14. Hukuk Dairesi 2010/1920 E. , 2010/2672 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.09.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.11.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, muris ... mirasçısı olmasına rağmen muris adına kayıtlı 5595 parsel sayılı taşınmazın, Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.10.2007 günlü ve 2007/438 Esas, 416 Karar sayılı mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilenler tarafından davalıya tapuda satış yoluyla devredildiğini, durumu öğrenmesi üzerine açtığı dava sonucu intikale esas veraset ilamının iptali ile kendisinin de mirasçı olarak gösterildiği Elmadağ Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.06.2008 günlü ve 2007/538 Esas, 287 Karar sayılı mirasçılık belgesi verildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, tapu kayıtları ile mahkeme kararına güvendiğini, iyiniyetli 3. kişi olduğunu, davacının diğer mirasçılardan tazminat talep etmesi gerektiğini, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, satış işlemine esas mirasçılık belgesinin iptaline karar verildiğinden davalı adına tescilin yolsuz olduğu ve yolsuz tescilin tarafı davalının iyiniyet iddiasında bulunamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ketmi verese nedeniyle yolsuz tescile dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir. Belirtilen ilke, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinde “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. madde de “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötüniyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re"sen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarihli ve l990/4 esas l99l/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince; mahkemece davalının iyiniyetli olup olmadığı konusunda araştırma yapılmamıştır. İyiniyetli 3. kişi Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruması altında olup, davalının iyiniyetli olmadığı kanıtlanmadıkça mülkiyet aktarımına karar verilemez. Ancak,davacı diğer mirasçılardan miras payı oranında tazminat talep edebilir.
Mahkemece yapılan bu saptamalara uygun bir karar verilmesi gerekirken davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 12.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.