
Esas No: 2019/672
Karar No: 2020/244
Karar Tarihi: 04.03.2020
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/672 Esas 2020/244 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “mülkiyetin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişiklik öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip, dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 23.05.2014 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılar murisi ..."un kardeş olduklarını, babaları muris ..."un 1974 yılında vefat ettiğini, vefatından sonra müvekkili ve diğer mirasçıların terekede yer alan gayrimenkulleri 17.06.1986 tarihli ve 1982/453 E., 1986/763 K. sayılı hüküm ile ortaklığın giderilmesi yoluyla paylaştıklarını, kök muris ..."un 1949-1950 yılında Yervant Portakal"ın gerçekleştirdiği müzayedede satın aldığı ünlü ressam ...Bey’in, 1882 tarihinde tuval üzerine yağlıboya olarak resmettiği "Cami Önü" konulu eserinin ölümüne kadar ve hatta ölümünden sonra bir süre daha babaları ..."a ait evde saklandığını, ..."un vefatından sonra, miras paylaşımı yapılırken mirasçılardan müvekkili ile ağabeyi ... ve anneleri ... tarafından tablonun bir aile değeri olarak saklanması ve tablonun eşit paylarda ortak bir mülk olmaya devam etmekle birlikte, ağabey ..."un evinde asılı durmasına, tablo ile ilgili geleceğe dönük bütün kararların varisler tarafından ortak alınmasına karar verilmesi nedeniyle dava konusu tablonun, paylaşıma tabi tutulmadan mirasçılar açısından elbirliğiyle mülkiyet hâlinde bugüne kadar muhafaza edildiğini ve anlaşmaya sadık kaldıklarını, mirasçılardan ..."un 1990 yılında, ..."un 25.12.2011 yılında vefat ettiğini, davalılar murisi ..."un vefatından sonra mirasçılarının tabloyu açık artırma ile satmaya çalıştıklarını, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/23 D. İş sayılı dosyası kapsamında 15.05.2014 tarihinde tedbir kararı verildiğini, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu"nun ilgili hükümlerine tamamen aykırı olarak tablonun satışının yapılacağını ileri sürerek belirsiz alacak olarak müvekkilinin miras nedeniyle mülkiyet hakkının tespitini talep etmiştir.
5. Davacı vekili Özel Daire bozma kararı sonrası 13.12.2018 tarihli dilekçesi ile; mahkemece verilen karar ile dava konusu tablonun satıldığını, tablo bedelinin yarısının banka hesabına yatırıldığını, dava değerinin belirli olduğunu ve ayrıca huzurdaki davanın tablonun bedelinin yarısı üzerinden alacak davasına dönüştüğünü beyan etmiş ve tamamlama harcını yatırmıştır.
Davalı Cevabı:
6. Davalılar vekili 15.07.2014 tarihli cevap dilekçesinde; eda davasının mümkün olduğu hâllerde kural olarak tespit davasının açılamayacağını, dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, tablonun asgari değerinin satış dosyasında 10.000.000TL olup harcın eksik yatırıldığını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 639/2. maddesi gereğince tüm zamanaşımı sürelerinin dolduğunu, taşınmazların ortaklığın giderilmesi yoluyla, taşınırların ise aralarında yapmış oldukları şifahi ve fiili miras paylaşımı ile murisleri babaları ..."a bırakıldığını, tanık dinlenmesine izin vermediklerini, dava konusu tablonun da 1974 yılından itibaren 40 yıl boyunca kendilerinin mülkiyetinde ve evlerinde kaldığını, müşterek muris babalarının vefatından sonra, yaklaşık 40 yıl boyunca, iki kardeş olan davacı ... ile müvekkillerinin murisi ..."un birbirlerinin evine dahi gitmediklerini, müvekkillerinin tamamen kendilerine ait tablonun mülkiyeti ile ilgili herhangi bir tereddütleri olmadığından tablonun satışının kamuya açık bir şekilde müzayede yolu ile yapılmasını istediklerini, davadaki tüm iddiaların ispat külfetinin davacıya ait olduğunu ve ispat koşulunu yerine getiremediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
7. İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli ve 2014/239 E., 2015/463 K. sayılı kararı ile; tablonun bir aile değeri olarak saklanması ve eşit paylarda ortak bir mülk olmaya devam etmekle birlikte, ağabey ..."un evinde asılı durmasına, tablo ile ilgili verilecek geleceğe dönük bütün kararların varisler tarafından ortak alınmasına karar verildiği iddia edilmiş ise de, tablonun muris tarafından satın alındığı ve ...Bey"in eseri olduğunun ihtilafsız olması karşısında tablonun aile değeri olmayıp terekeye dâhil mal sıfatını taşıdığı, muristen kalan taşınmazların paylaşımı konusunda mahkemeye başvurmaları ve kura ile yapılan taksim kararının bile temyize konu edilmesi, davacı ile davalıların murisi olan kardeşlerin çok iyi olmayan ilişkileri karşısında, murisin ölümünden sonra taşınmazların paylaştırılması için mahkemeye başvurulduğu 1982 yılından bu yana tablo üzerinde hak iddia edilmediği gibi ..."un 2011 yılında vefat ettiği tarihten bu yana da hak iddia edilmemesi ve müzayede yolu ile satışa çıktığı tarihe kadar tablonun davalı tarafından ihtilaf olmaksızın evinde bulundurması birlikte değerlendirildiğinde, davalının elinde bulunan tablonun paylaşıma konu edilmemiş olması iddiasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, muristen kalan tüm malvarlığının paylaşıldığı, taşınır malın zilyedinin onun maliki sayılacağına dair yasal düzenleme karşısında, dava konusu tablonun muris ..."un ölümünden sonra terekenin paylaşılması ve taksim sonucu davalıların murisine intikal ettiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine, müzayede sonucu elde edilecek satış bedelinin ½’sinin bir Devlet bankasına birer ay vadeli bir hesaba yatırılması yönünden ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bu şekilde tablonun müzayede yolu ile satışına izin verilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay 14. Hukuk Dairesince 20.06.2017 tarihli ve 2017/2120 E., 2017/5336 K. sayılı kararı ile; “…Dava, Cami Önü isimli tablonun miras yoluyla intikal etmesi nedeniyle davacının iştirak hâlindeki mülkiyetinin tespiti ve muarazanın önlenmesi istemine ilişkindir. Dava konusu Cami Önü isimli tablonun tarafların müşterek murisi 1311 doğumlu, 18.02.1974 tarihinde ölen ... ..."tan kalmış olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalılar, taksim neticesinde tablonun davacının ağabeyi olan davalı ..."un eşi ve diğer davalıların babası 30.04.1932 doğumlu, 25.12.2011 ölen kendi murisleri Kayhan Kadir Toros"a kaldığını savunmuşlar ise de bir kısım tanıklar taksim olmadığını diğer bir kısım tanıklar taksim konusunda bilgileri olmadığını ifade etmişlerdir. Davalı tanıkları ... ve ..."nin beyanları ve taşınır malın zilyedinin onun maliki sayılacağı şeklindeki karineye dayalı olarak davacının miras payı kapsamında bir avize aldığı, davalılar murisinin ise buna karşılık dava konusu tabloyu aldığı yönündeki beyanlar şüpheye yer vermeyecek şekilde taraflar arasında paylaşım yapıldığını göstermez, mirasçılar arasında zamanaşımı işlemez. Murisin ölümünden sonra mülkiyet gibi zilyetlik de diğer mirasçılara intikal eder. Taksim olmadığı takdirde bir mirasçı diğer mirasçılar adına zilyetliği sürdürmüş sayılır. TMK"nın 676. maddesi gereğince (Eski MK"nın 611. maddesi) mirasçılar arasında yapılmış paylaşım sözleşmesi de bulunmadığından davacının miras payı oranında TMK 599. maddesi (Eski Medeni Kanun 539) gereğince davanın kabulü gerekirken diğer tanık beyanları ile çelişkili olan kesin bir nitelik taşımayan bir kısım tanıkların beyanları ve çok uzun süre bağımsız zilyetlikten söz edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
Taraflar arasındaki 1982/453 Esas - 1986/763 Karar sayılı ortaklığın giderilmesi davasının konusu olan taşınmazlar yönünden paylaşmanın yapılmış olması, dava konusu maddi ve manevi değeri çok yüksek olan tablonun da paylaşmaya konu olduğunu göstermez.
Yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir...” gerekçesi ile karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.04.2019 tarihli ve 2018/401 E., 2019/91 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların müşterek murisi ..."tan intikal ettiği uyuşmazlık dışı olan “Cami Önü” adlı tablonun, kök murisin mirasçıları arasında taksime konu edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümlerinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
14. 03.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 1. maddesinde genel olarak “Geçmişe etkili olmama” kuralı düzenlenmiş ve anılan maddenin 1. fıkrasında, “Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır” hükmü öngörülmüştür.
15. Yine aynı Kanun’un, “Mirasçılık ve Mirasın Geçişi” başlıklı 17. maddesinde, “Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir.” hükmü vaz’edilmek suretiyle; miras, miras bırakanın ölüm günündeki hükümlere tabi kılınmıştır.
16. Bu açık hükümlerden anlaşıldığı üzere, gerçek bir kişinin ölümü ile onun hak ve borçlarının mirasçılarına geçiş şekli ve içeriği hakkında uygulanması gereken hükümler, ölüm olayının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümleridir.
17. Somut olayda kök muris ...’un vefat ettiği 18.02.1974 tarihinde 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (MK) hükümleri yürürlüktedir.
18. 743 sayılı MK’nın 611. maddesinde “…Hisselerin teşkil ve kabzını yahut taksim mukavalesinin akdini mütaakip, taksim; mirasçılar için lüzum ifade eder.
Taksim mukavelesi, yazılı olmadıkça muteber olmaz…” düzenlemesine yer verilmiştir.
19. Aynı Kanun’un 539. maddesinde ise “…Miras açılınca, mirasçılar onun tamamına sahip olurlar. Kanunda açıkça yazılı haller müstesna olmak üzere, mütevaffanın alacakları ve bilcümle hakları ve zilyed bulunduğu malları, mirasçılarına intikal eder ve bu mirasçılar müteveffanın borçlarından şahsan mesul olurlar.
Mansup mirasçıların iktisabı, kendilerini nasbeden muteveffanın vefatından başlar. Kanuni mirasçılar, zilyedlik hükümlerine tevfikan mansup mirasçıların hisselerini teslime mecburdurlar…” hükmüne yer verilmiştir.
20. 743 sayılı MK’nın 6. maddesi “Kanun, hilafını emretmedikçe tarafeynden her biri müddeasını ispata mecburdur.” şeklinde olup, mezkur hüküm 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesinde bir başka biçimde yinelenmiş olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” denilmiştir.
21. Dava konusu tablonun tarafların müşterek murisi 18.02.1974 tarihinde vefat eden ..."tan kaldığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı, tablonun bir aile değeri olarak saklanması ve tablonun eşit paylarda ortak bir mülk olmaya devam etmekle birlikte, ağabey ..."un evinde asılı durmasına, tablo ile ilgili verilecek geleceğe dönük bütün kararların varisler tarafından ortak alınmasına karar verildiğini, davalılar ise taksim neticesinde tablonun davacının ağabeyi, davalı ..."un eşi ve diğer davalıların babası olan kendi murisleri ..."a kaldığını savunmuşlardır.
22. Bu bağlamda uyuşmazlık tablonun fiilen taksim edilip edilmediği noktasında toplanmakta olup, doktrinde ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşe göre, asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Taksime dayanan taraf bu hukuksal olguyu kanıtlamakla yükümlüdür. Somut olayda kanıtlama yükümlülüğünün davalı tarafa (§ 20) ait olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.
23. Kural olarak yöntemine uygun bir taksimin varlığından söz edilebilmesi için, mirasbırakanın ölüm gününden sonra tüm mirasçılarının bir araya gelmeleri, terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının kendi payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçmesi gerekmektedir.
24. Taksim olmadığı takdirde bir mirasçı diğer mirasçılar adına zilyetliği sürdürmüş sayılır. Başka bir anlatımla mirasbırakanın ölümünden sonra ve mirasın taksiminden önce mirasçıların tereke malları üzerindeki zilyetliği iştirak hâlinde bir zilyetlik olarak nitelendirilebilir. Ölenin malvarlığı mirasçılardan sadece birinin elinde bulunuyorsa, bu takdirde o mirasçı yalnız kendisi için değil, fakat diğer mirasçılar içinde zilyetliği muhafaza etmektedir. Sonuç olarak tereke malları üzerinde fiili hakimiyeti olsun veya olmasın mirasçılardan her biri hukuki zilyet durumundadır ve zilyetliğin korunması hükümlerinden faydalanabilir (İmre, Z. / Erman, H.: Miras Hukuku, 5. Baskı, İstanbul 2017, s.347).
25. Davalı iddiasını ispat için tanık deliline dayanmıştır. Taksimin varlığı konusunda dinlenilen tanıklardan davalı tanığı ..., davalı ..."in hemşirelik okulundan arkadaşı olduğunu, muris ... öldüğü zaman paylaşım konusunu sorduğunda, eşi Kayahan da yanında iken davalı ..."in ..."in karısı için ""…gelin avizeleri beğendi aldı. Bu tablo da bize kaldı…” dediğini, kendisinin sanat tarihi okuduğu için ...tablosu olarak bu tabloya baktığını, bir değeri olduğunu, davacının eşini tanımadığı için tablonun değerini anlayıp anlamadığını bilemediğini, bunun dışında diğer malları nasıl paylaştıklarını bilmediğini, Ayten"in davacı ..."in eşi için daha çok şey aldığını söylediğini beyan etmiştir.
26. Davalı tanığı ...; davalı ..."in kardeşi olduğunu, murisin ölümünden sonra 1974 yılında kardeşlerin mal paylaşımı yaptığını, yapılan mal paylaşımı sırasında davacının o dönemde daha değerli olan avizeyi tercih ettiğini, tablonun davalı tarafta kaldığını, tablonun değerinin 1990 yılından sonra anlaşıldığını, kardeşlerin arasının iyi olmadığını, murisin ölümünden sonra annelerinin alt kattan üst kata taşındığını ve davalı tarafa "bizim eşyaları aldık, sizinkiler de evde gidin alın" dediğini beyan ettiği görülmüştür.
27. Davacı tanıklarının beyanlarına gelince; davacı tanığı ...; davacı ve davalıların murisi ile eşinin amca çocukları olduğunu, aileyi evlendikten sonra tanıdığını, 1964 yılında evlendiğinde dava konusu tablonun ..."un evinin duvarında asılı olduğunu, tablonun paylaşımına ilişkin bilgiye sahip olmadığını, davacı ile davalıların murisi Kayahan arasında bir sorun olmadığını, ancak eşleri arasında zaman zaman problem olduğunu, avizeden haberi olmadığını, paylaşımları kendi aralarında yaptıkları için bilgiye sahip olmadığını, muris Zeki ile bu resim ve evdeki diğer küçük tablolar konusunda zaman zaman sohbet ettiklerini, o dönemde de resmin değerinin bilindiğini söylemiştir.
28. Davacı tanığı ...; davacı ..."in 52 yıllık arkadaşı olduğunu, davalıların murisi Kayahan"ı ise ölmeden önceki son döneminde tanıdığını, kardeşler arasında en ufak bir sorun olduğunu duymadığını, bir araya geldiklerinde görüşüp, birbirlerine saygı duyduklarını, miras paylaşımına, tablonun geleceğine ilişkin bilgiye sahip olmadığını söylemiştir.
29. Davacı tanığı ...; davacının kızı olduğunu ve kök muris öldüğünde 8 yaşında olduğunu ve mal paylaşımı sırasında dava konusu edilen tablonun aile içinde muhafaza edilmesi konusunda anlaştıklarını, o tarihten sonraki zamanda sürekli konuşulduğu için hatırladığını, babası ve davalıların murisi amcasının ve amcasının ölümünden sonra eşi Ayten"in aynı apartmanda oturduklarını, karşılaşıldığında selamlaşma olduğunu, ancak birbirlerinin evine gidilmediğini, tablonun muhafazası konusunda babası ve amcası Kayahan"ın 1977-1978 yılında bir konuşmaları sırasında tablonun muhafaza edildiği şekilde amcasında durmaya devam etmesi konusunu konuştuklarını, muristen kalan başka tablo hatırlamadığını, ancak murise ait olan hatların paylaşıldığını, tablonun satışının düşünülmediğini ve bu şekilde muhafazası konusunda karar alındığını beyan etmiştir.
30. Taraflar arasında görülen Beyoğlu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1982/453 E., 1986/763 K. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında, ortaklığın giderilmesi davasına konu olan taşınmazlar mahkeme kanalı ile paylaşılmıştır.
31. Bu açıklamalardan hareketle, kural olarak usulüne uygun bir paylaşma (bkz. (§23, §24) İmre/Erman, s. 462 vd.; Dural, M./Öz, T.: Türk Özel Hukuku, Cilt IV, Miras Hukuku, 2. Baskı İstanbul 2003, s. 460-465; Antalya, O. G.: Miras Hukuku 3. Baskı, İstanbul 2015, s. 429 vd.) yapılmadıkça bir ya da birden fazla mirasçının tereke malları üzerinde uzun süre zilyet olmasının taksimin başlı başına kanıtı olamayacağı ilkesi, kök muristen kalan dava dışı taşınmazların ortaklığın giderilmesi davasında mahkemece kura ile paylaştırılması ve somut olayda taksim hususunda dinlenen tanıkların da soyut ve kesin nitelik taşımayan beyanları birlikte değerlendirildiğinde; kök murisin tüm mal varlığının taksime tabi tutulmadığı, ezcümle maddi ve manevi değeri çok yüksek olan dava konusu tablonun taksime konu edilmediği anlaşılmaktadır.
32. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tablo üzerinde 1982 yılından bu yana davacı tarafça hak iddia edilmediği, davalının elinde bulunan tablonun paylaşılmadığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, taşınır malın zilyedinin onun maliki sayılacağına dair yasal düzenleme ile birlikte değerlendirildiğinde hükmün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
33. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
34. Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak 04.03.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.