Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2014/193
Karar No: 2017/15

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/193 Esas 2017/15 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2014/193 E.  ,  2017/15 K.

    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi :Asliye Ceza

    Görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık ..."in 5237 sayılı TCK"nun 265/1, 265/3, 31/3, 62, 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 2.660 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl denetim süresine tâbi tutulmasına karar verilmiş, itiraz edilmeyen bu karar 19.07.2008"de kesinleşmiştir.
    Sanık hakkında denetim süresi içinde 20.09.2008 tarihinde işlediği 6136 sayılı Kanuna muhalefet ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonucunda Urla Asliye Ceza Mahkemesince 26.02.2010 gün ve 202-73 sayı ile; 6136 sayılı Kanunun 13/1, 62, 52/2 ve 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 Lira adli para cezası, 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c, 62 ve 51. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezalarının ertelenmesine karar verilmiş, hükümlerin temyiz edilmeden 09.04.2010 tarihinde kesinleşmesinden sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren mahkemeye ihbarda bulunulmuştur.
    Bu ihbar üzerine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ele alan Urla Asliye Ceza Mahkemesince 30.11.2011 gün ve 179-967 sayı ile; hükmün açıklanmasına, sanığın 5237 sayılı TCK’nun 265/1-3, 31/3, 62, 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 2.660 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiş, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 18.03.2013 gün ve 14348-1958 sayı ile;
    " ...Tüm dosya içeriğinden görevi yaptırmamak için direnme suçunu birden fazla kişiye karşı bir eylemle zincirleme şekilde işlediği anlaşılan sanık hakkında 5237 sayılı Yasanın 43. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
    Ancak;
    Mahkemece sanık hakkında atılı suçu birden fazla kişiyle birlikte işlediği kabul edilerek 5237 sayılı Yasanın 265/3 madde ve fıkrası uyarınca cezasında artırım uygulanmasına rağmen suç tarihinde 18 yaşından büyük olmaları nedeniyle haklarında ayrıca görevi yaptırmamak için direnme suçundan dava açılan sanıklarla ilgili dosyanın akıbeti araştırılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 22.05.2013 gün ve 97720 sayı ile;
    "...Görevli polis memurlarına cebir kullanmak suretiyle direnen sanığın, suçu birden fazla kişiyle birlikte işleyip işlemediği hususunda lehe bozma yapıldığı ancak eylemin teselsül etmesi nedeniyle cezasından TCK.nun 43. maddesi uyarınca artırım uygulamasının ise eleştirilmesi karşısında, 1412 sayılı CMUK"un 326/son maddesi de gözetilerek, aleniyete ilişkin hüküm uyarınca yapılacak eleştiri hususunun da bozma nedeni olarak gösterilmesi ve Urla Asliye Ceza Mahkemesi 30.11.2011 tarihli kararında sanık ..."in görevi yaptırmamak için direnme suçundan verdiği hapis cezasını TCK.nun 50 ve 52. maddeleri uyarınca adli para cezasına dönüştürmüş ise de ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği hususuna da kararda yer verilmiştir. Ancak bu husus 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun"un 5739 sayılı Kanun ile değişik 106. maddesinin 4. fıkrasındaki "Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu ceza hapse çevrilemez. Bu takdirde onbirinci fıkra hükmü uygulanır" düzenlemesine aykırılık oluşturmaktadır. Anılan bu hüküm gözetildiğinde bu hususun da bozma nedeni olarak Yüksek Daire ilamına dahil edilmesi gerektiği..." şeklindeki görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Dairesince 30.09.2013 gün ve 9011-9433 sayı ile; itiraz nedenleri yerinde görülerek, 18.03.2013 günlü bozma kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra;
    "...Mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında atılı suçu birden fazla kişiyle birlikte işlediği kabul edilerek 5237 sayılı Yasanın 265/3. madde ve fıkrası uyarınca cezasında arttırım uygulanmasına rağmen suç tarihinde 18 yaşından büyük olmaları nedeniyle haklarında ayrıca görevi yaptırmamak için direnme suçundan dava açılan sanıklarla ilgili dosyanın akıbeti araştırılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
    Tüm dosya içeriğinden görevi yaptırmamak için direnme suçunu birden fazla kişiye karşı bir eylemle zincirleme şekilde işlediği anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Yasanın 43. maddesinin uygulanmaması,
    Suça sürüklenen çocuk hakkında verilen adli para cezasının ödenmemesi halinde 5275 sayılı Yasanın 106/4. maddesine aykırı olarak hapse çevrileceğine karar verilmesi,
    Kanuna aykırı ise de;
    Suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçun yasa maddesinde öngörülen cezasının türü ve üst sınırı itibariyle 5237 sayılı Yasanın 66/1, 2 ve 67/4. maddelerinde belirlenen 8 yıllık ilaveli dava zamanaşımı süresinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 19.07.2008 tarihi itibariyle durduğu, sanığın denetim süresi içerisinde işlemiş olduğu kasıtlı suç nedeniyle suç tarihi olan 20.09.2008"de yeniden işlemeye başlayarak suç tarihinden inceleme gününe kadar gerçekleştiği" gerekçesiyle sanık hakkındaki kamu davasının vaki zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.12.2013 gün ve 97720 sayı ile;
    "...Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY"nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, ayrıca denetim süresi içerisinde zamanaşımı süresi de işlemediğinden denetim süresinin hangi tarihten itibaren başladığı ve bittiğinin tespiti zamanaşımının belirlenmesi açısından önemlidir.
    İtiraza tabi bir kurum olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu açısından yasada denetim süresinin başlangıcı ile ilgili özel bir düzenlemenin mevcut olmadığı görülmektedir. Bu durumda, denetim süresinin ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile başlayabileceğini kabul etmek gerekecektir. Aksi halin kabulü yasada açıkça mevcut olmayan bir hakkı sanığa tanımak olacaktır ki bu durumu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Yüksek Daire de denetim süresinin başlangıcını HAGB kararının kesinleştiği tarih olarak kabul etmektedir. Denetim süresinin bitiş tarihini ise ikinci suçun yani itiraz konusu olayda olduğu gibi 6136 sayılı Kanuna aykırılığın gerçekleştiği tarih olarak kabul etmektedir. Ancak denetim süresinin bitişinin ikinci suçun işlendiği tarih olarak kabulünü gerektiren yasal bir düzenleme bulunmadığı gibi, ikinci suça ilişkin yargılama kesinleşmeden HAGB kararı verilen ilk hüküm açıklanamayacağından denetim süresinin devam ettiği kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren ikinci suça ilişkin mahkûmiyet kararının kesinleşmesine kadar zamanaşımı süresinin de işlemeyeceği kabul edilmelidir. Bu itibarla özel dairenin sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşme kararının hatalı olduğu...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Dairenin düşme kararının kaldırılmasına, hükmün ilk itiraz nedenleri doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
    CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Dairesince 04.03.2014 gün ve 17261-2296 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık ... hakkında tehdit suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkin olup, bu bağlamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık hakkında 13.06.2005 tarihinde işlediği iddia olunan görevi yaptırmamak için direnme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucu 5237 sayılı TCK"nun 265/1, 265/3, 31/3, 62, 50/1-a, 50/3 ve 52/2 maddeleri uyarınca 2660 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 3 yıl denetim süresine tabi tutulmasına ilişkin Urla Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.06.2008 tarihli hükmün itiraz edilmeden 19.07.2008 tarihinde kesinleştiği,
    Sanığın denetim süresi içinde 20.09.2008 tarihinde işlediği 6136 sayılı Kanuna muhalefet ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Urla Asliye Ceza Mahkemesince 26.02.2010 gün ve 202-73 sayı ile; 6136 sayılı Kanunun 13/1, 62, 52/2 ve 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 Lira adli para cezası, 5237 sayılı TCK’nun 170/1-c, 62 ve 51. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezalarının ertelenmesine karar verildiği, hükümlerin temyiz edilmeden 09.04.2010 tarihinde kesinleştiği,
    Sanığın denetim süresi içinde işlediği 6136 sayılı Kanuna muhalefet ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin kesinleşmesinden sonra, yapılan ihbar üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ele alan Urla Asliye Ceza Mahkemesince 30.11.2011 tarihinde hükmün açıklanmasına karar verildiği,
    Açıklanan bu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 18.03.2013 gün ve 14348-1958 sayı ile; sair temyiz itirazlarının reddiyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından eleştirilerek, çocuk sanık hakkında yaşı büyük olan diğer sanıklarla ilgili açılan davanın akıbeti araştırılmadan TCK"nun 265/3. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2013 gün ve 97720 sayı ile itirazı üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince 30.09.2013 gün ve 9011-1958 sayı ile; itirazın kabulü ile Dairece verilen 18.03.2013 günlü bozma kararının kaldırılmasına karar verildikten sonra suç tarihi ile inceleme tarihi arasında 5237 sayılı TCK"nun 66/1-2 ve 67/4. maddelerine göre dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle, sanık hakkında açılan kamu davasının CMUK"nun 322 ve CMK"nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verildiği,
    Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi, daha sonra dava zamanaşımının durması ve kesilmesi üzerinde durulması, son olarak da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı meselesinin ele alınması gerekmektedir.
    a)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması:
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
    Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hüküm altına alınan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik sonucu, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş ve 28.06.2014 tarih ve 29044 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 72. maddesi ile 231. maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    d- Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
    Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır.
    b) Dava zamanaşımının kesilmesi ve durması :
    Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi halinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
    Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)
    Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezaya ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son gününün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
    Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi halleridir.
    Dava zamanaşımının kesilmesi kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır. (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92) Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usuli muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK"da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK"nun 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK"nun 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.
    Dava zamanaşımının durması ise, kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu halin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı halinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni, suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına dayanmaktadır. (Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s. 1013). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan engel hal nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir. Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durmasını haklı göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek halleri sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu kapsamda 765 sayılı TCK"nun 107. maddesinde; "Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur", 5237 sayılı TCK"nun 67/1. maddesinde ise; "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur." hükümlerine yer verilmiştir. Her iki düzenleme arasındaki fark 765 sayılı TCK"daki "hukuku âmme dâvasının ikamesi" ibaresi yerine 5237 sayılı TCK"da "soruşturma ve kovuşturma yapılması" ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas edilerek kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımının duracağının kabul edilmesidir. Dava zamanaşımını durduran sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp ceza muhakemesi kanununda ve özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur. Nitekim uyuşmazlık konusu olan CMK"nun 231/8. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı kabul edilmiştir.
    Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
    c) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı:
    5271 sayılı CMK"nun 231. maddesinin 8. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde sanığın beş yıl süreyle denetime tâbi tutulacağı, bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilebileceği, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı; 10. fıkrasında, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verileceği; 11. fıkrasında ise denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde mahkemece hükmün açıklanacağı öngörülmüş, denetim süresinin hangi tarihleri kapsadığı, dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı hususlarında açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
    CMK"nun 231/12. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz durumunda merci tarafından itirazın kabul edilerek kararın kaldırılması her zaman mümkündür. Bu nedenle denetim süresinin başlayabilmesi ve denetimlik serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesinin istenebilmesi için kararın kesinleşmiş olması gerekir. İtiraz sürecinde dava zamanaşımının durması gerektiğine ilişkin bir hüküm de bulunmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, kararın itiraz edilmeksizin yahut itirazın reddine karar verilerek kesinleştiği yani uygulanma kabiliyeti kazanıp denetim süresinin başladığı tarihten itibaren durmaya başlayacağı kabul edilmelidir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile kovuşturma geçici olarak durmakta olup ancak denetim süresinin sonunda yahut denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ortadan kaldırılarak hüküm kurulabilmektedir. Durma nedeni ortadan kalktığında zamanaşımı süresinin tekrar işlemeye başlayacağı gözetildiğinde, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde denetim süresi sonunda, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde ise yeni suçun işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte dava zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacaktır.
    Ancak, Anayasanın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan "masumiyet karinesi" gereğince denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanabilmesi için ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gözetilmelidir.
    Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 gün ve 599-99 sayılı kararında açıklandığı üzere, denetim süresi içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar dava zamanaşımının duracağına ilişkin açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. İhbar olunan suçun kesinleşmesi şartının yorum yoluyla dava zamanaşımını durduran izin, karar yahut bekletici sorun olarak mütalaa edilmesi de mümkün değildir. Kanun koyucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde özel bir durma nedeni ihdas etmiş ve dava zamanaşımının sadece denetim süresi içinde duracağını kabul etmiştir. Bu nedenle denetim süresi içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar geçen sürede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu suçun dava zamanaşımının işlemeye devam ettiği kabul edilmelidir. Bu yorum kanun koyucunun amacına daha uygun olacağı gibi yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle oluşacak "hukuki güvenlik" ilkesini zedeleyici sonuçların bertaraf edilmesi bakımından da en uygun çözüm yolu olacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde yeni suç işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte dava zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacaktır. Anayasanın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan "masumiyet karinesi" gereğince suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağı cihetle, hükmün açıklanabilmesi için denetim süresi içinde işlendiği ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması gözetilmelidir.
    Buna göre, sanığa atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunun yaptırımı 5237 sayılı TCK"nun 265/1. maddesinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiş, aynı Kanunun 265/3. maddesi uyarınca suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde cezanın üçte biri oranında artırılacağı belirtilmiştir. TCK"nun 66/1-e. maddesi gereğince bu suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. Sanığın suç tarihi itibarıyla onbeş yaşını bitirmiş, ancak onsekiz yaşını tamamlamamış olduğu göz önünde bulundurulduğunda, TCK"nun 66/2. maddesi uyarınca asli dava zamanaşımı süresi 5 yıl 4 ay, kesintili dava zamanaşımı süresi ise 7 yıl 12 aydır. Daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 13.06.2005 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak 5237 sayılı TCK"nun 66/1-e, 66/2 ve 67/4. maddelerinde öngörülen 7 yıl 12 aylık kesintili dava zamanaşımının, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 19.07.2008 tarihi itibarıyla durduğu, denetim süresi içinde kasıtlı yeni suçun işlendiği 20.09.2008 tarihinde yeniden işlemeye başladığı ve önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle hesaplandığında Yargıtay 5. Ceza Dairesince kamu davasının düşmesi kararının verildiği 30.09.2013 tarihinden önce 14.08.2013 tarihinde gerçekleşmiş bulunduğu anlaşıldığından, Özel Dairece kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
    Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.01.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi