
Esas No: 2017/408
Karar No: 2018/538
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/408 Esas 2018/538 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 194-290
Sanık ... hakkında basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde kasten yaralama ve hakaret suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, İzmir (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 10.05.2011 tarih ve 2080-800 sayı ile sanığın eyleminin nitelikli kasten yaralama suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucu sanığın her iki suçtan beraatine ilişkin 25.10.2011 tarihli ve 332-589 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.02.2014 tarih ve 6426-4443 sayı ile;
“...Sanığın soruşturma aşamasında alınan 16.02.2010 tarihli ifadesinde katılanı kasdederek "Şahıs bana direndi, sağ kolumdan kuvvetli bir şekilde çekti, kurtulup kaçmaya çalıştı, şahsın ayağına çelme takarak şahsı yere düşürdüm..." şeklindeki beyanı, adli rapor kapsamına göre katılanın ağır derecede kırık oluşacak ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığının anlaşılması ve tanık ..."nin duruşma sırasında doğru olduğunu teyit ettiği, Sulh Ceza Mahkemesi ifadesini tekrar ettiğini belirttiği, soruşturma aşamasındaki 21.04.2010 tarihli anlatımında sanığın katılana "Konuşma lan, şerefsizlik yapma lan..." dediğini belirtmesi karşısında sanığın üzerine atılı suçlar sabit olduğu hâlde yazılı şekilde beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesi ise 12.05.2014 tarih ve 194-290 sayı ile;
"...Tanıkların hangilerinin ifadelerine hangi nedenle üstünlük tanındığı ya da tanınmadığı, itibar edildiği ya da itibar edilmediği mahkememizin 25.10.2011 tarihli kararında tartışılmış ve bir sonuca varılmıştır. Bu sonuca varılırken özetle yaralama suçu yönünden ..."ün ifadesini destekleyen sanığın tekme attığına ilişkin beyan bulunmadığı ve bu tanığın yakını hakkında da sanığın daha önce alkollü araç kullanmaktan işlem yaptığı, bu durumda tam bir vicdani kanaatle tanığın ifadesinin doğru olduğu ve güvenilir olduğu sonucuna ulaşılamadığı belirtilmiştir. Yargıtay bozma ilamında sanığın "... çelme takarak şahsı yere düşürdüm..." şeklindeki beyanı ve adli tıp raporu içeriği ile ..."nin beyanı sübut için yeterli kabul edilmiş, ancak Yargıtay ilamında bu tanıkların beyanlarına mahkememizin kabulünün aksine neden itibar edildiği açıklanmamıştır. Tanıkları dinleyen ve gözleyen yerel mahkemedir. Mahkememiz tanıkları dinlerken ve beyanlarına itibar ederken duruşmadaki tutum ve davranışlarından, sanıkla aralarında daha önceden husumet ya da olumsuz ifade vermeyi gerektirecek bir olay bulunup bulunmadığını ve özellikle tanıkların ve katılanın olay yerinde bulunuş amacının, amaçlarına ulaşıp ulaşamadıklarını değerlendirmektedir. Yaptığı değerlendirmede de olay yerine kamu görevlilerini ve dolayısıyla adaleti yanıltmak amacıyla yani kaza yapan kişiyi saklayıp bir başkasını kaza yapmış gibi göstermek amacıyla geldikleri ancak bu amaçlarına ulaşamadıkları, nitekim katılanın İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesince TCK"nın 270/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği, daha önceden sanık polis memurunun, tanık ..."nin oğlunun aracına cezai işlem yaptığından dolayı sanığın aleyhine ifade vermesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu ve bunun ciddi bir şüphe oluşturduğu ve bu şüpheyi ciddi kılan şeyin de bu tanıkların olay yerinde bulunma amacının etik olmamasından kaynaklandığı, kaldı ki her ne kadar bozma ilamında yaralanmanın niteliği ile sanığın tekme atması arasında bir illiyet bağı kurulmuş ise de, adli tıp raporundaki kemik kırığının tekme atma sonucu oluşabileceği gibi düşme veya benzeri şekillerde de oluşabileceği açıktır. Yine mahkememiz önceki kararında sanığın katılan hakkında işlem yapılacağı için olay yerinden ayrılmasını engellemek amacıyla, yani kendisini gözaltına alabilmek amacıyla kolundan çekmesi karşısında, tutabilmek amacıyla çelme taktığını kabul etmiştir. Ancak sanığın bu eylemi katılanın bacağına kasten vurma olarak nitelendirilemeyeceği gibi, sanık polis memurunun olay yerine gelip kamu görevlisine yalan beyanda bulunduktan sonra olay yerinden uzaklaşmak istemesi sırasında kendisini gözaltına alıp ifadesine başvurulmak üzere polis merkezine götürmek istemesi sırasında ve katılanın da buna karşı gelmesi durumunda çelme takarak düşürmeye çalışması zor kullanma sınırları içerisinde kalan bir eylem olarak değerlendirilmiştir. Yine bozma ilamında mahkememizin bu değerlendirmesinin yani zor kullanma sınırlanmasının aşıldığını gösteren nedenlerin ve verilerin nelerden ibaret olduğu belirtilmemiştir. Yine hakaret suçundan mahkememiz kararında sanığın aleyhine olan beyanların inandırıcılığının zayıflığı nedeniyle itibar edilmediği belirtilmiştir. Mahkemeler her tanık beyanına itibar etmek zorunda değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi tanıkların ifadesi değişik yönlerden değerlendirilmiş ancak mahkememizde doğru söyledikleri konusunda tam bir vicdani kanaat oluşmamıştır. Vicdani kanaatin oluşmadığı bir yerde şeklen tanık beyanına itibar etmek gerçek adaleti sağlayamaz." gerekçesiyle bozma kararına direnerek, önceki hükümlerdeki gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.12.2014 tarihli ve 246281 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 11-1810 sayı ile 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 28.03.2017 tarih ve 613-3465 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten yaralama ve hakaret suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 13.02.2010 tarihli yazısında; Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü personeli olan sanık polis memuru ..."ün olay tarihinde 5491 kod numaralı ekipte görevli olduğunun bildirildiği,
Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesince katılan ... hakkında düzenlenen 16.02.2010 tarihli geçici rapor formunda; katılanın sağ dizinde ağrı ve hassasiyet tanımlandığı, ekimoz ve hematom görülmediği, hareket kısıtlılığının bulunmadığının belirtildiği;
İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce katılan hakkında düzenlenen 10.03.2011 tarihli raporda ise; olay sonrası çektirilen direkt grafilerin radyoloji uzmanlarınca yapılan değerlendirilmesinde belirlenemeyen sağ tibia platosunda orta hat ve daha çok lateral kesimi ilgilendiren, ayrıca fibula başında T2W serilerde yüksek sinyalli lineer kompleks tipte fraktüre ait hatların bulunduğuna ilişkin 24.02.2010 tarihli MR raporunda belirtilen sağ tibia kemiği platosundaki ve fibula başındaki kırıkların katılanın yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkileyecek nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği,
Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 16.02.2010 tarihli raporda; sanığın sağ omzunda hassasiyet bulunduğu, ekimoz, hematom veya hareket kısıtlılığı görülmediği, sanığın vücudundaki bulguların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğunun ifade edildiği,
Polis memurları sanık ... ve tanık ... tarafından düzenlenen 16.02.2010 tarihli tutanakta; olay günü meydana gelen trafik kazası nedeniyle olay yerine gidildiğinde katılanın tahkikat için ekip aracına davet edildiği, direnip kaçmaya çalışması üzerine sanık tarafından katılanın elleri tutulmak suretiyle etkisiz hâle getirilmeye çalışıldığı, bu sırada sanık ve katılanın dengelerini kaybederek yol kenarındaki kaldırıma üst üste düştüklerinin belirtildiği, tutanakta katılanın imzasının bulunmadığı,
İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.02.2011 tarihli ve 228-110 sayılı kararının incelenmesinden; katılan ... hakkında suç üstlenme ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda, görevi yaptırmamak için direnme suçundan beraatine hükmolunduğu, suç üstlenme suçundan ise mahkûm edildiği 25 gün hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... kollukta; Buca ilçesinde, Açelya Kıraathanesi isimli iş yerinin sahibi ve işletmecisi olduğunu, iş yerinde garson olarak çalışan ...."un olay gecesi saat 00.30 sıralarında kendisini telefonla arayarak trafik kazası yaptığını söyleyip olay yerine çağırdığını, Kenan"ın yanına gittiğinde, kahvehaneden tanıdığı ..."yi de olay yerinde gördüğünü, Kenan"ın park hâlindeki bir araca çarptığını anlayınca, hasar gören araç sahibi ile anlaşmaya çalıştığını, “Polis çağırmaya gerek yok” dediğini, ancak hasar gören araç sahibi ..."ın anlaşmaya razı olmadığını, “Polis çağırdım, ben ticaretle uğraşıyorum aracımı 3-4 gün yatıramam” dediğini, bu konuşmalar sırasında çalışanı Kenan"ın olay yerinden kendilerine haber vermeden gitmiş olduğunu, polislerin olay yerine gelince evrak istediklerini, Ferhat"ın belgelerini polise verdiğini, kendisinin de kimliğini polise uzattığını, “Kaza yapan ben değilim” dediğini, polisin kimliğini almadığını, Ferhat"a “Senin aracına çarpan sürücü kim?” diye sorduklarını, Ferhat"ın “Siz gelmeden önce buradan uzaklaşmış fark edemedik” demesi üzerine polis memurlarının sinirlendiğini, “Beş dakika içerisinde sürücüyü istiyorum, sürücü senin iş yerinde garsonmuş, onu sen kaçırdın” diye bağırdığını, “Abi benim haberim yok, araç sahibi ile konuşurken haber vermeden gitmiş” diye cevap verdiğini, Kenan"ın kullandığı aracın sahibi ..."yi görevli polislerin ekip aracına bindirdiklerini, daha sonra sanığın “Bin lan şerefsiz, hakkında işlem yapacağız” diye bağırdığını, “Abi benim kazayla ilgim yok, kaza yapan ben değilim, aracın sahibi ben değilim, çocuklarım evde beni bekliyorlar, beni neden karakola götürüyorsunuz” diye sorduğunda sanığın, kolunu kıvırıp ayağına çelme atmasıyla yere düştüğünü, "geliyorum" demesine karşın sanığın kendisine kelepçe takmaya çalıştığını, daha sonra kelepçe takmaktan vazgeçtiğini, ekip aracına bindirilip karakola götürülmesi sırasında kendisine tekme atan sanık polis memurunun “Şerefsiz, pezevenk” şeklinde sözlerle kendisine hakaret ettiğini, sanığa kendisine neden hakaret ettiğini sorduğunda; “Şurada seni arabadan indiririm, kafanı gözünü kırarım” diye bağırdığını, karakola geldikten sonra ambulans ile hastaneye gönderildiğini, kendisine hakaret ederek tekme atmak suretiyle kendisini yaralayan sanıktan şikâyetçi olduğunu, uzlaşmak istemediğini,
Cumhuriyet Başsavcılığında; olay sırasında bir koluna sanığın diğer koluna ise tanık polis memuru ..."in girdiğini, sanık polis memuru ..."ün sağ ayağının topuk bölgesine tekme atarak, “Bin lan arabaya” dediğini, araçla karakola gittikleri sırada da sanığın “Şerefsiz” gibi sözcüklerle kendisine hakaret ettiğini, araçta tanık ..."nin de bulunduğunu, hastanede muayenesini yapan doktorun sanığı kastederek, “Bu ne biçim memur, illa benden kendisine rapor yazmamı istedi, ben kendisine gördüğümü yazarım” dediğini aktardığını, tanık polis memuru ..."in kendisine yönelik bir eylemi bulunmadığını,
Sulh Ceza Mahkemesinde; olay gecesi sanığın kendisine “Bin lan arabaya şerefsiz” diye hakaret ettiğini, bu sırada sağ bacağına bir tekme geldiğini, yere düştüğünü, etrafta bulunanların “Ne yaptınız, adamın ayağını kırdınız” diye bağırdıklarını,
Asliye Ceza Mahkemesinde; Sulh Ceza Mahkemesinde verdiği ifadeyi kabul edip aynen tekrarladığını,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; katılanı mahallelerinde kahvehane çalıştırması dolayısıyla tanıdığını, kendisinin ise arabayla seyyar olarak sandviç satışı yaptığını, olay günü meydana gelen trafik kazasından sonra hasar gören araç sahibi ile kazayı yapan Kenan"ın patronu katılan ..."u anlaştırmaya çalıştıklarını, Ferhat"ın anlaşmaya yanaşmayıp polis çağırdığını, polisler gelmeden kaza yapan Kenan"ın olay yerinden ayrıldığını, gelen polislerin katılana “Senin hakkında işlem yapacağız” dediklerini, katılanın “Benim suçum yok” dedikten sonra kimlik ve adres bilgilerini söylediğini, katılanın suçu üstlenmeye ilişkin bir sözünü işitmediğini, bu sırada polislerin sinkaflı sözlerle konuşmaya başladıklarını, polislerin katılanı zorla araca bindirmeye çalıştıklarını, genç olan polis memurunun katılanın ayağına tekme ile vurduğunu, katılanın yere yığıldığını, yanlarına gidip polislere “Bu durum niye bu hâle geldi, ambulans çağırın” dediklerini, ancak polislerin katılanı apar topar polis aracına bindirip götürdüklerini,
Sulh Ceza Mahkemesinde; olay sırasında sanığın katılana “Pezevenk” diye bağırdığını, yine sanığın katılanın bacağına vurması ile katılanın yere düştüğünü, katılan ile sanığın birlikte yere düşmediklerini, tekmenin tesiriyle sadece katılanın yere düştüğünü,
Asliye Ceza Mahkemesinde; olay sırasında sanığın, bacağına kasten vurarak katılanı yere düşürdüğünü, sanığın katılana küfrederek “Bin şu arabaya” dediğini, katılanın tekme tokat arabaya bindirilmeye çalışıldığını,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; olay gecesi oğluna ait otomobil içerisinde katılanın iş yerinde çalışan Kenan ile birlikte bira içtiklerini, bir ara Kenan"ın aracı çalıştırdığını, içinde bulundukları aracın hareket edip yanlarında park hâlinde duran minibüse hafif şekilde çarptığını, minibüs sahibinin yanlarına geldiğini, anlaşmayı önermelerine karşın şahsın kabul etmediğini, Kenan"ın bunun üzerine patronu olan katılanı arayıp olay yerine çağırdığını, katılanın da bu minibüs sahibi ile uzlaşmaya çalıştığını ancak şahsın polis çağırdığını, gelen trafik ekibindeki polislerin çok agresif olduklarını, hatta içlerinden birinin kendisini felçli olmasına karşın ittirdiğini, “Ben sakat bir insanım, beni nasıl ittirirsin” demesi üzerine polisin “Ben de sakatım, benim de raporum var” diye cevap verdiğini, bir köşede oturduğu sırada, katılanla polislerin tartıştığını gördüğünü, kendisini tanık olarak karakola davet etmeleri üzerine polis aracına bindiğini, katılanın ise önce araca binmek istemediğini, polisin katılana “Bin lan” dediğini, katılan ve sanığı yere düşerken veya sanığı katılana vururken görmediğini, karakola giderlerken neden götürüldüğünü soran katılana sanığın “Konuşma lan, şerefsizlik yapma, kafana sıkarım” şeklinde sözler söylediğini,
Sulh Ceza Mahkemesinde; sanık polis memurunun olay gecesi kendisini iteklediğini, kaldırıma oturduğunu, bu sırada katılanı yerde gördüğünü, sanığın katılana “Bin lan” dediğini, polis aracındayken de sanığın katılana “Sus lan kafana sıkarım”, “sus, şerefsiz” şeklinde sözler sarf ettiğini,
Asliye Ceza Mahkemesinde; olay gecesi alkollü olduğunu, sanıkla katılanı mücadele hâlinde gördüğünü, bu sırada katılanın yere düştüğünü, sanığın katılana vurduğunu görmediğini, ancak çevreden sanığın katılana tekmeyle vurduğunu işittiğini, polis arabasına bindirdikten sonra sanığın katılana “Sus yoksa kafana sıkarım” dediğini,
Tanık ... Cumhuriyet savcılığında; olay yerinde midye sattığını, polis memurlarını katılanı yaka paça polis aracına bindirirlerken gördüğünü, katılana hakaret ettiklerini duymadığını, katılana vurduklarını da görmediğini,
Tanık ...; kaza sırasında hasar gören aracın sahibi olduğunu, araçta eşi ve bebeği bulunduğu için görevli polislerden izin isteyerek eşini ve bebeğini eve götürdüğünü, sanıkla katılan arasında yaşandığı iddia edilen olaya tanık olmadığını,
Tanık ... aşamalarda; Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, olay gecesi saat 00.15 sıralarında trafik kazası meydana geldiğinin anons edilmesi üzerine olay yerine meslektaşı olan sanıkla beraber gittiklerini, katılanın kazayı kendisi yapmadığı hâlde aracın kaskosundan faydalanmak için kazayı kendisi yapmış gibi beyanda bulunduğunu, bunun üzerine tutanak tutacaklarını söyleyerek katılanı polis aracına davet ettiklerini, sanığın katılanın koluna girdiğini, katılanın araca binmemek için direndiğini, sanığın bunun üzerine sağ kolunun üzerine yere düştüğünü, katılanın da sanığın üzerine düştüğünü, sanıkla birlikte katılanı polis aracına bindirdiklerini, sanığın katılana hakaret etmediğini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... kollukta; Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, olay gecesi telsizden trafik kazası meydana geldiğinin anons edilmesi üzerine polis arkadaşı tanık ... ile olay yerine gittiklerini, katılanın kaskodan faydalanmak için kazayı kendisi yapmış gibi gerçek dışı beyanda bulunduğunu anlamaları üzerine katılanı karakola götürmek için polis aracına davet ettiklerini, katılanın koluna girip araca bindireceği sırada, katılanın direnerek kuvvetli bir şekilde sağ kolunu çekiştirdiğini, elinden kurtulup kaçmaya çalıştığını, katılanı durdurmak için ayağına çelme takıp yere düşürdüğünü, bu sırada kendi kolunun da incindiğini, katılana hakaret etmediğini,
Cumhuriyet Başsavcılığında; katılanı araca bindirmek için kolundan tuttuğunu, katılan aniden kolunu çekince birlikte yere düştüklerini, bu sırada kendi ayağının katılanın ayağına çarptığını, katılana hakaret etmediğini,
Sulh Ceza Mahkemesinde; katılanı kolundan tutup çektiğini, birlikte yere düştüklerini, kolunun şiştiğini, katılana hakaret etmediğini, tanıkların beyanlarını kabul etmediğini, bu şahısların katılanın esnaf arkadaşları olduklarını,
Asliye Ceza Mahkemesinde; Sulh Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini kabul edip aynen tekrar ettiğini, tanık ..."ün bir yakınına alkollü araç kullanmaktan işlem yaptığı için bu tanığın çelişkili beyanlarını kabul etmediğini,
Bozmadan sonra Asliye Ceza Mahkemesinde; 18 yıllık meslek hayatında kimseye şiddet uygulamadığını, aleyhine beyanda bulunan tanık ..."nin oğluna önceden cezai işlem uyguladığını, bu tanığın beyanlarını ve suçlamayı kabul etmediğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçu TCK"nın 256. maddesinde;
“(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu suç ile korunan hukuki değerler öncelikle kamu idaresinin itibarı, idarede disiplinin sağlanması, halkın kamu görevlilerine karşı duyduğu inanç ve itimattır. Bireylerin vücut bütünlüğü ile şeref ve haysiyeti de korunan diğer hukuki menfaatlerdir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 900; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1102; Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Seçkin, 12. Baskı, Ankara, 2015, s. 275.)
Bu suçun faili zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisidir. Somut olayda failin görevli polis memuru olması sebebiyle, polislerin zor kullanma yetkilerinin yasal dayanağına da değinmekte fayda bulunmaktadır.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu"nun “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesinin suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâlinde;
“Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
...” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere polis zor kullanma yetkisini ancak Kanun"un çizdiği sınırlar çerçevesinde, kademeli bir şekilde ve ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanabilecektir. Bununla birlikte çağdaş toplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, iç hukuk yetkililerine yüklenen sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutta da olmamalıdır. (AİHM, Günaydın/Türkiye B.N: 27526/95, 13.10.2005.)
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun mağduru, kamu görevlisinin görevinin gerektirdiği ölçünün sınırlarını aşarak kuvvet kullandığı herkes olabilir.
Suçun fiil unsuru, görevin ifası sırasında görevin gerektirdiği ölçünün dışında kişiler üzerinde zor kullanmak olarak belirlenmiştir. Zor kullanmanın mahiyetini tayin bakımından ise kanun koyucu kasten yaralama suçuna atıf yapmıştır. Dolayısıyla bu suç ancak kasten yaralama suçunu oluşturan kişinin sağlığını ya da algılama yeteneğini bozan veya vücuduna acı veren hareketlerle işlenebilir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s. 902; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Baskı, Ankara, 2015, s.1103.)
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama suçunun manevi unsuru kasttır. Buna göre, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi yetkisine ilişkin sınırı bilerek ve isteyerek aşmamışsa, başka bir anlatımla kasten hareket etmemişse madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılmasına dair hüküm çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.
Kasten yaralama suçu ise 5237 sayılı TCK’nın 86. maddesinde;
“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silâhla,
İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılmış, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.
Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp, bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür.
Maddenin 3. fıkrasının d bendinde düzenlenen nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin kamu görevi yapması, bu görevin faile bir nüfuz, güç sağlaması ve bu görevin kötüye kullanılması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Kamu görevi terimi, daha çok devlete ait gücün kullanılmasını, en azından mağdurun öyle düşünmesini gerektiren işler için kullanılmıştır. Yasa koyucu kamu görevlisinden değil, kamu görevinden söz ettiği için doktrinde TCK"nın 6. maddesi anlamında failin kamu görevlisi olması hususunun tartışılmasına gerek bulunmadığı ileri sürülmüştür. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 2965.). Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi durumunda uygulanacak artırım maddesinin tatbik edilebilmesi için kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzun kötüye kullanılması da gerekmekte olup, nüfuzun varlığına karşın, bu nüfuz kullanılmadan yaralama eylemi gerçekleştirilmişse, bu artırım maddesi uygulanamayacaktır.
Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun “Hakaret” başlıklı 125. maddesi;
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK"dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430.)
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici nitelikte olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın Buca Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığı, Buca ilçesinde kıraathane işleten katılanın, yanında çalışan ...."un olay gecesi alkollü şekilde trafik kazası yaptıktan sonra katılanı telefonla arayıp olay yerine çağırdığı, katılanın olay yerine gelmesi ile ...."un kaza mahallinden ayrıldığı, saat 00.15 sıralarında polis telsizinden trafik kazası meydana geldiğinin anons edilmesi üzerine polis memurları sanık ... ve tanık ..."in birlikte olay yerine geldikleri, katılan ..."in kaskodan faydalanmak için kazayı alkollü olan çalışanı ...."un değil de kendisinin yaptığını beyan ettiği iddiası üzerine görevli polis memurlarının suç üstlenmek suçundan katılan hakkında işlem yapmak için katılanı polis merkezine davet ettikleri, katılanın polis merkezine gitmek istememesi üzerine sanık ..."ün katılanı kolundan tutarak polis aracına bindirmeye çalıştığı, katılana “Bin lan, şerefsiz” şeklinde sözler söyledikten sonra araca binmemek için direnen katılanın sağ bacak alt kısmına tekme ile vurduğu, İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce katılan hakkında düzenlenen 10.03.2011 tarihli raporda; katılanda sağ tibia kemiği platosunda ve fibula başında kırık oluşacak şekildeki yaralanmanın, katılanın yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarını ağır (4) derecede etkileyecek nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği, sanığın vücudunda ise herhangi bir ekimoz, hematom veya hareket kısıtlılığı görülmediğine dair adli tıp raporu düzenlendiği anlaşılan olayda; katılanın aşamalarda önemli değişiklik göstermeyen istikrarlı beyanları, yaralanma şekline ilişkin katılan beyanları ile örtüşen adli rapor içeriği, olay sırasında sanığın katılana hakaret ettiği ve katılana tekme atarak yaraladığı yönündeki tanık ..."ün anlatımları, olay sırasında asabi davranışlar sergileyen sanığın katılana hakaret ettiği yönündeki tanık ..."nin ifadesi ile sanığın Cumuhriyet savcılığında verdiği ifadesi sırasında “Yere birlikte düştükleri sırada ayağının katılanın ayağına çarptığı” yönündeki savunması birlikte değerlendirildiğinde; görevli polis memuru ..."ün 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu"nun 16. maddesinde, polise tanınan, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisini aşacak ve katılanın vücudunda yaşamsal fonksiyonlara ağır derecede etkili olacak tibia ve fibula kırıklarına neden olacak şekilde yaralama eyleminin, sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak katılanı kasten yaralama suçuna sebebiyet verdiği, bu şekilde sanığın hakaret ve kasten yaralama suçlarının sübut bulduğu; "olay sırasında kaçmaya çalışan katılana müdahale ettiği sırada katılan ve sanığın birlikte yere düşmeleri sonucu katılanın yaralandığı" yönünde sonradan geliştirilen sanık savunmasına ve tanık polis memuru ..."in aynı doğrultudaki anlatımlarına, katılanın vücudunda, yaşamsal fonksiyonlara ağır derecede etkili kemik kırığı oluşurken katılanla aynı şartlarda yere düştüğünü savunan sanığın vücudunda herhangi bir ekimoz ve hematom bulunmadığı yönündeki adli rapor içeriği karşısında itibar edilemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanığa atılı kasten yaralama ve hakaret suçlarının sabit olduğu gözetilmeden sanığın beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.05.2014 tarihli ve 194-290 sayılı direnme kararına konu hükümlerin, sanığa atılı kasten yaralama ve hakaret suçlarının sabit olduğu gözetilmeden sanığın beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.