
Esas No: 2017/505
Karar No: 2018/571
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/505 Esas 2018/571 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 136-210
Sanık ... hakkında dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Isparta 2. Asliye Ceza Mahkemesince 18.02.2009 tarih ve 96-65 sayı ile; eylemin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine, dosyanın gönderildiği Isparta Ağır Ceza Mahkemesince 07.12.2010 tarih ve 87-286 sayı ile; sanığın, nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK"nın 158/1-f-son, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis ve 220.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen 15. Ceza Dairesince 06.05.2015 tarih ve 11335-24989 sayı ile;
"...Katılanın beyanında arazisinden kaliteli su çıktığını, arazisini fabrika yapılması amacıyla .... isimli kişiyle 80.000 TL"ye sattığını, ancak çek ödenmediğinden avukatı aracılığıyla icraya koyduğunu, o sırada şirket adına ..... isimli şahsın kendisine icra takibini kaldırması karşılığında 110.000 TL tutarlı çek verdiğini, çekin imzalı olduğunu ancak bedelinin ..... tarafından doldurulduğunu, söz konusu çeki tahsil için bankaya gittiğinde ödemeden men talimatı nedeniyle çeki tahsil edemediğini, tanık beyanlarınında bu hususları doğrulaması karşısında, önceden doğan borç nedeniyle bu borcun ödenmesi için hileli davranışlarda bulunulması halinde, zarar, kandırıcı nitelikteki davranışlar nedeniyle meydana gelmediğinden dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı gözetilmeden beraat kararı yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 10.09.2015 tarih ve 136-210 sayı ile;
"...Somut olayda öncesinde müşteki ile süreklilik arzeden herhangi bir alışverişi bulunmayan sanığın en başından itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği açıktır. Şöyle ki; müştekinin senedi aldıktan sonra tapuda devir işleminin yapıldığı, zaten olağan hayat akışına göre de 80.000,00 TL değerindeki taşınmazını devir eden kişinin bunun karşılığını daha sonraya bırakmasının mümkün olmadığı, sanık tarafından vadesi geldiğinde borç ödenmediği için müştekinin senedi icra takibine koyduğu, aynı şekilde dolandırıcılık kastı devam eden sanığın müştekiyle yeniden görüşerek icra takibinin kaldırılması karşılığında TEB Bankasına ait 6957895 seri nolu 25.11.2008 keşide tarihli ve 110.000 TL bedelli çeki keşide ederek tanıkların huzurunda müştekiye verdiği, sanığın yine aynı suç kastını sürdürerek bu çekle ilgili bankaya ödemeden men talimatı verdiği ve müştekinin bu sebeple çeki tahsil edemediği, aynı suç kastıyla ve birbirini tamamlar nitelikte zincirleme şekilde devam eden sanığın eylemlerinin nitelikli dolandırıcılık suçuna vücut verdiği," şeklindeki gerekçeyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2015 tarihli ve 370107 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1208-1576 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 06.04.2017 tarih ve 3839-8824 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun yasal unsurları ile sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Isparta Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanık hakkında, yetkilisi olduğu şirket tarafından içme suyu fabrikası yapılmak üzere katılandan satın aldığı tarla karşılığında katılana 110.000 TL bedelli çek verdiği, ancak hukuki ilişkiden kaynaklı edimini ifa etmekten kaçınarak çekin kaybolduğu şeklinde bankaya talimat vermek suretiyle katılanı dolandırdığı iddiasıyla kamu davası açıldığı,
Katılan vekili Av. ... tarafından imzalanmış olan 24.09.2008 tarihli protokolde; borçlusu tanık ...., alacaklısı katılan ... olan, 18.04.2007 düzenleme, 30.10.2007 vade tarihli ve 80.000 TL tutarındaki senede istinaden borçlusu A-C Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti., alacaklısı katılan ..., keşide yeri Isparta olan, 25.11.2008 keşide tarihli ve 110.000 TL tutarındaki çekin alındığı, çek bedeli tahsil edildiğinde senedin iptal edilip Isparta 2. İcra Müdürlüğünün 2008/5572 Esas sayılı dosyasının da işlemden kaldırılacağı bilgilerine yer verildiği,
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine göre, sanığın 05.06.2008 tarihinden itibaren 20 yıl süre ile A-C Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.nin müdürü olarak atandığı,
Suça konu çekin, sanığın yetkilisi olduğu şirkete ait olan Türk Ekonomi Bankasının Lara şubesindeki 27839 nolu hesabından, 25.11.2008 keşide tarihli ve 110.000 TL olarak düzenlendiği, çekin arkasında katılanın imzasının bulunduğu, çekin yasal unsurlarının tam olduğu,
Çekin ibraz edildiği Türk Ekonomi Bankası Lara şubesinin 30.12.2008 havale tarihli yazısında; A-C Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.ne ait 6957895 seri nolu çekin keşidecisi olan sanığın hesap sahibi tüzel kişi adına tek başına çek keşide etmeye yetkili olduğu, keşideci imzasının sanığa ait olduğu, sanığın çekin rızası hilafına elinden çıktığından bahisle 14.11.2008 tarihinde ödemeden men talimatı verdiği, ancak çekin ne suretle elinden çıktığı konusunda bir açıklamasının olmadığı, ibraz tarihinde çek tutarının hesapta bulunmadığı hususlarının bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan; Isparta merkez Çukur köyünde bulunan ve kaliteli içme suyu çıktığı tespit edilen arazisini satın almak ve arazide tesis kurmak isteyen tanık .... ile 80.000 TL karşılığında anlaştıklarını, ....’un satış tutarını senet vermek suretiyle ödediğini, bunun üzerine tarlanın tapusunu verdiğini, senet bedeli ödenmeyince avukatı aracılığıyla icra takibi başlattığını, daha sonra sanığın muhasebecisi olduğunu söyleyen ..... isimli bir şahsın 110.000 TL tutarında bir çek verdiğini, çekin de karşılıksız çıktığını,
Tanık ....; Isparta merkez Çukur köyünde sanığın da ortak olduğu bir içme suyu projesinin olduğunu, satın aldığı arsa nedeniyle katılana olan 80.000 TL borcunu ödeyemediğini, bunu üzerine sanığın bu borca karşılık olarak katılana 110.000 TL tutarında çek verdiğini,
Tanık ...; Çukur köyü muhtarı olduğunu, amcasının oğlu olan katılana ait arazide yüksek kalitede su çıktığını, “Köye bir içme suyu fabrikası kurulsun, köylü bundan istifade etsin” düşüncesiyle katılanın tanık ...."a bu araziyi 90.000 TL karşılığında satmasına aracılık ettiklerini, ....’un 10.000 TL nakit para ve 80.000 TL tutarında senet verdiğini, katılanın da araziyi ...."un ortağı olduğu şirket adına tapuda devrettiğini, senet ödenmeyince katılanın icra takibi yaptığını, icra takibi devam ederken .... ile şirket yetkilisi ..... isimli bir şahsın geldiğini, “Sanık ile ortak olduk, size çek verelim” dediklerini, icra takibinin kaldırılması konusunda katılan ile anlaştıklarını, sanığın göndermiş olduğu TEB Bankasına ait olan çekin üzerine ..... isimli şahsın 110.000 TL rakamını yazarak çeki katılana verdiğini, çekin üzerindeki imza dışındaki tüm bilgileri ..... isimli şahsın yazdığını,
Tanık ...; Çukur köyü azası olduğunu, katılanın tarlasında yüksek kalitede su çıkması nedeniyle köy muhtarlığı ve ihtiyar heyeti olarak tarlayı su fabrikasına satması konusunda katılan ile görüştüklerini, katılanın tarlayı tanık ...."a 80.000 TL karşılığında sattığını ve senet aldığını, senet ödenmeyince katılanın icra takibi yaptığını, bu süreçte Isparta İcra Müdürlüğüne gelen .... ile yanında bulunan şirket yetkilisi ..... isimli bir şahsın katılan ile icra takibinin kaldırılması konusunda anlaştıklarını, karşılığında 110.000 TL bedelli çeki katılana verdiklerini, çekin imza haricinde boş olduğunu ve çeki getiren ..... isimli şahsın çekteki yazılı kısımları huzurlarında doldurduğunu, sanığı görmediklerini, sadece ismini duyduklarını,
Tanık ...; Çukur köyü azası olduğunu, köye fabrika yapmak için Antalya’dan .... isimli birisinin geldiğini, katılanın senet karşılığında arazisini ...."a sattığını, ancak ...."un senet bedelini vadesinde ödemediğini, senedi avukata verdiklerini, bunun üzerine sanığın muhasebecisi olan ..... isimli bir şahsın 2 aylık süreyle çek verdiğini, çekin de ödenmediğini, arazinin şirket adına kayıtlı olduğunu,
İfade etmişlerdir.
Sanık; şirketinin Türk Ekonomi Bankasındaki hesabından düzenlediği 25.11.2008 tarihli ve 110.000 TL bedelli çekteki imza ve yazıların kendisine ait olduğunu, olay tarihinde şirket adına tek başına çek keşide etmeye yetkili olduğunu, şirketi devir almadan önce tapuda satın alınmış olan arsanın borcuna karşılık olmak üzere suça konu çeki keşide edip verdiğini, ancak çekin karşılıksız çıktığını, durumu düzelince ödeme yapacağını, borçlanmanın çekin düzenlenmesinden önce olduğunu, dolandırıcılık amacı ile hareket etmediğini savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nın “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri sayılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerinden biri olan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nun 158/1-f maddesinde; “Dolandırıcılık suçunun; ...f)...Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, ...İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinin bu bende ilişkin bölümünde ise; “... Birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması, dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nın 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma olarak düzenlenmiştir. “Desise” Arapça kökenli olup kişilerin iradesini sakatlamak, aldatmak, yanıltmak amacıyla yapılan düzen ve oyunlardır. 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş, 765 sayılı Kanun’da yer alan desise kavramına 5237 sayılı Kanun’da yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olması nedeniyle her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
Hile, Türk Dili Kurumu sözlüğünde; “Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır... hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” biçiminde tanımlanmıştır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453), “Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir” (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı , Cilt I. s. 456) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.
Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir” (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, s. 650), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, s. 343), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 2011, Beta Yayınevi, 2. Baskı, Cilt I. s. 462).
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Bu açıklamalardan sonra, uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için borcun yenilenmesi ve önceden doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması hususlarına da değinilmesinde yarar vardır.
Borcun yenilenmesi (tecdit), borcu sona erdiren sebeplerden birisi olup neticede yeni bir borç meydana getirilmektedir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu"nun "Borçların Sukutu" başlıklı üçüncü babında yer alan 114. maddesinin 1. fıkrasında “Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak lazımdır.” hükmü ile 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve Yerel Mahkeme karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun "Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 133. maddesinin 1. fıkrasında "Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur." hükmü düzenlenmiştir. Buna göre, tarafların yeni bir borç ilişkisi kurarlarken, eskisini ortadan kaldırmak amacıyla hareket ettikleri yapılan işlemin içeriğinden ya da işin özelliklerinden makul surette çıkarılamıyorsa, borcun yenilenmesi söz konusu olmaz.
Hukuk Genel Kurulunun 13.02.2013 tarihli, 666-238 sayılı ve 11.11.2015 tarihli, 2591-2584 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; borcun yenilenmesi, eski borcun, yeni bir borç meydana getirilerek sona erdirilmesidir. Taraflar yeni bir borç meydana getirirlerken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip bulunmalıdırlar. Buna göre, taraflar arasında ikinci bir borç ilişkisinin kurulması veya mevcut borcu değiştiren yeni bir işlemin yapılması, yenileme için birer karine sayılamaz; şüphe ve tereddüt halinde, asıl borç ilişkisinin devam ettiği, tarafların buna son vermek istemedikleri kabul edilecektir. Borcun yenilenmesinde, borç ilişkisi eski olmakla birlikte doğan yeni bir borç söz konusudur.
Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 tarihli ve 8-69 sayılı kararında belirtildiği üzere, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için mağdur veya bir başkasına verilen zarar, sanığın hileli söz ve davranışlarından sonra ve bu nitelikteki söz ve davranışların sonucu oluşmalıdır. Hâliyle de, borcun yenilenmesi amacıyla hile kullanılması durumunda, diğer unsurların da bulunması şartıyla dolandırıcılık suçunun oluşacağı açıktır. Ancak, borcun yenilenmesi, diğer bir ifadeyle eskisinin sona erdirilip yeni bir borç meydana getirilmesi söz konusu değil ise önceden oluşmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunulması halinde dolandırıcılık suçu oluşmaz. Zira karşı taraf, zararın veya alacağının varlığından haberdar olup zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu oluşmamıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Tanık ....’un katılanın Isparta merkez Çukur köyünde bulunan arazisini 90.000 TL karşılığında, bu arazide içme suyu tesisi kurmak amacıyla satın aldığı, katılana 10.000 TL nakit para ile 18.04.2007 düzenleme, 30.10.2007 vade tarihli ve 80.000 TL tutarında senet verdiği, katılanın da arazinin tapusunu devrettiği, senedin vadesinde ödenmemesi nedeniyle katılanın tanık .... aleyhine icra takibi başlattığı, bunun üzerine tanık ....’un katılan ile yeni bir anlaşma yaptığı ve yapılan bu anlaşma uyarınca söz konusu arazinin bedeli için sanığın yetkilisi olduğu A-C Meridyen Emlak İnşaat Turizm İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.nin borçlu, katılanın alacaklı olduğu, 25.11.2008 keşide tarihli ve 110.000 TL tutarındaki çekin katılana verildiği, katılanın vekili Avukat ... tarafından imzalanan 24.09.2008 tarihli protokol ile de çek bedeli tahsil edildiğinde senedin iptal edilip icra dosyasının işlemden kaldırılacağı hususunun kararlaştırıldığı, ancak sanığın daha önce vermiş olduğu ödemeden men talimatı nedeniyle çek bedelinin tahsil edilemediği olayda; katılanın arazisini satıp karşılığında tanık ...."tan aldığı 80.000 TL bedelli senedin 18.04.2007 tarihinde düzenlenmiş olması, bu senede dayalı icra takibi devam ettiği sırada ve yaklaşık bir buçuk yıl sonra katılan vekili tarafından imzalanan 24.09.2008 tarihli protokol ile senet borcuna karşılık suça konu 110.000 TL bedelli çekin verilmesi, senedin iptal edilip icra takibinin işlemden kaldırılmasının ise ileri tarihli (25.11.2008) olarak düzenlenen çek bedelinin tahsili şartına bağlanması, ayrıca tarafların çekin verilmesi sırasında eski borcu ortadan kaldırmak iradesi ile hareket etmediklerinin anlaşılması ve bu nedenle borcun yenilenmesinin söz konusu olmayıp suça konu çekin önceden doğan borç nedeniyle ve bu borca teminat olarak verilmiş olması karşısında, sanığa atılı dolandırıcılık suçunun unsurları itibarıyla sabit olmadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, suça konu çekin, Türk Ekonomi Bankasının Lara şubesine ait olmasına rağmen, Yerel Mahkemece hükmün gerekçesinde "Isparta Merkez TEB Bankası"na ait olduğunun yazılması yazım hatası olarak görülmüştür.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 136-210 sayılı kararının, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.