Davacı İ.Ş.vekili Av.E.Ç.ile davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili Av.Z.C. aralarındaki tespit davası hakkında Y. 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinden verilen 13.01.2009 gün ve 845-6 sayılı kararın Düzeltilerek Onanmasına ilişkin Dairemizin 07.04.2009 gün ve 2901-5286 sayılı ilamına karşı davalı vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı İ.Ş.ile davalı S.G.K. Başkanlığı arasında görülen, davacının 28.12.1983 -04.10.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun ve 5510 sayılı Yasa"nın geçici 24. maddesindeki haktan yararlanması gerektiğinin tespitine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda Y.1.Asliye Hukuk İş Mahkemesince verilen 13.01.2009 gün 2008/845E, 2009/6K sayılı hükmün davacı ve davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce 07.04.2009 gün ve 2009/2901E, 2009/5286K sayılı kararla hüküm fıkrasındaki “5763 sayılı Yasadan faydalanma talebinin kuruma müracaatı olmadığından reddine” sözcüklerinin silinerek yerine “5510 sayılı Yasa"nın geçici 24.maddesi ile getirilen aftan yararlanması gerektiğinin tespitine” rakam ve sözcüklerinin yazılmak suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiş ve bu karar üzerine Davalı Kurum vekili, davacının vergi kaydının 28.12.1993 tarihinde başladığı halde davacının 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının 28.12.1983 tarihinden başladığının kabul edildiğini bildirerek Dairemizin düzelterek onama kararının maddi yanılgıya dayalı olduğundan bahisle düzeltilmesini talep etmiştir.
İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile, hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Dava nitelikçe, davacının 28.12.1983 -04.10.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun ve 5510 sayılı Yasa"nın geçici 24. maddesindeki haktan yararlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının 28.12.1983 ile 04.10.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespiti ile davalı Kuruma başvuruda bulunmadığından 5763 sayılı Yasa"dan faydalanma isteminin reddine karar verilmişse de varılan bu sonuç, hatalı olmuştur.
Davacının 05.03.2003 tarihli giriş bildirgesi ile 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olmak için kuruma başvuru da bulunduğu ve davalı kurumca 04.10.2000 tarihinden itibaren sigortalılığının başlatıldığı uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık davacının sigortalılığının hangi tarihten başlatılması gerektiği ve pirim borçlarının ödenmesinde 5763 sayılı Yasa"nın 27 maddesi ile 5510 sayılı Yasa"ya eklenen geçici 24.maddenin getirdiği olanaktan yararlanmasının mümkün bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Yasa"nın 24-25 ve 5510 sayılı Yasa"nın geçici 24. maddeleridir. 1479 sayılı Yasa"nın 24.maddesindeki düzenlemeye göre “Esnaf ve sanatkârlar ile diğer bağımsız çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar ile gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar, Bu Kanuna göre sigortalı sayılırlar ve aynı yasanın 25.maddesine göre gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmak şartıyla talep tarihinden itibaren başlatılır. Davacının sigortalılık için başvuruda bulunduğu tarihte 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname iptal edilmiş olup 4956 sayılı Yasa da henüz yürürlükte değildir. Bu duruma göre, sigorta hak ve mükellefiyetlerinin Yargıtay Hukuk genel kurulunun 03.11.2004 gün ve 2004/10-524E ve 104/581K sayılı kararlarında da belirtildiği üzere kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleştiği dikkate alınarak vergi kaydının başladığı 29.12.1993 yerine nedenleri açıklanmaksızın 29.12.1983 tarihinden başlatılması isabetsizdir.
Öte yandan 5510 sayılı Yasanın geçici 24. maddesi ile sigortalılara 31/3/2008 tarihine kadar olan prim ve sosyal güvenlik destek prim borçlarını bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden iki ay içinde yazılı olarak başvurulması kaydıyla, bu maddede belirtilen şartlarla peşin veya yirmi dört aya kadar eşit taksitler halinde ödeme imkanı getirilmiştir. Anılan yasal düzenleme 26.05.2008 tarihide yürürlüğe girmiştir. Davacının 25.07.2008 tarihinde kurum kayıtlarına giren dilekçe ile geçici 24.maddenin getirdiği olanaklardan yararlanmak için Kuruma başvuruda bulunduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca da davacının 5510 sayılı Yasa"nın geçici 24.maddesi ile getirilen haktan yararlanması gerektiğinin tespitine karar verilmek gerekirken istemin reddi hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara aykırı biçimde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki; Dairemizce davacının vergi kaydı 28.12.1993 tarihinde başladığı halde maddi hata sonucu davalı Kurumun bu yöne ilişkin temyiz itirazları değerlendirilmeyerek davalının tüm temyiz itirazları reddedilerek davacının temyiz itirazı gözetilip mahkeme kararının yukarıda açıklandığı şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
O halde davalı Kurumun maddi hata talebi kabul edilmeli, Dairemizin 7.4.2009 tarihli düzeltilerek onama kararı kaldırılmalı ve mahkeme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının maddi hata talebinin kabulüyle Dairemizin 7.4.2009 günlü 2009/2901 Esas, 2009/5286 Karar sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, mahkemenin 13.01.2009 tarihli kararının BOZULMASINA, 02.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.