9. Hukuk Dairesi 2015/4246 E. , 2015/11950 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ)
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin ve fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalıya ait işyerinde pompacı olarak çalıştığını, davalının ekonomik olarak zor durumda olduğunu ileri sürerek iş sözleşmesine son verdiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile fazla çalışma ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının aldığı ücret ile geçinemediğini bahane ederek işten kendinin ayrıldığını, haftada 3 gün vardiya sistemiyle çalıştığını bu nedenle fazla mesai yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
C)Mahkemenin ilk kararı dairemizin 2010/16379 esas,2012/22998 karar sayılı ilamı ile özetle ve sonuç olarak; "..Somut olayda, mahkemece davacının haftada 3 gün 24 saat çalışıp 1 saat ara dinlenmesi düşüldükten sonra fiilen 23 saat çalışması olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Fazla mesai alacağının dava edildiği sürenin bir kısmı 1475 sayılı İş Kanunu, diğer bir kısmı ise yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu dönemine rastlamaktadır.
Diğer taraftan davacının 1475 sayılı İş Kanunu’nu kapsamında kalan 18.01.2001-09.06.2003 tarihleri arası çalışma süresinin haftalık 45 saat esası dikkate alınarak fazla mesai hesaplanmalıdır.
4857 sayılı İş Kanunu döneminde kalan 10.06.2003-05.02.2007 tarihleri arasındaki sürenin ise her durumda nöbet günlerine tekabül eden günlerde 11 saati aşan kısmı fazla mesai kabul edilmelidir. 11 saatlik nöbet süresi ise, haftanın diğer günleri ile birlikte değerlendirilmeli, 45 saati geçen süre olduğu takdirde aşan süreler ayrıca fazla mesai sayılmalıdır.
Ayrıca 24 saat esasına göre yapılan mesailerde çalışmanın niteliği, yapılan işin ve iş yerinin özelliğine göre işçilerin uyku vesair zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için geçen zaman dışında günde 14 saat çalışabileceğinin Hukuk Genel Kurulu"nun 05.04.2006 gün 2006/9-107 Esas, 2006/144 Karar sayılı ilamı ile karara bağlandığı da gözden kaçırılmamalıdır.
Mahkemece fazla çalışma ücreti alacağından 2/3 oranında yapılan indirim hakkın özünü etkileyecek düzeyde fazla olup, daha uygun bir oranda indirim yapılması gerekmektedir." gerekçeleriyle bozulmuştur.
Mahkemece "...Yargıtay bozma ilamına uyulmuş,bu doğrultuda dosya ... Nöb. İş Mahkemesine gönderilerek bilirkişi Av. ... "ün 17/03/2014 havale tarihli raporunun sonuç kısmında net fazla mesai alacağının 10.459,90 TL olduğu bildirilmiş ve bilirkişi raporunda hesaplanan fazla mesai ücretinde 1/3 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak hüküm kurulmuş,diğer yönlerden bozma olmadığı için bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına " şeklinde karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Hüküm tarihinde yürürlükte olan mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 388.maddesinde Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı hususu belirtilmiştir.
Halen yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesi uyarınca, Mahkeme kararlarının;
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, içermesi, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur.
Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu - 2007/14-778 E, 2007/611 K, Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı).
“Aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir” denilmek suretiyle kararın bozma dışında bırakılan hususlarının kesinleştiği (artık farklı bir hüküm tesis olunamaz) kuşkusuz olmakla birlikte bu kesinleşme HMUK.nun 237 nci maddesi anlamındaki maddi anlamda kesin hüküm (kaziyei muhkeme) olmayıp, usuli kazanılmış hak niteliğindedir.
Nitekim yeni bir yasal düzenleme veya İ.B.K.bulunmadığına göre halen yürürlükte bulunan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunu, Daireleri ve Adliye Mahkemelerini bağlayıcı nitelikteki 04.02.1959 gün ve 13/5 ve 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarında da bozma kararının kapsamı dışında tutulan hususlar bakımından ancak usuli kazanılmış haktan söz edilebileceği açıkça ifade olunmuştur.
Bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine ( diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımladığı usuli muktesep hakkı Hukuk Muhakemeleri Usulü adlı eserinin 5 nci baskısının 4 ncü cildinde 3411 ila 3442 nci sayfalar arasında incelemiş olan sayın Prof. Dr. Baki Kuru"da yukarıda değinilen içtihadı birleştirme kararlarına atıfla mahkemenin kararının davacının taleplerinden birisine ilişkin bölümünün Yargıtay"ca bozma kararının kapsamı dışında bırakılmasının kesin hüküm olarak değil usule ilişkin kazanılmış hak olarak değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunu, anılan içtihadı birleştirme kararlarının sayın Prof. Dr. Üstündağ ile Sayın Prof. Dr. Postacıoğlu tarafından da aynı şekilde yorumlandığını belirtmiştir. ( aynı eser sahife 3432).
Bozma kararı ile ilk hüküm ifa kabiliyetini yitirir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 10.09.1991 tarih ve 281-415 ve 25.09.1991 tarih ve 355-440 sayılı kararları)
Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hüküm olup, bu yeni hükmün, tüm istekleri karşılar nitelikte yeniden yazılması gerekir.
Somut olayda Mahkemece "...diğer yönlerden bozma olmadığı için bu husularda karar verilmesine yer olmadığı için bu hususlarda karar verilmesine yer olmadığına " şeklinde karar verilmesi HMK. nun 297. Maddesine aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 25.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.