
Esas No: 2017/3027
Karar No: 2020/256
Karar Tarihi: 05.03.2020
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/3027 Esas 2020/256 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki "ödeme emrinin iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 1. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 07.08.2015 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin murisi..."ın dava dışı OR-BA Teks. San. İhr. Ltd. Şti."nin bir süre müdürlüğünü yaptığını, muris 04.07.1994 tarihinde vefat etmesine rağmen davalı Kurumun, dava dışı şirketin 1995 ile 1999 yıllarına (1995/0cak-1998/Aralık dönemine) ait prim borçlarından murisi sorumlu tutarak mirasçı olan müvekkiline 1999/2868 takip nolu ödeme emrinin tebliğ edildiğini, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun 88. ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun"un mükerrer 35. maddesine göre müdürlerin kendi yönetim dönemine ait ödenmeyen şirket borçlarından sorumlu olduğunu, murisin vefatı ile birlikte müdürlüğünün, ortaklığının ve sorumluluğunun sona erdiğini, ödeme emrindeki borçların tamamının murisin vefatından sonraki yıllara ilişkin olduğundan mirasçı olan müvekkiline ödeme emri tebliğinin kanuna aykırı olduğunu, ayrıca 1995 ile 1999 yılı prim alacakları 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğundan borçların tamamının tahsil zamanaşımına uğradığını ileri sürerek ödeme emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 01.10.2015 tarihli cevap dilekçesinde; dava dışı OR-BA Tekstil İth. İhr. Ltd. Şti."nin müdürü olan muris..."ın aynı zamanda şirketin iki kurucu ortağından birisi olduğunu ve %50 oranında hisseye sahip olduğunu, Kurum tarafından prim borçlarını tahsil amacıyla yapılan icra takibinde en son dava dışı şirkete ait ... plakalı aracın haczedilerek satışının yapıldığını, ancak aracın bedelinin şirketin borcunun tamamını tahsil etmeye yetmediğini, şirketin başka bir malvarlığı bulunmadığından 6183 sayılı Kanun"un 35. maddesinin 1. fıkrasına göre borcun kalan kısmının tahsili amacıyla şirket ortaklarından olan..."ın sorumluluğuna gidildiğini, prim alacaklarının zamanaşımına uğramadığını, 13.03.1996 tarihinde Kurum tarafından prim borçlarının tahsil edilebilmesi amacıyla dava dışı şirkete karşı icra takibi başlatıldığını ve yapılan icra takibi işlemlerinin zamanaşımını kestiğini savunarak davanın reddi ile 6183 sayılı Kanun"un 58. maddesi gereğince davacı aleyhine %10 oranında haksız çıkma tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Bursa 1. İş Mahkemesinin 18.02.2016 tarihli ve 2015/415 E., 2016/86 K. sayılı kararı ile; davanın 7 günlük hak düşürücü süre içinde açıldığı, ticaret sicil kaydına göre dava dışı şirketin 12.03.2014 tarihinde resen terkin edildiği, muris..."ın şirketin ortağı ve müdürü olması sebebiyle şirketin ödenmeyen 1995/1. ila 1998/12. ayları prim borçlarının tahsili için davalı Kurum tarafından davacıya ödeme emri gönderilmiş ise de muris..."ın 04.07.1994 tarihinde vefat ettiği, bu tarih itibariyle murisin şirketteki müdürlük ve üst düzey yöneticilik görevi sona ereceğinden davacının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu"nun 80. maddesine göre murisin vefatından sonraki takibe konu prim borçlarından mirasçı sıfatıyla sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, ancak murisin vefatından sonra şirketteki hisselerinin miras payı oranında davacıya intikal etmiş olduğundan davacının miras payı oranında şirket hissedarı olması nedeniyle de ödeme emrine konu prim alacağından 6183 sayılı Kanun"un 35. maddesine göre sorumlu tutulacağı kabul edilse dahi davacının zamanaşımı itirazında bulunduğu, prim alacaklarının ve gecikme zammının 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi iken 506 sayılı Kanun"un 80. maddesinde 3197 sayılı Kanun ile yapılan ve 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren değişikliğe göre yürürlük tarihinden itibaren muaccel olan borçlar için 5 yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğü ve alacağın muaccel olduğu takvim yılının başından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin başlayacağı, ancak 5918 sayılı Kanun ile anılan maddede yapılan ve 06.07.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe giren değişiklik sonucu prim alacaklarının yine 10 yıllık zamanaşımına tabi tutulduğu, bu durumda davaya konu ödeme emrine konu borçların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davacıya 31.07.2015 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiği gözetildiğinde takibe konu prim ve gecikme zammı alacağının zamanaşımına uğradığı, dosyada zamanaşımını kesen veya durduran herhangi bir belgeye rastlanılmadığı gerekçesi ile ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 21. Hukuk Dairesince 06.12.2016 tarihli ve 2016/8633 E., 2016/14753 K. sayılı kararı ile;
"... Dava; Limited Şirket ortağı olan davacının Kurum tarafından kendisine prim borcundan dolayı çıkartılan ödeme emrinin iptali davasıdır.
Yerel Mahkemece; davada, ödeme emrine konu borçlar 5 yıllık zamanaşımına tabi olup davacıya ödeme emrinin 31.07.2015 tarihinde tebliğ edildiği gözetildiğinde takibe konu prim ve gecikme zammı alacağının zamanaşımına uğradığı, dosyada zamanaşımını kesen veya durduran herhangi bir belgeye rastlanmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
Karar davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın hukuki dayanağı 5510 sayılı Kanunun 88. maddesidir. 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim borçlarının ödenmesi usulleri düzenlenmiştir.
5510 sayılı Kanun 88/16. fıkrasında; “Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 51 nci, 102 nci, 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeler uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanılır”.
5510 sayılı Kanun 88/19. fıkrasına göre, “Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir. Yetkili İş Mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz”.
Aynı maddenin 20. fıkrasında “Kurumun Sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsiler sorumludurlar” hükmü düzenlenmiştir.
Yine 21. fıkrada da; ""Kurum kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır” hükmü düzenlenmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanunun 35. maddesine göre; ""Limited Şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur”.
Aynı Kanunun mükerrer 35. maddesinde ise “Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu” düzenlenmiştir. Buna göre; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığında tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir”.
5510 sayılı Kanunun 88/20. fıkrasına koşut mülga 506 sayılı Kanun 80/12. fıkrasında; “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süresi içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur”.
Dosyada, davacı ... dava dışı OR - BA Ltd. Şti"nin ortağı..."ın mirasçısıdır. Kurum tarafından 1995 - 1998 yılları arasındaki prim borçlarından dolayı dava dışı şirketin sorumluluğu cihetine gidilmiştir. Muris..., Ticaret Odası kayıtlarına göre 18.11.1992 tarihinde kurulan şirketin iki kurucu ortağından birisidir. İlgili Limited Şirket bünyesinde 13.06.1997 tarihli Ortaklar kurulu kararı ile muris... %50 oranında hisseye sahiptir. Mikail Kalkan ekli veraset ilamına göre 1994 tarihinde ölümü ile mirasçıları davacı ... ile çocukları Emine ve Ramazan Kalkan kalmıştır.
Limited Şirkette şirketin borçlardan sorumluluğu sermayesi ile sınırlıdır. Bu borçlardan dolayı şirket ortaklarına gidilebilmesi için ise şirket sermayesinin borcu karşılayamayacağının anlaşılması halinde mümkündür.
Bu durumda Limited Şirket hakkında doğan kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde Limited Şirket ortağı hakkında borç ne zaman istenebilir hale gelecektir ve zamanaşımı süresi ne zaman başlayacaktır?
6098 sayılı TBK"nın 149. maddesinde “Zamanaşımının Başlangıcı” düzenlenmiştir.
Maddeye göre; ”Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
Alacağın muaccel olmasının bir bildirilme bağlı olduğu hallerde, zamanaşımı bu bildirinin yapılabileceği günden itibaren işlemeye başlar.”
818 sayılı eski BK. 128. maddesinde de: “Mürüruzaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar; alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruruzaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.”
Bu konuda ayrıca öğretideki görüşler de şöyledir.
“6183 sayılı AATUK"nun 35. maddesi, limited ortaklık ortaklarının ortaklıktan tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hissesi oranında sorumlu olacağını düzenlemiştir. Öncelikle burada ortakların sorumluluğu ikinci derecededir.
6183 sayılı AATUK’nun 3. maddesinde amme alacağı kavramı, Kanunun 1 ve 2. maddesi kapsamına giren alacaklar olarak belirtilmektedir. Bu düzenlemelere bakıldığında, amme alacağı kavramının sadece vergi borçlarının değil, ayrıca özellikle devlete ve diğer kamu kurumlarına ait resim, harç, vergi cezası, para cezası gibi asli ve gecikme zammı faiz gibi ferî alacakları ve bunların takip masraflarını kapsamaktadır. Dolayısıyla bu kapsamdaki limited ortaklığın kamu borçlarından dolayı, kanuni şartlar oluşursa, limited ortaklık ortaklarına da başvurulabilmesi olanaklıdır.
Böylelikle amme alacakları bakımından kamu kurumlarına ayrıcalık tanınmış olmaktadır. Gerçektende ortaklığın normal alacaklıları (örneğin bir banka, ortaklığa mal satan tacır vs...) hiçbir şekilde ortakları takip edemezken, kamu kurumları kamu alacaklarından dolayı ortaklara başvurabilecektir. Böylelikle kamu kurumlarına diğer alacaklılara oranla imtiyaz sağlandığı söylenebilir.
Ortaklara başvurunun kanuni şartları bakımındansa şunlar belirtilmelidir.
Bir kere, ortakların ortaklığın kamu borçlarından dolayı sorumluluğu, ikinci derecededir. Birinci derecede sorumluluk limited ortaklık tüzel kişiliğine aittir. Amme borcundan dolayı ortakların şahsi malvarlığına başvurulabilmesi, ancak bunun ortaklıktan tahsil edilememesi şartına bağlıdır. Tahsil edilememe durumununda aciz fişi veya aciz vesikasıyla belirlenmiş olması gerekir” (Oruç Hami Şener - Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku – Kasım 2012 - S 711 vd.).
“İfa zamanı teriminden şu iki anlam çıkarılabilir. İfa zamanı önce, alacaklının edimin ifasını isteyebileceği ve bu amaçla dava açabileceği anı anlatır; buna kısaca alacağın muacceliyeti adı verilir. İfa zamanı, borçlunun edimi ifaya izinli bulunduğu anı da gösterir; buna da alacağın ifa edilebilirliği denir. Alacağın muaccel olduğu anda, kural olarak ifası da mümkündür.
Alacağın muacceliyeti ve ifa edilebilirliği kural olarak, aynı anda meydana geldiği için bazıları muacceliyeti borcun istenebileceği ve ifa edilebileceği an olarak tanımlamışlardır. Fakat aslında, alacağın muaccel (istenebilir) olduğu an, alacaklının edimin ifasını isteyebileceği ve bu amaçla dava açabileceği andır. Şu halde, alacağın istenebilmesi için, onun sadece muaccel olması gereklidir. Bundan başka, muacceliyet, temerrüdün (ifa etmemede direnmenin) sonuçlarının doğması ve yıllanmanın başlaması için de geçerlidir” (Kenan Tunçomağ – Türk Borçlar Hukuku - Genel Hükümler – 1976 – Sayfa 684 vd.).
“Her borç ilişkisinde borçlunun üstlendiği edimin ifa edileceği bir zaman söz konusudur. İfa için bir vadenin kararlaştırılmadığı hallerde de yine bir ifa zamanı vardır. Bu durumda, edim borç ilişkisinin kurulduğu anda derhal ifa edilecektir. Bu nedenle, ifa zamanını vade ile karıştırmamak gerekir.
İfa zamanı, kaynağı ne olursa olsun, bütün borç ilişkilerinde söz konusudur. Bu nedenle, BK’nun ifa zamanına ilişkin hükümleri de bütün borç ilişkileri için geçerlidir.
İfa zamanı, borçlunun edimini ifayla yükümlü olduğu, alacaklının ise edimin ifasını isteme yetkisini kazandığı zaman parçasıdır. Bu nedenle borcun doğumu ile borcun ifa zamanı kavramlarını birbirinden ayırdetmek gerekir. Borcun doğduğu anda ifa edilmesi gerekebilir. Bu durumda borcun doğumu ile ifa zamanı aynıdır. Ancak, borçlu bir vadeden yararlanabilir. Bu durumda borcun doğumu ile ifa zamanı farklıdır. Borç doğduğu halde, ifa zamanı gelmemiştir.
İfa zamanının borç ilişkisinde birçok açıdan önemi vardır.
Borç ilişkisinden doğan alacak haklarının zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için, ifa zamanının gelmiş olması gerekir. TBK m. 149 f.I (eski BK. m. 128) hükmüne göre; “Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar”. O halde, borç ilişkisinden doğan alacak hakkının tabi olduğu zamanaşımı süresi buna ilişkin borcun muaccel olmasıyla birlikte işlemeye başlar; bu sürenin tamamlandığı anda borç zamanaşımına uğrar. Buna göre, borç için öngörülen zamanaşımı süresi, borç ilişkisinin doğduğu anda değil, bu ilişkiden doğan borcun muaccel olduğu (ifa zamanının geldiği) andan itibaren işlemeye başlayacaktır” (Ahmet M. Kılıçoğlu – Borçlar Hukuku Genel Hükümler - Ankara 2016 - Sayfa 570 vd.).
“İfa zamanı birbirinden farklı iki anlamda kullanılır. İfa zamanı her şeyden önce alacaklının borçludan edimin ifasını isteyebileceği, gerektiğinde bu amaçla dava açabileceği, borçlunun da edimi ifa zorunda olduğu zamanı ifade eder. Bu anlamda ifa zamanına “borcun muacceliyeti” veya borcun muaccel olduğu zaman” denir. Muacceliyet, borç veya alacağın bir niteliğidir. Alacağı talep hakkı, borcun muaccel olduğu anda doğar. Gerçekten, alacak hakkı borç ilişkisi kurulduğu anda doğar. Bu nedenle alacaklı, borç muaccel olmadan edimin ifasını isteyemez. Zira muacceliyet anından önce edim borçlanılmış olmakla birlikte, henüz istenilmesi veya dava edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, borç muaccel olsa bile, alacaklı, zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin sonuna kadar bunu talep ve dava edip etmemekte serbesttir. Sürekli borçlarda ifa zamanı her edimin muaccel olduğu anda başlar. Borçlunun temerrüdü ve alacak zamanaşımı süresinin başlaması için, borcun muaccel olması gerekir.
İkinci anlamda ifa zamanı, borcun borçlu tarafından ifa edilebileceği anı gösterir. Buna “borcun ifa edilebilirliği” de denir. Burada borçlu, muacceliyet anına kadar borçlanılan edimin ifa zamanı yönünden bir seçim hakkını sahiptir. Bunun sebebi, vadenin borçlu lehine konulmuş olmasıdır. Bu hak nedeniyle borçlu dilerse borç muaccel olmadan da edimi yerine getirebilir. Bu takdirde vaktinden önce ifa söz konusu olur.
Borcun muacceliyet ve ifa edilebilirliği ilke olarak aynı zamanda gerçekleşir. Ancak bazı hallerde borç ifa edilebilirlikten önce muaccel, muaccellikten öncede ifa edilebilir hale gelebilir"" (Fikret Eren – Borçlar Hukuku Genel Hükümler – Ankara 2012 – Sayfa 946 vd.).
“Zamanaşımı süresinin başlangıç anı, zamanaşımı süresi açısından çok önemlidir; zira, süre ancak başlangıç anına nazaran hesaplanabilir. Genel Kural: TBK 149/1 uyarınca (aynı şekilde bkz. UNID- ROIT 10.2 I; PECL 14: 203 I; DCFR III- 7: 203/I), zamanaşımı süresi alacağın muaccel olması anından itibaren işlemeye başlar. Zira, alacaklı, ancak bu andan itibaren borçlusuna başvurabilir, alacak talep edilebilir hale gelir” (Pierre Tercier - Pascal Pichonnaz - H. Murat Develioğlu - Borçlar Hukuku – Genel Hükümler – Mart 2016 - Sayfa 487 vd.).
“Zamanaşımı süresi alacağın muaccel olması ile işlemeye başlar. Sürenin, alacağın muacceliyetinden itibaren işlemeye başlayacağına ilişkin bu temel kural, eski BK. m. 128’de öngörülmektedir. Genel olarak, zamanaşımı başlangıcı başlıklı eski BK. m. 128 bu durumu, “zamanaşımı alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuna tabi ise zamanaşımı bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder” şeklinde ifade etmektedir.
Alacaklının borçlardan, borcun ifasını isteyebileceği, borçlunun da bunu yerine getirmek zorunda olduğu andan itibaren alacak muaccel hale gelir. Kanun veya sözleşme farklı bir düzenleme getirmediği ya da işin niteliği aksini gerektirmediği takdirde, borç doğumu anından itibaren muacceldir (eski BK 74). Bu andan itibaren de, alacak hakkında zamanaşımı işlemeye başlar. Diğer hallerde ise borç, doğumundan sonraki bir tarihte muaccel olmaktadır. Bu durumda zamanaşımı, borcun doğumundan sonraki bir tarihte, ancak yine muacceliyet anından itibaren işlemeye başlar. Önemle belirtmek gerekir ki, zamanaşımının işlemeye başlaması için alacağın muaccel olması yeterli olup, borçlunun ayrıca temerrüde düşmesine gerek yoktur” (Mehmet Erdem - Özel Hukukta Zamanaşımı - 2010 - Sayfa 162).
“İfa zamanı en çok kullanılan anlamı ile TBK. m. 90 vd’da ifade edildiği üzere, alacaklının borcun ifasını talep yetkisini kullanma imkanının başladığı anı ifade eder. Bu andan sonradır ki borçlu, alacaklının ifa talebine uymak zorundadır. Bu anlamda ifa anının gelmesine borcun muaccel olması (borcun güncelleşmesi = Exigibilite, Faelligkeit) denilir. Alacaklı ancak bundan sonradır ki alacağını dava edebilir, alacak için zamanaşımı bu andan itibaren işlemeye başlar" (M. Kemal Oğuzman - M. Turgut Öz - Borçlar Hukuku Genel Hükümler - Cilt 1 - 14. Bası - Sayfa 313 vd.).
“İfa zamanı (günü) gelmiş borç, alacaklı tarafından ifası talep edilebilir “muaccel” borç demektir; aynı zamanda borçlu tarafından “ifa edilebilir” borç anlamına da gelir. Günü gelmiş (muaccel) borç ifa edilemezse borçlu temerrüdü, ifa edilebilir borcun ifası kabul edilmezse alacaklı temerrüdü oluşabilir. Demek ki muacceliyet borçlu temerrüdünün, ifa edilebilirlik, alacaklı temerrüdünün ön koşuludur.
İfa (ödeme) günü gelmiş olan borç “muaccel” olmuş (acelesi olan) borç demektir. Muaccel olmuş bir borcun derhal ifası istenebilir. Muacceliyetle, alacak hakkı gerçek bir talep hakkına dönüşmüş olur. Eğer ifa talebine uyulmazsa, yerine göre, formaliteli (ihtarlı ve süreli) veya formalitesiz (ihtarsız ve süresiz) olarak “borçlu temerrüdü” hükümleri devreye sokulabilir. Muacceliyet bu anlamda, borçlu temerrüdünün ön koşuludur.
Doğup oluşmuş olduğu halde henüz muaccel olmamış (olgunlaşmamış, ifa günü gelmemiş) bir borcun ifa edilmesi yolundaki istem, borçlunun muacceliyet eksikliğine ilişkin savunmasıyla püskürtülür. Bu savunma ortaya atılmasa bile “dava temelinin yetmezliği” olgusu olarak yargıç tarafından görevinden ötürü dikkate alınır ve davanın reddine yol açar. Henüz muaccel olmamış bir borç için borçlu temerrüdüne de düşülmez.
Muacceliyet gününde zamanaşımı süresi de işlemeye başlar. Artık bu andan sonra alacaklı da kolları sıvayıp edimini bir an önce talep etmelidir" (Kocayusufpaşaoğlu/ Hatemi/Serozan/Arpacı - Borçlar Hukuku - Genel Bölüm Üçüncü Cilt - İstanbul 2014 - Sayfa 52 vd.).
"Türk Ticaret Kanununun 573. maddesine göre Limited Şirket bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur.
Limited Şirket, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur (m. 602). Limited ortaklık ortaklarının ortaklık alacakları karşısında sorumlulukları yoktur. Onlar aleyhine ortaklık borçları için herhangi bir takip yapılamaz. Ancak kamu borçları hakkında farklı bir düzenleme söz konusudur. 6183 sayılı Kanunun 35/1. maddesine göre; “Limited Şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar". Doğrudan ortaklara başvurabilmek için amme borcunun ortaklıktan tahsil edilememiş olması gerekmektedir. Ortakların sorumluluğu ise sermaye hisseleri oranındadır" (Berna Öztürk - Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Primler - Ankara 2016 - Sayfa 254).
"TBK. m.149/f. 1"e göre; "Zamanaşımı süresi alacağın muaccel olduğu zamandan itibaren işlemeye başlar". Diğer bir ifade ile zamanaşımı alacaklının alacağını talep edebileceği andan itibaren işler. İfası derhal talep edilebilen alacaklarda zamanaşımı, alacağın doğumu ile beraber işlemeye başlayacaktır. Bu hususta bir borcun ne zaman doğduğunu saptamak zamanaşımı bakımından büyük önem taşır. Gerçekten İşviçre Federal Mahkemesi saklama (vedia) sözleşmesinde veya bir servetin idaresine ilişkin vekalet sözleşmesinde, emanet bırakılan şeyin veya idare edilen servetin iadesi borcunun zamanaşımının başlangıcını tayin edebilmek için borcun ne zaman doğduğunu belirleme gereği ile karşılaşmıştır. Federal Mahkemeye göre söz konusu iade borçları, ancak saklama veya vekalet sözleşmesi sona erince doğar. Sözleşme devam ederken saklayanın borcu verileni saklamak, idare işini üzerine alanın borcu idare etmektir. Bu borç sona ermedikçe iade borcu doğmaz.
Geciktirici koşula bağlı alacaklarda, alacak koşulun gerçekleşmesi ile doğar ve zamanaşımı bu tarihten itibaren işler. Muacceliyeti bir vadeye bağlı alacaklarda, zamanaşımı vadeden itibaren işleyecektir" (M . Kemal Oğuzman - M . Turgut Öz - Borçlar Hukuku Genel Hükümler - Cilt 1 - 14. Baskı İstanbul 2016 - Sayfa 593 vd.).
"Avukatlık sözleşmesinden doğan vekalet ücreti alacağı kural olarak beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ücret ödeme borcu muaccel hale gelmeden, ücret alacağının tabi olduğu zamanaşımı süresi de işlemeye başlamaz. Bu nedenle avukatın ücret alacağında geçerli olan beş yıllık zamanaşımı süresi ücretin muaccel olmasından itibaren başlar. Bir işgörme sözleşmesi olan avukatlık sözleşmesinde ücret, aksine bir anlaşma olmadığı takdirde, işin sonuçlandırılması ile muaccel olur. Hukuki yardım konusu bir dava ise, davanın kesin hükme bağlanması, bir icra takibi ise takibin sonuçlanması ya da aciz vesikasına bağlanması, avukatlık ücret alacağını muaccel kılar. Bununla birlikte avukatın üzerine aldığı iş sonuçlanmadan sözleşme sona ererse, sona erme ile birlikte avukatlık ücreti de muaccel olur. Haksız azil, haklı istifa hallerinde ücret alacağı da muaccel hale gelir. Aynı esas avukatın üstlendiği hukuki yardımı sonuçlandırmadan ölmesi veya ehliyetini kaybetmesi halinde söz konusu olup, bu durumlarda da ücret muaccel olur" (Tülin Kurtoğlu - Akdin Vekalet Ücreti ve Avukatın Hukuki Sorumluluğu - Ankara 2016 - Sayfa 222).
Limited Şirket ortağının ikinci derecede sorumluluğuna ilişkin diğer bir benzer sorumluluk da kefalet sözleşmesinde düzenlenmiştir.
"Alacaklının kefilden talepte bulunabilmesi için kefilin borcunun muaccel olması gereklidir. Kefilin borcunun muaccel olması ise kefaletin ferî bir sorumluluk doğurmasına uygun olarak esas borcun muaccel olmasına bağlıdır. O halde esas borç muaccel olmadan kefilden talepte bulunulamaz. Ne var ki kefaletten doğan borcun muaccel olmasının esas borcun muaccel olmasına bağlı olması, kefalet borcu için esas borçtan ayrı bir muacceliyet zamanı belirlenmesine engel değildir.
Kefalet sözleşmesinin ikincil (tali) bir sorumluluk doğurduğu ifadesi, iki anlamda kullanılmış olabilir. Kefalet sözleşmesi alacaklıya teminat verme amacını taşıdığından, alacaklının kefile başvurması, esas borçlu ifayı zamanında gerçekleştirmezse gündeme gelecektir. "Muaccel" bir borcun ifasında gecikme olduğu gerçekleşmeden kefil sorumlu tutulmaz. Bu geniş anlamıyla ikincillik (talilik) her türlü kefalet sözleşmesinde karşımıza çıkar. İkincilliğin bir de dar anlamı vardır. Peşin dava (tartışma) defini kullanarak önce esas borçlunun takip edilmesini isteyebilecek kefilin sorumluğu dar anlamıyla ikincil bir sorumluluktur. Kefile başvurmak isteyen alacaklının öncelikle esas borçluyu takip etmek ve rehinleri paraya çevirmek zorunda olması, kefilin sorumluluğunu dar anlamıyla da ikincil olduğunu göstermektedir. Bu dar anlamıyla ikincillik adi kefalette belirgindir.
Dar anlamda ikincilliğin daha da sertleştiği bir kefalet türü "açığın kapatılmasına (zarara) kefalet" olarak isimlendirilmektedir (TBK. 585 f. 3). Adi kefilin tartışma definden yoksun olduğu durumlarda da açığın kapatılmasına kefil olan kişi esas borçlu hakkında sonuçsuz kalan bir takip yapılmasını isteyebilir. Zarara kefil olan kişinin sorumluluğu, esas borçlunun takibi üzerine elde edilemeyen alacak tutarına indirgenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun müteselsilen kefalete ilişkin düzenlenmesinde de, dar anlamıyla ikincillikten söz edilebilecektir. TBK m. 586"ya göre müteselsil kefil, belirli oranda önce rehnin paraya çevrilmesi define sahip kılınmıştır. Teslime bağlı taşınır rehni ve alacak rehnini öncelikle paraya çevirmesini alacaklıdan isteyebilecektir. Bunun gibi ifada geciken esas borçluyu (sonuçsuz kalacak biçimde takip etmesi gerekmese de) sonuçsuz kalacak biçimde ihtar etmeyen alacaklı, müteselsil kefile başvuramaz" (Burak Özen - 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi - İstanbul 2012 - Sayfa 68, 111 vd.).
Tüm yukarıda açıklananlar doğrultusunda, somut olaya gelince; davalı Kurum tarafından dava dışı OR - BA Tekstil İth. İhr. Ltd. Şti"nin prim borçlarının tahsili amacıyla yapılan icra takibinde en son, şirkete ait ... plakalı aracın haczedilerek satışı yapılmış, ancak aracın bedeli şirketin borcunun tamamını tahsil etmeye yetmediğinden ve şirketin başkaca bir mal varlığı bulunmadığından, borcun kalan kısmının tahsili amacıyla şirket ortaklarından olan davacının murisi..."ın sorumluluğuna başvurulmuştur.
1999/2868 no"lu takip dosyasından davacıya gönderilen ödeme emrinin 132.490.16 sicil sayılı dosya işlem gören dava dışı OR - BA Ltd. Şti"nin ödenmeyen 1995/1. - 1998/12. aylarına ait prim ve gecikme zammı alacağının tahsiline yönelik olduğu, davacının murisi..."ın, 18.11.1992 tarihinde Ticaret Siciline tescil edilerek kurulan söz konusu şirketin %50 hissesi oranında kurucu ortağı olduğu, şirket ana sözleşmesi ile iki yıl süreyle şirket müdürlüğüne atandığı, şirketin 12.03.2014 tarihinde resen terkin edildiği, terk tarihine kadar müdür ataması ve hisse devri ile ilgili tescil talebinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davalı Kurum davacıya, Mikail Kalkan"ın şirket ortağı ve müdürü olması sebebiyle söz konusu şirketin ödenmeyen 1995/1.-1998/12. ayları prim borçlarının tahsili için ödeme emri göndermiştir. Ancak muris Mikail Kalkan 04.07.1994 tarihinde vefat etmiştir. Bu itibarla murisin şirketteki müdürlük görevi sona ermiştir. Murisin vefatından sonra şirketteki hisselerin miras payı oranında davacıya intikal ettiğinden, davacının miras payı oranında şirkette hissedar olduğu, bu nedenle şirket ortağı olması anlaşılmakla ödeme emrine konu Kurum alacağından 6183 sayılı Kanun 35. maddesine göre davacı sorumludur.
Ancak Yerel Mahkemece; 06.07.2004 tarihinden öncesi Kurum alacakları için 5 yıl, bu tarih sonrası Kurum alacakları için 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğü, bu durumda davaya konu ödeme emrine konu borçlar 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davacıya 31.07.2015 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiği gözetildiğinde takibe konu prim ve gecikme zammı alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir.
Davacının Limited Şirket ortağı olarak 6183 sayılı Kanunun 35. maddesi gereğince kamu borçlarından dolayı sorumluluğu tüm öğretide kabul edildiği üzere ikincil derecede sorumluluktur. Yani asıl borçlu şirketin malvarlığı borcu karşılamadığı anlaşıldığı takdirde, şirket ortağının borcu muaccel olacaktır. Yani Kurumun şirket ortağına gidebilmesi için öncelikle şirketin mal varlığının borcu karşılayamayacağının anlaşılması halinde Kurum alacağı muaccel olacaktır. Kurum alacağının muaccel olduğu anın ise haczedilecek bir malın bulunmadığının anlaşılmasıyla aciz vesikasının verildiği an olduğu gibi bir haciz sırasında şirketin borcu karşılayacak oranda mal varlığının bulunmadığının anlaşıldığı anda da alacak muaccel olacaktır. Nitekim asıl borçlu hakkında 13.03.1996 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Kurumun 132 490 016 13.40 işyeri sicil numaralarında işlem gören dava dışı OR - BA Ltd. Şti hakkında 6183 sayılı Yasa gereğince muhtelif esas numaralarına kayıtlı dosyalar ile icra takibine geçilmiştir. Şirkete ait ... plakalı araç üzerine 23.07.2003 tarih ve 80570 sayılı yazı ile haciz konulmuş olup, ilgili işverenin 23.06.2009 tarihi itibariyle borcu 65.000 TL"dir. Bu durumda şirketin tek malvarlığı olan aracın mevcut borcu karşılamadığı anlaşılmakla bu tarih itibariyle Kurum alacağı davacı yönünden muaccel olmuştur. TBK"nun 149. (818. sayılı BK. m. 128) maddesinin amir hükmü gereğine, zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
5510 sayılı Kanun 88/16. maddesi gereğince, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, Kanunun 51, 102 ve 106. maddeleri hariç olmak üzere diğer maddeleri uygulanır.
Aynı Kanunun 88/21. maddesinin ikinci cümlesinde de “Prim alacaklarının tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır” hükmü getirilmiştir.
Açıklanan tüm bu nedenlerle somut olayda miras hissesi yoluyla şirket ortağı olan davacının borcu, ancak, dava dışı şirketin malvarlığının borcu karşılamadığının anlaşıldığı anda muacccel olmuştur ve zamanaşımı süresi bu andan itibaren işlemeye başlayacaktır. Yerel mahkemece, davanın zamanaşımına uğramadığı gözetilerek işin esasına girilerek inceleme yapılması gerekirken, davanın zamanaşımından reddi doğru görülmemiştir ..." gerekçesiyle oy çokluğu ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bursa 1. İş Mahkemesinin 08.03.2017 tarihli ve 2017/42 E., 2017/176 K. sayılı kararı ile; Yüksek Mahkeme kararında her ne kadar dava dışı şirketin Kuruma olan borçlarına karşı şirketin mal varlığının söz konusu borcu karşılamadığının anlaşıldığı tarih itibariyle zamanaşımı süresinin başlayacağı belirtilerek söz konusu Kurum alacaklarının zamanaşımına uğramadığı bozma sebebi yapılmış ise de somut olayda davacı miras yoluyla şirket ortağı olup limited şirketin borçlarından dolayı ikincil borçlu konumu itibariyle asıl borçlunun tabi olduğu hükümlere tabi olduğu, prim borçlarında zamanaşımı süresinin tüm borçlular için aynı tarihte başlaması gerektiği, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsil zamanaşımı diğer bir ifade ile zamanaşımının süresi ve başlangıç tarihi alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte olan kurallara göre belirleneceği, bu nedenle 01.10.2008 tarihinden önceki dönemlere ait prim alacakları yönünden zamanaşımı süresi ve başlangıcının primlerin ait oldukları (muaccel oldukları) dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda miras hissesi yoluyla limited şirket ortağı olan davacının prim borcunun dava dışı limited şirketin mal varlığının borcu karşılamadığının anlaşıldığı anda mı yoksa alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği tarihte mi muaccel olduğu, burada varılacak sonuca göre davaya konu ödeme emrindeki prim alacaklarına ilişkin olarak zamanaşımı def"i yönünden hangi tarihte yürürlükte bulunan mevzuatın uygulanacağı, buna göre prim alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle zamanaşımının başlangıcının ve buna bağlı olarak, somut uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünün saptanmasında, muacceliyet anının belirlenmesi önem taşımaktadır.
13. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç, ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. Borcun ifası için öngörülen vade; kanundan, işin özelliklerinden ya da dürüstlük kuralından çıkarılamıyorsa, bu durumda, 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)"nun 74. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nu 90.) madde hükmü gereğince, borcun “hemen ifa ve derhal icrası talep edilebilir” hükmü uygulama alanı bulacaktır. 506 sayılı Kanun"un 80. maddesi, prim borcunun en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödeneceğini hükme bağlamıştır. 506 sayılı Kanun"un 80. maddesi ile prim borcunun vadesinin belirlenmiş olması karşısında, Kurum alacağının anılan tarihte muacceliyet kesbedeceği belirgindir.
14. Diğer taraftan Kurumun prim alacaklarına ilişkin zamanaşımı hükümlerindeki değişikliklerin ve yürürlük tarihlerinin açıklığa kavuşturulmasında da zorunluluk bulunmaktadır.
15. Bilindiği üzere, 506 sayılı Kanun"un “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 80. maddesinin 08.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun"la değiştirilmesinden önceki dönemde yerleşik uygulama uyarınca; prim alacağı ve gecikme zamları yönünden, anılan Kanunda zamanaşımı süresine ve başlangıcına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından Kurum alacağının zamanaşımı yönünden genel hükümlere tabi olduğu, buna göre, zamanaşımı süresinin 818 sayılı BK"nın 125. (6098 sayılı TBK"nın 146.) maddesi uyarınca on yıl olduğu ve zamanaşımının başlangıç tarihi aynı Kanunun 128. maddesi hükmüne göre, alacağın muaccel olduğu tarih olarak kabul edilmekteydi. 506 sayılı Kanun"un 80. maddesine göre, her aya ait prim borcu ertesi ayın sonuna kadar ödenmesi gerektiğinden, zamanaşımının başlangıcı; her prim ayı bakımından o aya ilişkin ödeme süresinin sona erdiği tarih olup, ay be ay ödenmesi gereken prim borcu ertesi ayın sonunda muaccel hâle gelmektedir. 818 sayılı BK"nın 132 vd maddeleri burada da aynen geçerlidir.
16. 506 sayılı Kanun"un 80. maddesinde 01.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile anılan madde; “…Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…” şeklinde düzenlenmiştir. 3917 sayılı Kanun"un yürürlük tarihine kadar olan dönemde, SSK prim alacakları İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilmekte iken, anılan Kanunla yapılan düzenleme ile 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUK) hükümlerinin uygulanmasına başlanmıştır.
17. 6183 sayılı Kanunun “Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102. maddesi uyarınca; “Amme alacağı, vadesinin rastladığı takvimi yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar”. Anılan düzenlemeler karşısında, 08.12.1993 tarihinden itibaren Kurumun prim alacaklarının tahsilinde zamanaşımı yönünden 6183 sayılı Kanun"da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı olarak belirlenmiştir. Açıklanan düzenleme bu kez 30.09.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu"nun 38. maddesiyle yeniden değiştirilerek; prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun"un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında bu maddede 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 24.06.2004 tarih ve 5198 sayılı Kanun"un 11. maddesi ile bu konuda yeniden bir düzenleme yapılarak; 506 sayılı Kanunun 80. maddesinin beşinci fıkrası; “…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır...” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca, 5198 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun"un zamanaşımını düzenleyen 102. maddesinin uygulanamayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı Kanun"la yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı dönemine geri dönülmüştür.
18. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı süresi bakımından, 08.12.1993 tarihi öncesine ve 06.07.2004 sonrasına ilişkin prim ve diğer alacaklar yönünden Kurumun alacak hakkı, 818 sayılı BK"nın 125. maddesinde öngörülen (10) yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımının başlangıç tarihi, anılan Kanunun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ile durmasına ilişkin 132 ve ardından gelen maddelerindeki düzenlemeler de uygulama alanı bulmaktadır. 08.12.1993 – 05.07.2004 tarihleri arasına ait prim ve diğer alacaklar yönünden ise, 6183 sayılı Kanunun “Tahsil zamanaşımı” başlığını taşıyan 102 vd. maddeleri uygulanmakta, anılan madde hükmüne göre (5) yıl olan zamanaşımı süresinin başlangıcı da, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılının başı olarak kabul edilmelidir.
19. Konu son olarak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun"un 93. maddesi ile aynı Kanunun 108. maddesi gereğince 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 88. maddesinde düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanunun “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88. maddesinin 16. fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun"un 51, 102 ve 106. maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı bildirildikten sonra, yine 5510 sayılı Kanun"un 17.04.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun"un 56. maddesi ile değişik “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” başlıklı 93. maddesinin ikinci fıkrası, “…(Değişik ikinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır…” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanun"un 93. maddesi ile zamanaşımı süresi ile ilgili olarak özel bir düzenleme getirilmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir. 5510 sayılı Kanun"un 93. maddesi muacceliyet tarihinin belirlenmesinde, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcının tespitinde, Borçlar Kanunu"nun uygulanmasına son vermiştir. Maddenin yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden sonraki primler için zamanaşımı başlangıcı ödeme dönemini takip eden takvim yılı başından itibaren başlayacaktır. Genel olan bu tanımlama dışında istisnai olarak 93. maddenin 2. fıkrasının ikinci cümlesinde önceki düzenlemelerden farklı olarak zamanaşımının başlangıç tarihi, özel durumlardan doğan prim ve diğer alacaklar yönünden ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; Kurumun prim ve diğer alacakları, mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise, bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı süresinin başlatılması gerekecektir.
20. Bu aşamada uyuşmazlığın çözümünde 5510 sayılı Kanun"un 93. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve zamanaşımı başlangıcına ilişkin özel düzenlemelerin; 5510 sayılı Kanun"un yürürlük tarihinden öncesine ilişkin prim borçları yönünden esas alınıp alınamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
21. Yukarıda da açıklandığı üzere, 5510 sayılı Kanun"un yürürlüğe girmesinden önceki mevzuatta, 506 sayılı Kanun"un 80. maddesinde ve 6183 sayılı Kanun"da prim ve diğer alacakların doğmasındaki farklı durumlara göre zamanaşımı başlangıcı yönünden özel bir düzenlemenin yer almadığı, 5510 sayılı Kanun"un 93. maddesinin 2. fıkrasıyla, 506 sayılı Kanun"da öngörülmeyen yeni bir düzenleme getirilerek, prim ve diğer alacakların doğmasındaki özel durumlarda zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı belirlenmiş bulunmakla, genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı ve zamanaşımına ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun"da 93. maddenin geriye yürüyeceğine olanak veren bir düzenlemenin bulunmaması/bulunmadığı gözetildiğinde zamanaşımı hükmü içeren anılan maddenin geçmişe yönelik uygulanamayacağının kabulü gerekir.
22. Sonuç olarak belirtilmelidir ki, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsil zamanaşımı, diğer bir ifade ile zamanaşımının süresi ve başlangıç tarihi; alacağın doğduğu, tahakkuk ettirildiği (muaccel olduğu) tarihte yürürlükte bulunan kurallara göre belirlenir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 20.09.2006 tarihli ve 2006/21-546 E., 2006/565 K.; 20.12.2006 tarihli ve 2006/21-806 E. 2006/814 K.; 06.12.2013 tarihli ve 2013/10-433 E., 2013/1649 K. ile 04.04.2018 tarihli ve 2015/21-982 E., 2018/679 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
23. Asıl borçlu işveren Kurum alacaklarıyla ilgili zamanaşımı konusunda hangi esaslara tabi ise, aksine açık düzenleme bulunmadığından onunla birlikte şahsi sorumluluğu kabul edilenler de aynı esaslara tabidir. Buna göre Kurumun prim alacağı için tek zamanaşımı süresi söz konusudur (Kabakcı, M. : Sosyal Sigorta Prim Borçlarından Şahsi Sorumluluk, İstanbul 2019, s. 484).
24. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dışı OR-BA Tekstil İthalat İhracat Ltd. Şti."ne ait 2 4751 01 01 0132490 016 13-40 sicil numaralı işyerine ilişkin 1995 yılının 1. ayı ile 1998 yılının 12. ayları arasındaki dönemlere ait prim alacağının tahsili için dava konusu 1999/2868 takip nolu ödeme emrinin düzenlenerek davacıya 31.07.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davacının murisi olan..."ın dava dışı şirketin iki kurucu ortağından birisi olduğu, Mikail Kalkan"ın 04.07.1994 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Murisin vefatından sonra şirketteki hisseler miras payı oranında davacıya intikal edeceğinden, davacı miras payı oranında şirkette hissedar olduğundan ödeme emrine konu Kurum alacağından 6183 sayılı Kanunun 35. maddesine göre sorumludur.
25. Davacı limited şirket ortağı ikincil borçlu olup asıl borçlunun tabi olduğu hükümlere tabidir. Prim borçlarında zamanaşımı süresi tüm borçlular için aynı tarihte başlar. Aksinin kabulü her borçlu için ayrı bir zamanaşımı uygulamasına sebebiyet verecek olup, ikincil borçlunun durumunun alacaklının keyfine ve inisiyatifine bırakılması gibi bir sonuç da doğuracağından bu durum hukuki güvenlik ilkesi ile de bağdaşmaz. Bu nedenle limited şirket ortağının 6183 sayılı Kanun"un 35. maddesinin 1. fıkrasına göre şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hissesi oranında sorumlu olduğundan yola çıkılarak, davacı şirket ortağı yönünden Kurum alacağının muaccel olduğu anın limited şirketin haczedilecek bir malının bulunmadığının anlaşıldığı an olarak tespiti ile zamanaşımının bu tarihte yürürlükte olan mevzuata göre belirlenmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü ile her borçlu için ayrı bir zaman aşımı uygulamasına sebebiyet verebilecektir.
26. Bu durumda, ödeme emrine konu prim alacakları yönünden zamanaşımı süresi ve başlangıcının, primlerin ait oldukları (muaccel oldukları) dönemde yürürlükte bulunan 6183 sayılı Kanun"un "Tahsil zamanaşımı” başlığını taşıyan 102 vd. madde hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğinden, davaya konu prim alacakları zamanaşımına uğramıştır.
27. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.03.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.