlerine aykırı bulunmamak şartı ile iş sözleşmelerinin yapılmasına, türlerine, şekillerine, çalışma şartlarına ve iş sözleşmelerinin sona ermesine ilişkin hükümler konulması mümkündür.
16. Toplu iş sözleşmesi ile taraflar hizmet (iş) sözleşmeleri için belli bir şekil şartı koyabilecekleri gibi, bazı kimselerle sözleşme yapılmamasını ya da yapılmasını, bazı kimselerin öncelikle işe alınmasını kararlaştırabilirler. Yine toplu iş sözleşmesi akdeden taraflar iş sözleşmesinin muhtevasına ilişkin olarak ücret, ücretin ekleri, fazla çalışma, dinlenme hakları özellikle tatil ve izinler ve diğer işçilik hakları konularında düzenlemeler yapabilecekleri gibi iş sözleşmesinin sona ermesi nedenleri, özellikle fesih yetkisinin sınırlanması ve feshe bağlanan kanuni sonuçlar hakkında da toplu iş sözleşmesine hüküm koyabilirler (Narmanlıoğlu, s;357).
17. Toplu iş sözleşmesi ile iş sözleşmelerine ilişkin olmak üzere hükümler konulması mümkün ise de, konulacak hükümlerin kanunların emredici hükümlerine aykırı olamayacağı açıktır. Ancak burada sözü edilen kanunun emredici hükümlerini mutlak emredici hükümler olarak anlamak gerekir. Örneğin toplu iş sözleşmesi ile kıdem tazminatı tavanının değiştirilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak nispi emredici hükümlerin yani işçi lehine konulan hükümlerin aksinin toplu iş sözleşmesi ile işçi lehine değiştirilmesi mümkündür. Örneğin mevsimlik işçilerin yıllık izin hakkı olmadığına dair 4857 sayılı İş Kanunu"nun 53/3. maddesinin aksine bir düzenleme yapılarak mevsimlik işçilere yıllık izin hakkı tanınması toplu iş sözleşmesi ile kararlaştırılabileceği gibi, yine 4857 sayılı İş Kanunu"nun 17. maddesindeki ihbar süreleri işçi lehine arttırılabilecektir.
18. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirildiğinde; davacı vekili, müvekkilinin pozisyonu dışında çalışmasına rağmen toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin (e) bendinin 1. fıkrasında belirtilen seyyar görev tazminatının ödenmediğini belirterek bahsi geçen tazminatın tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili ise; 01.03.2011-28.02.2012 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin (e) bendi ile işçilerin araziye çıkmaları hâlinde seyyar görev tazminatının ödeneceği hususunun düzenlendiğini, bu tazminatın ödenmesi ile ilgili yine aynı dönem toplu iş sözleşmesinin 50. maddesinin esas alınması gerektiğini, önceki dönemlere ait toplu iş sözleşmelerindeki ilgili maddenin yanlış anlaşılması nedeniyle son düzenlemenin yapıldığını, müvekkili bünyesinde çalışırken İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı ilköğretim okulunda, hizmetli olarak görevlendirilen davacının işi gezici nitelikte olmadığından seyyar görev tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
19. Bununla birlikte, dosya kapsamından, davacının davalı bünyesinde çalışmaktayken İl Milli Eğitim Bakanlığına bağlı il merkezinde bulunan ilköğretim okulunda görevlendirildiği anlaşılmaktadır.
20. Bundan başka, Türk Ağır Sanayi ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası ile Türkiye Yol, Yapı, İnşaat İşçileri Sendikası arasında imzalanan 01.03.2007-28.02.2009 ve 01.03.2009-28.02.2011 yürürlük süreli Toplu İş Sözleşmelerinin “işçinin pozisyonunda çalıştırılması” başlıklı 26. maddesinin (e) bendinde; “Tayin edildikleri pozisyon dışında bir pozisyonda görevinde çalıştırılan işçilerin, tayin edildikleri pozisyona nazaran, aynı hizmet bölümü içerisinde eş veya daha yüksek dereceli pozisyonda çalıştırılmaları hâlinde, çalıştırıldıkları günlere münhasır olmak üzere gündeliğinden ayrı olarak günde 9Kr. ödenmeye devam edilir. Ayrıca işçi lehine olan primler ve seyyar görev tazminatı da ödenir.” hükmü bulunmaktadır.
21. Öte yandan, yukarıda sözü edilen toplu iş sözleşmesinden sonra akdedilen 01.03.2011-28.02.2013 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin “işçinin pozisyonunda çalıştırılması” başlıklı 26. maddesinin (e) bendi ise; “Tayin edildikleri pozisyon dışında bir pozisyonda görevinde çalıştırılan işçilerin, tayin edildikleri pozisyona nazaran, aynı hizmet bölümü içerisinde eş veya daha yüksek dereceli pozisyonda çalıştırılmaları hâlinde, çalıştırıldıkları günlere münhasır olmak üzere gündeliğinden ayrı olarak günde 10Kr. ödenmeye devam edilir. Ayrıca işçi lehine olan primler ödenir. Bu işçilere araziye çıkmaları hâlinde 6245 sayılı Kanunda belirtilen esaslar dâhilinde hak kazanacağı seyyar görev tazminatı da ödenir.” şeklinde düzenlenmiştir.
22. Bu itibarla, 01.03.2007-28.02.2009 ve 01.03.2009-28.02.2011 yürürlük süreli toplu iş sözleşmelerinde, işçilerin seyyar görev tazminatına hak kazanmasında araziye çıkma şartı aranmazken 01.03.2011-28.02.2013 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi ile araziye çıkma şartının arandığı anlaşılmaktadır.
23. O hâlde, davacının toplu iş sözleşmesinin yürürlük tarihi olan 01.03.2011 tarihine kadar olan çalışma dönemine ilişkin seyyar görev tazminatına hak kazandığı, 01.03.2011 tarihinden sonra ise fiilen araziye çıkmadığı anlaşıldığından bu tarihten sonra seyyar görev tazminatı alacağının bulunmadığı kabul edilmelidir.
24. Ayrıca, davacı tarafça 22.10.2007-14.11.2011 çalışma dönemine ait seyyar görev tazminatının ödenmesi talep edildiğine göre, mahkeme tarafından 22.10.2007-01.03.2011 tarihleri arasında davacıya seyyar görev tazminatı adı altında ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, ödeme yapıldığı anlaşıldığı takdirde hesaplanan miktardan mahsup edilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.
25. Öyle ise, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
26. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının 2007 öncesi ve sonrası dönemlerde ne gibi bir pozisyon değişikliği olduğunu iddia ve ispat etmediği, davacı işçinin İl Özel İdaresinde görevlendirilmeden önceki dönem için seyyar görev tazminatı istemesinin çelişki içerdiği, davacının tüm çalışma süresinde vasıfsız işçi olarak çalıştığı ve görev yerinin devamlı olarak Diyarbakır il merkezi olduğu, gezici nitelikte görevinin olmadığı, il dışına çıkma veya araziye çıkma gibi bir görevinin de bulunmadığı, toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinin pozisyon değişikliğine, 50. maddesinin ise seyyar görev tazminatının ödenmesiyle ilgili gereken şartlara ilişkin olduğu, pozisyon değişikliğinin seyyar görev tazminatına hak kazanılması için yeterli olmadığı, toplu iş sözleşmesinin 50. maddesinin de dikkate alınması gerektiği, davacının arazide fiilen çalışmadığından seyyar görev tazminatına hak kazanamayacağı, mahkeme tarafından Harcırah Kanunu, Bütçe Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri ile toplu iş sözleşmesinin 50. maddesi ve davacının fiili görevi birlikte değerlendirilmesi ve talep konusu dönem içerisinde yapılan pozisyon değişikliklerinin araştırılması sonucunda seyyar görev tazminatı şartlarının varlığı bulunuyorsa davanın kabulüne yoksa reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.
27. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda belirtilen bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ile BOZULMASINA,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, seyyar görev tazminatının, davaya konu toplu iş sözleşmesinde açıkça araziye çıkma şartı bağlanıp bağlanmadığı ve hak kazanma bakımından 6245 sayılı Kanuna atıfta bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Somut olayda davacı 1981–2009 yılları arasında Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğünde çalışmış, 15.08.2009–17.11.2011 tarihleri arasında da il özel idaresinde görevlendirilmiş olup 19.11.2009 tarihinden itibaren de Karayolları nezdinde çalışmaya devam etmiştir. Davacı dava dilekçesinde 20.10.2006–14.11.2011 tarihleri arasında pozisyonu dışında çalışmasına rağmen seyyar görev tazminatının ödenmediğini iddia etmesine rağmen 22.10.2007–14.11.2011 çalışma dönemine ait seyyar görev tazminatının tahsiline ilişkin bu davayı açmıştır.
Davacının gerek dava dilekçesinde gerekse yargılama aşamasındaki beyanlarında, dava konusu edilen ve Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğü nezdinde çalıştığı 22.10.2007 - 15.08.2009 tarihleri arasındaki dönem için de pozisyon değişikliği nedeniyle seyyar görev tazminatı istemişse de, davacı 2007 öncesi dönemle 2007 sonrası dönemde Köy Hizmetlerinde çalıştığı süre içinde ne gibi bir pozisyon değişikliği olduğunu iddia ve ispat etmiş değildir. Davacı İl Özel İdaresinde görevlendirildiği için pozisyon değişikliği iddiasında bulunduğu hâlde, İl Özel İdaresinde görevlendirilmeden önceki 22.10.2007–15.08.2009 dönemleri için de seyyar görev tazminatı istemesi, davacı tarafın iddilarıyla da çelişkili olup öncelikle bu süre ile ilgili talebin reddine karar verilmesi gerekirdi.
Davacı gerek Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğünde gerek İl Özel İdaresinde ve gerekse İl Özel İdaresinin görevlendirmesiyle İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullardaki görevi sırasında vasıfsız işçi olarak çalışmış yani seyyar görevi gerektiren bir işte çalışmış değildir. Davacı tarafın çalıştığı görev yeri devamlı olarak Diyarbakır il merkezidir. Gezici görevi yoktur. Yine il dışına çıkma ve araziye çıkma görevi de yoktur. Dosya içerisinde bulunan İl Milli Eğitim Müdürlüğü yazısında; İl Milli Eğitim Müdürlüğü emrinde geçici görevli bulunan işçilerden hiçbirinin fiilen gezici olarak görevlendirilmesinin yapılmadığı, tamamının görevlendirildikleri okul ve kurumlarda temizlik yapmak üzere görevlendirildiği, bu işçilerden hiçbirinin görev yaptığı mahallinin dışında çalıştırılmadıkları, bu nedenle 6245 sayılı Yasa hükümleri içerisinde seyyar görev tazminatı ödemesi gerektirecek herhangi bir çalışma yaptırılmadığı bildirilmiştir.
Davacı, davaya konu talebin dayanağı olarak toplu iş sözleşmesinin 26/1-e ve 26/2 fıkralarına dayanmaktadır. Toplu iş sözleşmesinin 26/1-e bendi çok açık olarak düzenlenmiştir. Madde başlığı işçinin pozisyonunda çalıştırılmasına ilişkindir ve bu maddede işçinin tayin edildiği pozisyon dışında bir pozisyonda çalıştırılması hâlinde günlük 9 kuruş ödeneceği düzenlenmiştir. Yani davacı dava dilekçesinde pozisyon dışında çalıştırıldığı için bu nedenle seyyar görev tazminatı talep edildiğini belirtmiştir. Toplu iş sözleşmesinin 26/2 fıkrasında ise ayrıca işçi lehine olan primler ve seyyar görev tazminatı ödeneceği düzenlenmiştir. Yine toplu iş sözleşmesinin 50. maddesinde, madde başlığı yolluk ve seyyar görev tazminatı olarak belirtilerek "yolluk ve seyyar görev tazminatı konusunda Harcırah Kanununu, Bütçe Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine göre ödeme yapılır. Toplu iş sözleşmesine göre belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan ve fiilen çalıştıkları pozisyonlarında seyyar görevli olarak vize edilmiş işçilere mevzuat çerçevesinde seyyar görev tazminatı ödenir." şeklinde düzenleme söz konusudur.
Dava konusu yapılan seyyar görev tazminatının hak edilip edilmediği konusunda toplu iş sözleşmesi 26. madde ile 50. maddenin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Toplu iş sözleşmesi 50. maddesinde seyyar görev tazminatı hak kazanılma şartları düzenlenmiştir. 26. madde pozisyon değişikliğine ilişkin olup, pozisyon değişikliği hâlinde yapılacak ödeme de bu maddede düzenlenmiştir. Yine bu maddede ayrıca seyyar görev tazminatının da ödeneceği düzenlenmekle birlikte bu kez aynı toplu iş sözleşmesinin 50. maddesinin seyyar görev tazminatının ödenmesi için gerekli şartlar belirtilmiş olup sadece pozisyon değişikliğinin, seyyar görev tazminatı hak etmek için yeterli olmadığı açıkça düzenlenmiştir. Toplu iş sözleşmesinde seyyar görev tazminatı başlıklı 50. madde bulunduğundan, seyyar görev tazminatına karar verilirken bu maddeyi ve bu maddede belirtilen yasal mevzuatı ve bu yasal mevzuatta belirtilen şartları dikkate almamak toplu iş sözleşmeye ve yasal düzenlemelere açıkça aykırıdır.
Belediye sınırları dışında fiili çalışma sonucunda hak kazanılabilecek seyyar görev tazminatının, bu çalışmaları yapmayan işçi için bir hak teşkil etmediği, dış görevlerde yani arazide seyyar olarak fiilen çalışmadan talep ettiği seyyar görev tazminatını hak edemeyeceği gerek toplu iş sözleşmesindeki açık düzenleme gerekse yasal mevzuat gereğidir.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, davacının seyyar görev tazminatı talebinin şartlarının bulunup bulunmadığı yönünden Mahkemece araştırma yapılarak karar verilmesi gerektiği yönünde araştırma bozması yapmıştır. Mahkemece yapılması gereken, gerek toplu iş sözleşmesi 50. madde gerekse bu maddede belirtilen Harcırah Kanunu, Bütçe Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri ile davacının fiilen görev durumu değerlendirilerek, bu mevzuat çerçevesinde şartları varsa seyyar görev tazminatı talebini kabul etmek, şartları yoksa reddetmesi gerekirken Toplu İş Sözleşmesi 50. madde ve bu maddede belirtilen yasal düzenlemelere aykırı olarak kararında direnmesi, belirtilen yasal mevzuata uygun değildir. Bu nedenlerle Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin araştırma yapılmasına yönelik bozma nedenleri yerinde olmakla birlikte ayrıca davacının İl Özel İdaresi başkanlığında görevlendirildiği 15.08.2009 tarihinden önceki dönem olan talep konusu 22.10.2007-15.08.2009 tarihleri arasında çalıştığı Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğündeki dönemlerle ilgili olarak bu tarihler arasında daha önceki tarihlerden farklı olarak ne gibi pozisyon değişkilği yapıldığı da araştırılarak sonucuna göre karar vermesi için Mahkeme kararının bozulması gerekirken sadece 01.03.2011 tarihinden sonraki dönemi hak etmediği gerekçesiyle yapılan bozmaya ilişkin saygıdeğer çoğunluk görüşüne katılamamaktayız.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.