14. Hukuk Dairesi 2010/1470 E. , 2010/2408 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.07.2008 gününde verilen dilekçe ile mecra ve geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 03.11.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 755, 761, 769, 526 parsel sayılı taşınmazlarının sulama ihtiyacının davalıya ait 321 parsel sayılı taşınmaz sınırında bulunan Menderes nehrinden karşılandığını, daha önce buradan sulama yapılmasına izin veren davalının sulamaya engel olduğunu beyanla davalı taşınmazından mecra ve geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalı davacının geçit ve mecra ihtiyacının bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya ait taşınmazlar lehine, davalıya ait 321 parsel sayılı taşınmazdan bilirkişinin tespite ilişkin 2008/73 Değişik iş esas sayılı dosyasındaki 27.6.2008 tarihli raporunda 1. alternatif olarak gösterilen yerden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 744 ve 747. maddelerine dayanılarak açılmış geçit ve mecra irtifak hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Yukarıda söylenildiği gibi, geçit hakkı tanınmasıyla yola bağlantısı olmayan veya mevcut yolla ihtiyacı karşılanmayan taşınmazın genel yolla bağlantısı sağlanır. Burada davacının subjektif arzususun önemi yoktur.
Türk Medeni Kanununun 744. maddesi uyarınca “Her taşınmaz maliki, uğrayacağı zararın tamamının önceden ödenmesi koşuluyla su yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik hat ve kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine katlanmakla yükümlüdür.”
Mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkin davalar da, özünü komşuluk hukuku ilkelerinden alması nedeniyle yapılacak araştırma ve incelemede, öncelikle davacının mecra ihtiyacının bulunup bulunmadığı saptanmalıdır.
Eldeki davada; Dosya içerisindeki kadastro paftası ve bilirkişi raporuna göre davacıya ait 761, 769, 526 parsel sayılı taşınmazların sınırlarında davacının mecra geçirebileceği ve sulama için kullanabileceği kanallar bulunduğu gibi davacının taşınmazlarının yola sınırı vardır. Kaldı ki 18.10. 2009 tarihli ziraat bilirkişisi raporundan davacının halihazır durumu ile sulamadan yararlanabileceği kanaletler mevcut olduğu fakat ek maliyetler gerektiği anlaşılmaktadır. Özünü komşuluk hukukundan alan mecra ve geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davacıya gelecek olan külfet değil üzerinden geçit kurulacak taşınmazlar için külfet getirmemesi esas alınmalıdır. Buna göre genel yola bağlantısı bulunan ve çevresindeki kanallardan sulama ihtiyacını giderebilecek konumda olan davacının geçit ve mecra ihtiyacında olmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan bu nedenlerle davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçe ile kabulü doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 08.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.