1. Hukuk Dairesi 2015/13456 E. , 2015/14401 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVATÜRÜ:TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasındaki davadan dolayı ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 23.01.2014 gün ve 2012/261 esas 2014/153 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 08.06.2015 gün ve 8217-8461 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, 90 yaşında olduğunu, oğlu ..."ın hile ve zor ile davalı ..."ya vekalet verilmesini sağladığını, vekil davalı ..."nın vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle kayden maliki olduğu 980 ada 19 parsel sayılı taşınmazı gelini davalı ..."ye satış suretiyle temlik ettiğini, kendisine satış bedelinin ödenmediği gibi evden de kovulduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ve adına tescili isteğiyle eldeki davayı açmıştır.
Davalılar, davacının kendi isteğiyle verdiği vekaletle dava konusu taşınmazın davalı ..."ye devrinin yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, dairece; “dosya içeriğinden ve delillerden; davacının 05.01.2012 tarihinde davalı ...’yı satışa yetkili olarak vekil tayin ettiği, vekilin 19 parsel sayılı taşınmazdaki davacıya ait 1/2 payı davacının gelini olan diğer davalı ...’ye 28.02.2012 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Borçlar Kanununun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) "Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. " hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK"nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK"de daha hafif olan işçinin
sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK"de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK"nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olaya gelince; mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılmadan soyut gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Hal böyle olunca; öncelikle yukarıdaki ilkeler uyarınca araştırma yapılması, yerinde keşif yapılarak taşınmazın akit tarihindeki bedelinin saptanması, davacıya gerçek satış bedelinin ödenip ödenmediğinin belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz” gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına karşı davacı karar düzeltme isteğinde bulunmuştur.
Hemen belirtmek gerekir ki, işin esası bakımından dosya kapsamı ile verilen daire bozma kararı doğrudur. Davacının karar düzeltme dilekçesinde yazılı öteki nedenler HUMK"un 440. maddesinde gösterilen dört halden hiçbirine uymamaktadır. Bu nedenle, 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollamasıyla açıklanan yönlere ilişkin karar düzeltme isteğinin REDDİNE,
Davacının diğer karar düzeltme isteğine gelince; bilindiği gibi vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davaları her türlü delille ispat edilebilir. Öyleyse, “tanıklarının dinlenmesi sonuca etkili olmayacağı” gerekçesiyle bu yöndeki talebin mahkemece reddedilmiş olması doğru değildir.
Hâl böyle olunca; tarafların iddia ve savunmaları bakımından yukarıda açıklanan ilke ve olgulara uygun gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, mahallinde uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılarak dava konusu taşınmazın satış tarihindeki gerçek değerinin tespit edilmesi, taraf tanıklarının dinlenmesi, davacının dava konusu taşınmazın temliki nedeniyle zararının söz konusu olup olmadığının, vekalet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.Davacının bu yöne ilişkin karar düzeltme isteğinin HUMK’nun 440. maddesi gereğince kabulüne, dairenin 08.06.2015 tarih, 2014/8217 Esas, 2015/8461 Karar sayılı bozma kararının Ortadan Kaldırılmasına, mahkemenin 23.01.2014 tarih, 2012/261 Esas, 2014/153 karar sayılı kararının açıklanan bu nedenlerin ilavesi suretiyle, (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 10.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.