
Esas No: 2017/774
Karar No: 2018/502
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/774 Esas 2018/502 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 3-6
Sanık ..."nin görevi kötüye kullanma suçundan TCK"nın 257/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2010 tarihli ve 155-220 sayılı kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 25.03.2013 tarih ve 5778-2157 sayı ile;
"Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15/01/2013 gün ve 2012/1424 Esas, 2013/4 sayılı Kararı ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 90. maddesindeki "Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtay’ın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hakim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır." hükmü uyarınca son soruşturmada görevli mahkemenin saptanması bakımından; Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince son soruşturmanın açılması kararının verildiği 09/07/2010 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi bulunan Düzce adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı anlaşılan sanığın anılan tarihte Ağır Ceza Mahkemesi heyetine dahil olup olmadığı konusunda Düzce Cumhuriyet Başsavcılığından işbölümü ve görevlendirme belgelerinin temini ve sanığın birinci sınıfa ayrılıp ayrılmadığı hususunun da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan sorulup tespiti gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
Bozma kararına uyan Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 27.09.2013 tarih ve 186-161 sayı ile; son soruşturmanın açılması kararının verildiği tarihte sanığın Düzce Ağır Ceza Mahkemesinde duruşma savcısı olarak görev alması nedeniyle 2802 sayılı Kanun"un 90 ve 91. maddeleri gereğince davaya bakma görevinin Yargıtay 5. Ceza Dairesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş,
Dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.06.2015 tarih ve 3-6 sayı ile; ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu işlediği ileri sürülen sanık hakkında yargılama sırasında aldırılan Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 22.12.2014 tarihli ve 5692 sayılı raporuna göre; suç tarihinde sanığın ceza ehliyeti tam olmakla birlikte sonradan yakalandığı "kronik psikoz" isimli akıl hastalığı nedeniyle yargılama aşamasında ceza ehliyetinin ortadan kalktığı, mevcut hastalığının sanığın kendisini makul şekilde savunmasını olanaksız kıldığı, hastalık nedeniyle kanuna uygun duruşma ve sorgu yapılamayacağı ve bu hastalığın kovuşturma engeli oluşturduğu anlaşıldığından, derhal beraat kararı verilebilecek bir hâl de bulunmadığı gözetilerek mevcut durumunun düzelmesine kadar CMK"nın 74. maddesinin son fıkrası delaletiyle aynı Kanun"un 223/8 ve 223/9. maddeleri uyarınca davanın durmasına karar verilmiş,
Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 30.12.2016 tarihli ve 67971284/160022205/24986 sayılı sağlık kurulu raporunda sanığın akıl hastalığının iyileşme ihtimalinin ortadan kalktığının belirtilmesi üzerine ise CMK"nın 223. maddesinin sekizinci fıkrasının birinci cümlesi kamu davasının düşmesine ilişkin Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 12.04.2017 tarihli ve 3-6 sayılı hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Bozma” istemli 02.10.2017 tarihli ve 9 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.12.2010 tarih ve 155-220 sayı ile sanığın uyuşmazlık konusu görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş olup, bu karar aleyhine Yargıtay 5. Ceza Dairesi nezdinde temyiz kanun yoluna başvurulması nedeniyle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca temyiz incelemesi, 1412 sayılı CMUK"un, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken hükümlerine göre yapılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinden sonra yargılama aşamasında iyileşmesi mümkün olmayan bir akıl hastalığına yakalandığı anlaşılan sanık hakkında CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca düşme kararı verilip verilemeyeceğinin, düşme kararı verilemeyeceği sonucuna ulaşılması hâlinde; suçun sabit olup olmadığının ve suç vasfının belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurul Üyesince eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
İncelenen dosya kapsamına göre;
Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince 09.07.2010 tarih ve 206-289 sayı ile; 01.01.2007 tarihinden 04.09.2009 tarihine kadar sanığın baktığı sonu 2-4-6 ile biten soruşturma dosyalarından 493 adedinin Cumhuriyet Başsavcısı Kasım Tüten tarafından sonuçlandırıldığı, 555 adet soruşturma dosyasının 30 ila 720 gün arasında işlemsiz bırakıldığı ve 258 adet evrakta 30 ila 450 güne varan süreler geçtikten sonra kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği hususlarının 04.09.2009, 14.10.2009 ve 10.11.2009 tarihli tutanaklarla tespit edildiği,
Cumhuriyet Savcısı ..."nin sorumluluğu altında bulunan dosyaların terakümü nedeniyle Cumhuriyet Başsavcısı tarafından önce sözlü daha sonra da yazılı olarak sekiz defa uyarılmasına rağmen uhdesinde bulunan ve soruşturmaya ilişkin tüm işlemleri yapılmış olan 493 adet dosyayı sonuçlandırmadığı, 555 adet soruşturma evrakını işlemsiz bıraktığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmek suretiyle sonuçlandırılmış 258 adet soruşturma evrakında da geç karar verdiği, bu nedenle görevinin ifasında gereken özen ve duyarlılığı göstermediği,
Sanık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmek suretiyle sonuçlandırılan Kadirli Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/1406, 2009/1744, 2009/1742, 2009/1662, 2009/1644, 2009/1602, 2008/2446, 2008/46, 1999/374, 2009/215, 2008/3654, 2008/2534, 2003/1626, 2004/134, 2004/46, 1999/196, 2003/2036, 2008/3604, 2008/3366, 2009/374, 2009/176, 2009/154, 2008/1114, 2008/1394, 2008/1502, 2008/486, 2008/2924, 2006/1946, 2007/2704, 2008/2494, 2008/2626, 2008/2516, 2008/2622, 2008/2476, 2008/1396, 2008/1282, 2008/1246, 2008/81222 (2008/801 sayılı karar), 2008/1194, 2008/666, 2008/652, 2008/602, 2008/276, 2007/3104, 2007/3404, 2007/3392, 1998/446, 2007/3266, 2007/3012, 2007/2992, 2009/2924, 2007/1932, 2007/1194 sayılı soruşturma dosyalarında şikâyetçi veya şüphelilere tebliğlerin hiç yapılmadığı,
Yine 2008/626, 2008/2616, 2008/3184, 2008/1734, 2008/3464, 2008/3462, 2008/926, 2008/506, 2008/3136, 2008/3214, 2008/2664, 2008/2654, 2008/2652, 2008/1812, 2008/1682, 2008/1622, 2008/1576, 2006/1472, 2008/932, 2008/1556, 2008/1562, 2008/744, 2008/1134, 2008/1132, 2008/1126, 2008/1124, 2008/1076, 2008/1074, 2003/712, 2008/1014, 2008/996, 2008/986, 2008/934, 2008/862, 2008/796, 2008/472, 2008/436, 2008/3366, 2008/334, 2007/2932, 2007/2712, 2008/202, 2008/192, 2008/74, 2008/24, 2008/52, 2007/3564, 2007/3542, 2007/3544, 2007/3532, 2007/3534, 2007/3526, 2007/3016, 2007/2654, 2007/2846, 2007/1512, 2007/1066, 2007/1054, 2007/1056, 2007/1062, 2007/1064, 2007/1076, 2006/3444, 2007/1024, 2007/1022, 2007/1046, 2007/1044, 2007/1043, 2007/1036, 2007/1034, 2007/1032, 2007/126, 2007/994, 2007/992, 2007/956, 2007/884, 2007/924 sayılı soruşturma dosyalarında tebliğ işlemlerinin gecikmeli olarak ifa edildiği,
Tebligat işlemlerinin yapılması görevi kalem personeline ait olmakla birlikte, sanığın kalem işlemlerini usulüne uygun biçimde denetleyip kontrol etmeyerek görevli zabıt katiplerinin inisiyatifine bıraktığı,
Suç tarihinde Kadirli Cumhuriyet Savcısı olarak görevli bulunan sanığın, belirtilen eylemleri ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 2802 sayılı Kanun’un 89. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere 07.05.2010 tarihinde kovuşturma izni verildiği, sanığın, belirtilen eylemleri ile atılı görevi kötüye kullanma suçunu işlediği, delillerin takdir ve değerlendirilmesi yetkili mahkemeye ait olmak üzere sanığın görevi kötüye kullanma suçundan eylemine uyan TCK"nın 257/1 ve 53/1. maddeleri gereğince suçunun sübutu hâlinde cezalandırılabilmesi için son soruşturmanın Osmaniye Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verildiği,
Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.12.2010 tarih ve 155-220 sayı ile; sanığın görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı TCK"nın 257/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği,
Yargıtay 5. Ceza Dairesince 25.03.2013 tarih ve 5778-2157 sayı ile; Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2010 tarih ve 155-220 sayılı kararının;
"Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.01.2013 tarihli ve 1424-4 sayılı kararı ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 90. maddesindeki ‘Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla Ağır Ceza Mahkemeleri heyetine dâhil bulunan Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür. Birinci fıkra dışındaki hâkim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları Ağır Ceza Mahkemesinde yapılır’ hükmü uyarınca son soruşturmada görevli mahkemenin saptanması bakımından; Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince son soruşturmanın açılması kararının verildiği 09.07.2010 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi bulunan Düzce adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı anlaşılan sanığın anılan tarihte Ağır Ceza Mahkemesi heyetine dâhil olup olmadığı konusunda Düzce Cumhuriyet Başsavcılığından işbölümü ve görevlendirme belgelerinin temini ve sanığın birinci sınıfa ayrılıp ayrılmadığı hususunun da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan sorulup tespiti gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.09.2013 tarih ve 186-161 sayı ile; son soruşturmanın açıldığı tarihte sanığın duruşma savcısı olarak Düzce Ağır Ceza Mahkemesi heyetine dâhil olduğu gerekçesiyle 2802 sayılı Kanun’un 90. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderildiği,
Adana İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 18.08.2011 tarihli ve 10015124 sayılı sağlık kurulu raporuna göre; değerlendirmenin 18.08.2011 tarihinde dosya üzerinden sağlık kurumunda yapıldığı, sanığa paranoid şizofreni tanısı konulduğu, sanığın mevcut rahatsızlığının işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamasına veya bu fiillerle ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmasına sebep olduğu, bu rahatsızlık nedeniyle koruma ve tedavi kararı gerektiği,
Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulunca düzenlenen 28.03.2012 tarihli ve 1048 sayılı rapora göre; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 8/g maddesi uyarınca hâkimlik ve savcılık görevini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya sakatlığı, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi özürlü durumlarının bulunup bulunmadığı sorulan sanığın 28.03.2011, 17.10.2011 ve 19.03.2012 tarihlerinde yapılan muayeneleri sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; fiil ehliyetini müessir ve kişide irade, şuur ve hareket serbestîsi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan, psikotik bozukluk denilen akıl hastalığının saptandığı, dava dosyasının tetkikinde de kişinin bu akıl hastalığı nedeniyle görevini ilgili kanun çerçevesinde yapamayacağı tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre sanığın hâlen fiil ehliyetini haiz olmayıp mevcut hastalığının görevini yapmasına engel teşkil edeceği,
Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 22.12.2014 tarihli rapora göre; sanığın 28.03.2011, 17.10.2011, 19.03.2012 ve 25.08.2014 tarihlerinde yapılan muayeneleri sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; her ne kadar cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan "kronik psikoz" isimli akıl hastalığı saptanmış ise de; dava dosyasındaki tıbbi belgelerin incelenmesinde, kişinin suç tarihi olan 2008 tarihinde mezkûr suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak boyutta bir akli arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı, bu nedenle sanığın 2008 yılı içerisinde işlediği iddia edilen suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu, ancak sanığın 25.08.2014 tarihinde yapılan muayenesinde saptanan kronik psikoz isimli akıl hastalığı nedeniyle cezasının infazının tehiri hususunun mahkemenin takdirine bırakıldığı,
Adli Tıp Kurumu Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 09.09.2015 tarihli ve 4052 sayılı sağlık kurulu raporuna göre; kişide şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan psikotik bozukluk denilen akıl hastalığının saptandığını, dava dosyasının tetkikinde de kişide tespit edilmiş olan bu akıl hastalığının ilk kez 2011 yılında teşhis edildiği ve kronik bir seyir izlediğinin anlaşıldığı, 17.08.2015 tarihinde yapılan muayenede de klinik belirtilerin sürmekte olduğu,
Adana İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 30.12.2016 tarihli ve 24986 sayılı sağlık kurulu raporuna göre; kişinin tüm geçmiş takipleri, dosyasının incelenmesi ve yapılan muayenesi değerlendirildiğinde şizofreni tablosunun kronikleşmiş biçimde sürdüğü ve hastalığının ilerlediği kanaatinin oluştuğu, kişinin hastalığının iyileşme ihtimalinin ortadan kalktığı ve sürekli ilaç kullanması gerektiği, ilaç kullanımı ile ancak hastalık belirtilerinin yatıştırılabildiği, ancak ilaç kullanımına rağmen psikotik atakların tekrarlayabildiği, hâlen aktif olan hastalık belirtilerinin yatışması amacıyla kişinin düzenli aylık psikiyatri poliklinik takiplerine gelmesi gerektiği, hastalık belirtileri yatıştıktan sonra daha seyrek olarak kontrollere gelmesinin mümkün olabileceği,
Anlaşılmıştır.
Sanık ... Adalet Müfettişliğine göndermiş olduğu 30.10.2009 tarihli yazılı savunmasında; Kadirli Adliyesinden 18.08.2009 tarihinde ayrılarak Düzce Cumhuriyet Başsavcılığında göreve başladığını, teftiş dönemi olan 05.04.2007 – 03.06.2009 tarihleri arasında iş bölümüne göre yılda toplam 1.100 dosya geldiğini, iki yılda 2.200, kalan yaklaşık 4 aylık dönemde de 400 dosya, 156 daimi arama ve toplam 2.756 dosya düştüğünü, bu dosyalardan daimi aramalar hariç 372 tanesinin kaldığını, diğer dosyaların tarafınca çıkarıldığını, ayrıca bazı dosyalarının da (toplam 112 adet) kendisine yardım amacıyla Cumhuriyet Başsavcısı Kasım Tüten tarafından çıkarıldığını, bu süre içerisinde 2.121 adet dosyanın tarafınca karara bağlandığını, kendisine devreden de düşüldüğünde dosyalarının %85"nin çıkarılmış olduğunu, 258 adet kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararların son işlem tarihi ile karar tarihi arasında 30 ile 450 güne varacak derecede işlemsiz kaldığı iddiası ile gecikme olmuş olabileceğini, 77 adet kovuşturmaya yer olmadığına yönelik verilen kararların 30 ile 120 gün sürelerde tebliğinin geç yapıldığı iddia edilmiş ise de kendisinin kararları yazdığını, kararda “Kararın müştekiye tebliğ edilmesi” gerektiğini belirttiğini, ancak bir dönem Cumhuriyet Savcısı Armağan Bey ile kendisine tek bir zabıt kâtibi verildiğini, bu kişinin de yeni kâtip olan İsmail Pekşen olduğunu, daha sonra kendisine kâtip olarak Muammer Aşkarlı"nın verildiğini, her ikisine de tebliğleri yapmalarını söylediğini, kararları tebliğ etmenin kâtiplerin görevi olduğunu, denetleme ve tembihlerine rağmen bazı kararların geç tebliğ edildiğini, bazılarını da tebliğe çıkarmayı unuttuklarını, ayrıca bu süre içerisinde oğlu Mert"e kanser teşhisi konulduğunu, kanser çeşidi olan nöroblastoma teşhisi ile 2006 yılının Mayıs ayından 2007 yılının son aylarına kadar Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Çocuk Onkoloji Servisinde tedavi gördüğünü, bu süreçte eşinin çocuğun yanında hastanede olduğunu, büyük oğlu ile kendisinin de Kadirli"de kaldıklarını, oğlunun sevklerinin hep anne-baba refakatli olduğunu, ancak kendisinin adliyedeki işleri yapmak için oğluna bile refakatçi olarak gitmediğini, daha sonra oğlunun öldüğünü, kendisini toparlamanın uzun sürdüğünü, yine de işlerini elinden geldiği kadar yapmaya çalıştığını, ayrıca migren hastası olduğunu, birçok kez tedavi görmesine karşın iyileşmediğini,
Adalet Müfettişliğine gönderdiği 20.11.2009 tarihli yazılı savunmasında; 315 adet soruşturma evrakında Kadirli Cumhuriyet Başsavcısı Kasım Tüten"in yazılı ihtarına rağmen dosyaları işlemsiz bıraktığının ve Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sekiz defa ihtar edilmesine rağmen gerekli işlemleri yapmayarak teraküm nedeniyle sorumluluğu altındaki 493 adet dosyanın Kadirli Cumhuriyet Başsavcısı Kasım Tüten tarafından karara çıkarılmasına neden olduğunun iddia edildiğini, oğlu Mert"in kanser hastalığından vefat ettiğini, bu sürede yıllık izin kullanıp izin bittikten sonra göreve başladığını, oğlunu kaybettikten sonra uzun süre toparlanamadıklarını, eşinin de kendisinin de depresyona girdiklerini, depresyon ilaçları kullandıklarını, sonra düzelince soruşturma evrakını çıkarmak için elinden gelen gayreti gösterdiğini, görevi ihmal kastının bulunmadığını, önceki savunmasında yanlışlıkla Cumhuriyet Başsavcısı Kasım Tüten"in çıkardığı dosya sayısını 112 olarak belirttiğini, ancak doğrusunun 497 olduğunu, geri kalan dosyaları çıkarmak için çalıştığını, Kadirli"de üç Cumhuriyet savcısının nöbet tuttuğunu, bir hafta nöbet, diğer hafta keşfe ve Asliye Ceza Mahkemesi duruşmasına çıktığını, iş yoğunluğunun fazla olduğunu,
Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 23.09.2010 tarihinde alınan savunmasında; 2006 yılının Temmuz ayında Kadirli Adliyesine tayininin çıktığını, o dönemde oğlu Mert"in kanser hastası olduğunu, mazeret kararnamesi ile atandığını, oğlunun iki yıla yakın Çukurova Üniversitesi Balcalı Çocuk Onkoloji Servisinde tedavi gördüğünü, bu süreçte 2007 Nisan ayında ilk müfettişin geldiğini, ondan sonraki teftişin 2009 Eylül ayında olduğunu, kendisinin 2009 yılı Temmuz ayında Kadirli’den tayin olduğunu, iki teftiş dönemi arasındaki yaklaşık 26 ay boyunca Kadirli Adliyesinde hazırlık evrakına üç savcı baktıklarını, her birine yaklaşık 1200 dosyanın düştüğünü, iki haftada bir nöbet geldiğini, 2009 Nisan ayında tercihan terfi ettiğini, Kadirli Adliyesinde iki tane Asliye Ceza Mahkemesi bulunduğunu, nöbetçi oldukları hafta duruşmalara çıkmadıklarını, ancak nöbetçi olmadıklarında duruşmalara çıktıklarını, bu dönemde çocuğunun hastalığı dolayısıyla eşinin de hasta olduğunu, onun da hastanede bulunduğunu, diğer büyük oğlu ile kendisinin Kadirli’de kaldıklarını, oğlunun bütün sevkleri anne baba refakatinde olmasına rağmen kendisinin hastaneye gitmediğini, ancak o dönem bazı soruşturma evrakında gecikme olduğunu, bazı takipsizlik kararlarını geç vermekle ve bazı tebligatları geç yapmakla suçlandığını, tebligatı yapmanın kâtibin görevi olduğunu, tebligatları yapması için kendisinin kâtibe yazılı uyarısının bulunmadığını, burada hak kaybının söz konusu olmadığını, itirazı yapmak isteyenin tebliği aldıktan sonra itirazını yaptığını, kendisinin soruşturma dosyalarından zamanaşımına uğrayanın olmadığını, iddianame düzenlenecek olan evraka öncelik verdiğini, takipsizlik olanları ise daha sonra yazdığını, elinden geldiği kadarıyla işlerini yapmaya çalıştığını, bu dönemde Başsavcı Kasım Tüten’in 490"a yakın evrakı kendisine yardımcı olmak amacıyla çıkardığını, daimi arama hariç 370 hazırlık evrakı olduğunu, kendisine devredilen evrak ve iki yıllık dönem düşünüldüğünde kalan evrakın fazla olmadığını, ayrıca kendisinden şikâyetçi olanın da bulunmadığını, her ne kadar iddianamede ve soruşturma kararında TCK’nın 257/1. maddesi yazılmış ise de, suçu kabul etmemekle birlikte uygulanması gereken kanun maddesinin TCK’nın 257/2. maddesinin olması gerektiğini, bu suçun da oluşabilmesi için kamunun veya kişilerin zarara uğramasının şart olduğunu, dosyası incelenirken öncelikle beraatine karar verilmesini, aksi kanaat hâlinde ise lehe olan hükümlerin ve CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasını talep ettiğini,
30.04.2014 ve 25.03.2015 tarihlerinde talimat yoluyla alınan ifadelerinde; önceki savunmalarını tekrar ettiğini ve hakkında düzenlenen raporlara bir diyeceğinin olmadığını,
Savunmuştur.
Ön soruna ilişkin isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin yasal düzenleme ile Adli Tıp Kurumu Kanunu"nun ön sorunun çözümüne ışık tutabilecek hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu 257. maddede ;
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır" şeklinde düzenlenmişken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanunun birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "kazanç" ibareleri "menfaat", birinci fıkrasında yer alan "bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 günü yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun"un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğüne göre ihmal; "Yapmama, savsama" anlamına gelmekte, gecikme ise; "Bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi" olarak tanımlanmaktadır.
Maddenin, uyuşmazlıkla ilgili ikinci fıkrasında, kamu görevlisinin yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya kanuna göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi veya vaktinde yapmayıp geciktirmesi suç sayılmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenen suçlardan olup, bu suçtan sözedilebilmesi için; "Kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesi" gerekmektedir.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanun"la yapılan değişiklik sonrası ise haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu"nun suç ve karar tarihinde yürürlükte bulunan "İhtisas Kurullarının görevleri" başlıklı 16. maddesi;
"I. Genel Görevleri :
Bu Kanun kapsamına giren işlerde:
a - Bilirkişilerce,
b - Fizik incelemeleri şubesi ile trafik şubesinin tıpla ilgili olmayan raporları hariç olmak üzere
Adli Tıp ihtisas dairelerince,
c - Adli tabiplerce,
Verilip de mahkemeler, Hakimlikler ve savcılıklar tarafından kanaat verici nitelikte görülmeyen ve birbirleriyle çelişki halinde olduğu belirlenen raporları inceleyip bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek.
II - Özel Görevleri:
a - Birinci İhtisas Kurulu;
Beşinci İhtisas Kurulunun görevine girmeyen ölümle ilgili işler ile diğer kurulların görevine girmeyen işler,
b - İkinci İhtisas Kurulu;
Müessir fiiller, adabı umumiye ve nizamı aile aleyhine işlenen cürümler, ırkın tümlüğü ve sağlığı aleyhine işlenen cürümler,
c - Üçüncü İhtisas Kurulu;
İkinci İhtisas Kurulunun görevine girmeyen Sosyal Sigortalar İş Kanunu ile ilgili olaylar, maluliyetler, meslekte kazanma gücü kaybı, meslek hastalıkları ve mesleki kusurlar, hürriyeti tahdit eden cezaların tehiri sebepleri, sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebepleri ile belirli kişilerin cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılmasına ilişkin işlemler,
d - (Değişik: 26/3/1987 - 3334/3 md.) Dördüncü İhtisas Kurulu:
Cezai ehliyet veya bunu kaldıran veya hafifleten sebepler ile hukuki ehliyetin tespiti, Türk Ceza Kanununun 403 ve 404 üncü maddelerinde yazılı uyuşturucu maddeleri kullanan kimselerin alışkanlığı ile ilgili iptila derecesinin tayini, hacir altına alınma, fiile mukavemet edilip edilmeyeceği hususlarının tespiti.
e - Beşinci İhtisas Kurulu;
Zehirlenmelerle, allerji ve immünolojiye, ilaç kimyasına, alışkanlık yapan diğer maddelere ilişkin işler; nesep tayinine ilişkin işler umumun sıhhatine, yenecek ve içilecek şeylere ilişkin cürümler, uyutucu ve uyuşturucu maddeler, gıda ve ilaca ilişkin işler,
Hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek." şeklindeyken,
Suç ve karar tarihinden sonra 15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi"nin "İhtisas Kurullarının görevleri" başlıklı 17. maddesiyle;
"(1) İhtisas Kurullarının görevi bu Bölümün kapsamına giren işlerde;
a) Bilirkişilerce,
b) Fizik ve Trafik İhtisas Dairelerinin tıpla ilgili olmayan raporları hariç olmak üzere adlî tıp ihtisas dairelerince,
c) Adlî tabip veya adlî tıp uzmanlarınca,
verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar tarafından yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayan ve aralarında çelişki olduğu belirlenen raporları inceleyip bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmektir.
(2) İhtisas Kurullarının özel görevleri şunlardır:
a) Adlî Tıp Birinci İhtisas Kurulu; 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilen hayata karşı suçlar ile diğer ihtisas kurullarının görevine girmeyen işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
b) Adlî Tıp İkinci İhtisas Kurulu; vücut dokunulmazlığına karşı suçlar ile işkence ve eziyet suçlarına ilişkin fiiller hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
c) Adlî Tıp Üçüncü İhtisas Kurulu; malûliyetler, meslekte kazanma gücü kaybı, beden çalışma gücü kaybı, meslek hastalıkları, hapis cezalarının infazının ertelenmesi, sürekli hastalık, engellilik ve kocama sebepleri ile belirli kişilerin cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılmasına ilişkin işlemler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
ç) Adlî Tıp Dördüncü İhtisas Kurulu; 5237 sayılı Kanunun 31 inci ve 33 üncü maddeleri hariç olmak üzere ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler ile akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine ilişkin işler, uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri kullanan kimselerin alışkanlığı ile ilgili bağımlılık derecesinin belirlenmesine ilişkin işlemler, uyuşturucu madde suçları ile ilgili olarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin işler, fiil ehliyetinin tespiti, vesayetigerektiren hâller, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, tasarruf ehliyetine ilişkin işler, akıl hastalığı nedeniyle evliliğin iptali veya boşanmaya ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
d) Adlî Tıp Beşinci İhtisas Kurulu; zehirlenmeler ile alerji ve immünolojiye, ilaç kimyasına, alışkanlık yapan diğer maddelere ilişkin işler, nesebin belirlenmesine ilişkin işler, çevreye karşı suçlar ile kamunun sağlığına karşı suçlar, yenilecek ve içilecek şeylere ilişkin işler, uyuşturucu ve uyarıcı maddeler ile adlî biyoloji ve adlî genetiği ilgilendiren işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
e) Adlî Tıp Altıncı İhtisas Kurulu; yaş küçüklüğü, sağır ve dilsizlik ile çocuk düşürtme, düşürme veya kısırlaştırma, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, genel ahlaka ve aile düzenine karşı suçlar, cinsel iktidar tespiti, fiile karşı kendisini savunup savunamayacağı hususları ile yaş belirlemesi ve cinsiyete ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
f) Adlî Tıp Yedinci İhtisas Kurulu; ölümle sonuçlanmayan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.
g) Adlî Tıp Sekizinci İhtisas Kurulu; ölümlesonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir." biçiminde değiştirilmiştir.
Uyuşmazlık konusu da göz önünde bulundurulduğunda, anılan yasal düzenleme uyarınca adli tıp ihtisas kurulları; bilirkişilerce, adli tabip veya adli tıp uzmanlarınca verilip de mahkemeler tarafından yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayan ve aralarında çelişki olduğu belirlenen raporları inceleyerek bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle görevlidir. Adli tıp ihtisas kurullarından Adli Tıp Dördüncü İhtisas Kurulu ise TCK"nın 31 ve 33. maddeleri hariç olmak üzere ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler ile akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlüdür.
Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler nazara alınarak, somut gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak ortaya çıkarılmasıdır. Bu bağlamda gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılarak maddi gerçeğe varmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle, ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak tecelli edebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu bilgiler ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Suç tarihinde Kadirli Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan sanık ..."nin, 01.01.2007 tarihinden 04.09.2009 tarihine kadar sorumluluğu altındaki sonu 2-4-6 rakamları ile biten ve soruşturmaya ilişkin tüm işlemleri yapılmış olan 493 adet dosyayı sonuçlandırmadığı, 555 adet soruşturma evrakını işlemsiz bıraktığı, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmek suretiyle sonuçlandırılmış 258 adet soruşturma evrakında geç karar verdiği, sanığın kalem işlemlerini usulüne uygun biçimde denetleyip kontrol etmeyerek görevli zabıt kâtiplerinin inisiyatifine bıraktığı, bu kapsamda 53 adet soruşturma evrakında tebliğ işlemlerinin şikâyetçi veya şüphelilere hiç yapılmamasına, 77 adet soruşturma dosyasında ise gecikmeli olarak yapılmasına neden olduğu, bu suretle görevinin ifasında gereken özen ve duyarlılığı göstermediği iddiasıyla görevi kötüye kullanma suçundan hakkında kamu davası açıldığı, yargılama evresinde sanığın ceza ehliyetini kaybetmesine neden olan ve kendisini makul şekilde savunmasını olanaksız kılan akıl hastalığına yakalanması nedeniyle CMK’nın 223. maddesinin 8 ve 9. fıkraları gereğince davanın durmasına karar verildiği, anılan karar kesinleştikten sonra sanığın periyodik muayeneleri sonucu düzenlenen sağlık kurulu raporunda akıl hastalığının iyileşme olanağının ortadan kalktığının belirtilmesi üzerine de CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca kovuşturma şartının gerçekleşmeyecek olması nedeniyle davanın düşmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Öğreti ve uygulamaya göre suç işlendikten sonra yargılama sırasında oluşan akıl hastalıklarının, sanığın esaslı bir şekilde savunma yapmasına engel olması, yargılamayı anlama ve mahkeme ile iletişim kurma yeteneğini ortadan kaldırması nedenleriyle yargılama engeli sayılmaktadır (Nur Centel - Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, 13. Bası, İstanbul 2016, s. 650; Nurullah Kunter - Feridun Yenisey – Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 18. Bası, İstanbul 2010, s. 696; Hande Ulutürk, Türk Ceza Hukukunda Akıl Hastalığı ve Akıl Hastalığının Kusur Yeteneğine Etkisi, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2014, s. 164; Sinan Bayındır, Türk Ceza Hukukunda Akıl Hastalığı, Legal Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul 2016, s. 116). Böyle bir durumda adil ve hukuka uygun bir yargılama yapma koşulları bulunmadığından CMK"nın 223. maddesinin sekizinci fıkrası gereğince durma kararı verilmesi (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu, s. 696; Bayındır, s. 115), devamında amaca uygun aralıklarla iyileşip iyileşmediği araştırılıp, iyileştiğinin anlaşılması hâlinde durma işlemine son verilerek yargılamaya başlanması, tıbben iyileşme olanağı kalmadığının kesin olarak saptanması, başka bir ifadeyle kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması durumunda ise aynı yasa hükmü gereğince düşme kararı verilmesi gerekmektedir.(Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen – Ahmet Caner Yenidünya, TCK Şerhi Genel Hükümler, Madde 1-36, 1. Cilt, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, s. 806; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2016, s. 504-505; Centel – Zafer, s. 650).
Ancak, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kamu davasının düşmesi kararına konu Adana İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 30.12.2016 tarihli ve 24986 sayılı sağlık kurulu raporuna göre; kişinin tüm geçmiş takipleri, dosyasının incelenmesi ve yapılan muayenesi değerlendirildiğinde şizofreni tablosunun kronikleşmiş biçimde sürdüğü ve hastalığının ilerlediği kanaatinin oluştuğu, kişinin hastalığının iyileşme ihtimalinin ortadan kalktığı ve sürekli ilaç kullanması gerektiği, ilaç kullanımı ile ancak hastalık belirtilerinin yatışabildiği, ancak ilaç kullanımına rağmen psikotik atakların tekrarlayabildiği, hâlen aktif olan hastalık belirtilerinin yatışması amacıyla kişinin düzenli aylık psikiyatri poliklinik takiplerine gelmesi gerektiği, hastalık belirtileri yatıştıktan sonra daha seyrek olarak kontrollere gelmesinin mümkün olabileceği belirtilmesine karşın anılan raporda sanığın duruşmada akıl hastalığı nedeniyle suçlamaya karşı kendisini savunabilecek durumda olup olmadığına ilişkin bir açıklama bulunmadığı gibi sanığın yakalandığı akıl hastalığının "psikotik bozukluk", "kronik psikoz" ve "paranoid şizofreni" olduğuna yer verilmesi nedeniyle hastalığa konulan tanıya ilişkin mevcut raporlar arasında çelişki bulunduğu, yine Adli Tıp Kurumu Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 09.09.2015 tarihli ve 2015/4052 sayılı raporunda sanığın hastalığının kronik bir seyir izlediği ve aktif belirtilerinin devam ettiği belirtilmekle birlikte iyileşmesinin mümkün olup olmadığının adli tıp açısından söylenemeyeceğine yer verilmesine karşın düşme kararına esas Adana İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 30.12.2016 tarihli ve 24986 sayılı sağlık kurulu raporunda hastalığının iyileşme ihtimalinin ortadan kalktığının belirtildiği, bu nedenle sanığın hastalığının devam edip etmediği hususunda da raporlar arasında uyum bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda;
Suç ve karar tarihinden sonra 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu"nda yapılan değişiklikler gözetilerek, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi"nin 17. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca sanığın, mevcut raporlar ve diğer belgeler ile birlikte Adli Tıp Dördüncü İhtisas Kuruluna sevk edilip, yakalandığı akıl hastalığı nedeniyle duruşma sırasında suçlamaya karşı kendisini savunabilecek durumda olup olmadığı, akıl hastalığının ne olduğu, iyileşme olasılığının bulunup bulunmadığı ve akıl hastalığının iyileşme olanağının ortadan kalkıp kalkmadığı hususlarında mevcut raporlar arasındaki çelişkileri gideren ve kesin değerlendirmeler içeren ikna edici nitelikte rapor aldırılarak, sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay 5. Ceza Dairesince sanık hakkında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yargılama şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle verilen düşme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12.04.2017 tarihli ve 3-6 sayılı düşme hükmünün, sanığın, yakalandığı akıl hastalığı nedeniyle duruşma sırasında suçlamaya karşı kendisini savunabilecek durumda olup olmadığı, akıl hastalığının ne olduğu, iyileşme olanağının bulunup bulunmadığı ve akıl hastalığının iyileşme olanağının ortadan kalkıp kalkmadığı hususlarında mevcut raporlar arasındaki çelişkileri gideren, kesin değerlendirmeler içeren ve ikna edici nitelikte rapor aldırılarak, sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.