3. Hukuk Dairesi 2016/17563 E. , 2017/6723 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki nafaka davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, anlaşmalı boşanma neticesinde, müşterek çocukları Berrak ve Bahar"ın velayetlerinin davalı anneye verildiğini, boşanma davası sırasında yurt dışında çalışıyor olması sebebi ile ekonomik durumunun iyi olduğundan bahisle, mahkemece müşterek çocuklar için aylık 750"şer TL iştirak nafakasına hükmedildiğini ancak son dönemlerde Rusya ile yaşanan bazı siyasi sorunlar nedeniyle yurt dışındaki işinin sona erdiğini ve Türkiye"ye dönmek zorunda kaldığını, 2016 yılı başından beri yalnızca emekli maaşı ile geçinmeye çalıştığını belirterek, müşterek çocuklar için hükmedilen iştirak nafakalarının aylık 250"şer TL"ye düşürülmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını ve boşanma davasında çocuklar için 750"şer TL nafaka ödenmesi konusunda anlaşmaya vardıklarını, çocukların bu nafakaya ihtiyacı olduğunu, davacının yeniden evlenip yeni bir çocuk sahibi olduğu için nafakanın kaldırılmasını istediğini belirterek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davacının müşterek çocuklar 2004 doğumlu.....ve 2008 doğumlu..... için Bakırköy 4.Aile Mahkemesinin 2015/357 karar sayılı ilamıyla ödemiş olduğu ayrı ayrı 750"şer TL iştirak nafakasının, dava tarihinden geçerli olmak üzere ayrı ayrı 600"er TL ye indirilmesine, toplamda 1.200 TL olarak belirlenmesine, daha fazla indirim talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava; anlaşmalı boşanma neticesinde hükmedilen iştirak nafakalarının azaltılması istemine ilişkindir.
Somut olayda; taraflar yaptıkları protokol gereği Bakırköy 4.Aile Mahkemesi’nin 14.05.2015 tarih ve 2015/287 E.- 2015/357 K. sayılı kararı ile TMK’nun 166/3 madde hükmü gereğince anlaşmalı olarak boşanmışlardır.Bu durumda, yapılan protokol hukuki niteliği itibariyle, Türk Medeni Kanunu hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece, taraflar, kanunun emredici nitelikte olan kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK. md.19). Aynı zamanda, sözleşenler, ifanın her yıl ne miktarda ve ne şekilde bir artışla yapılacağını da kararlaştırabilirler. Nitekim, taraflar arasında yapılan protokol ile ödenecek nafaka miktarı kararlaştırılmış ve bu anlaşma ,boşanma davasında, mahkemece; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına uygun bulunmuş verilen karar 13.01.2015 tarihinde temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
TMK"nun 176/4.maddesi hükmü ile; "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir " düzenlemesi getirilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetindedir. Bunun gibi, sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.
Taraflar, nafaka miktarını, protokol ile; başka bir anlatım ile "sözleşme" ile kararlaştırmışlardır. Yapılan sözleşme hükümleri ile davacı baba, boşanma davasında, müşterek iki çocuk için ayrı ayrı 750,00"şer TL iştirak nafakası ödemeyi kabul etmiştir. O nedenle; taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlıkta Borçlar Kanununun uygulanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Sözleşme hukukuna hakim olan asıl ilke sözleşmeye bağlılık ilkesidir. Nafaka hükümleri bakımından ise, sözleşme hukuku kural ve ilkeleri ile TMK"nın 176/4 hükmünün birlikte uygulanması icap eder. Bu halde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan ciddi olarak bozulacak olursa müdahale gerekebilir. Böyle bir gelişme olmadığı takdirde, taraflar, yaptıkları sözleşme ile bağlıdırlar.
Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.
Somut olayda; davacı taraf, anlaşmalı boşanma davasından sonra işinden ayrıldığını ve ekonomik durumunun kötüye gittiğini iddia ederek iştirak nafakasının azaltılmasını istemiyle bu davacıyı açmış olup, ne var ki davacı bu iddiasının ispatına yönelik olarak, işten ayrıldığına dair herhangi bir delil ve belge sunmamış ve bu konuda tanık da dinletmemiştir. Bu haliyle davacı taraf, anlaşmalı boşanma davasından sonra, ekonomik koşulların olağanüstü bir şekilde aleyhine değiştiği hususunu ispat edememiştir.
Hal böyle olunca mahkemece; yukarıda açıklanan yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle, davacının boşanma ilamının kesinleşmesinden kısa süre sonra açtığı bu davada durumunun olumsuz yönde olağanüstü şekilde değiştiğini ispat edemediği nazara alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne yönelik hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.