21. Hukuk Dairesi 2018/421 E. , 2019/1521 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.Hükmün, davalılardan ... Makina İnşaat San.ve Tic.Ltd.Şti, ... Endüstri Kazanları Sanayi Ve Ticaret A.Ş. ve ... Lastik Sanayi Ve Ticraet A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
Dava,18/06/2012 tarihli iş kazası sonucu sigortalının vefatı nedeniyle sigortalının anne, babası ile kardeşlerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı anne ve baba lehine ayrı ayrı 25.000 TL’şer maddi ve 50.000 TL’şer manevi tazminat ile kardeşlerin her biri lehine 10.000 TL’şer manevi tazminata karar verilmiştir.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, davalı ... Lastik San ve Tic. A.Ş ‘nin işyerinde kazan yapım işini 21/03/2011 tarihli sözleşme ile davalı ...ne verdiği, ...nin de kazan ve boru montaj işini 20/03/2012 tarihli sözleşme ile davalı .... Şti verdiği kazalının ... Şirketi çalışanı olarak olay günü 20 metre uzunluğundaki kazanın iki tarafına iskele inşaası işinde çalıştığı sırada, üstünde bulunduğu kalasın kırılması, nedeniyle yüksekten düşerek vefat ettiği anlaşılmıştır.Dava dilekçesinde davalı olarak husumetin ...Lastik San ve Tic. A.Ş, ... Endüstri Kazanları San ve Tic. A.Ş. ile ... Endüstriyel Mühendislik Ltd. Şti’ne yöneltildiği, yargılamanın devamında Mahkemece 25/02/2014 celse ara kararı gereği davacı tarafından verilen 25/03/2014 tarihli dilekçeyle ...nin davaya dahil edildiği anlaşılmıştır.Gerek karar gerekse işlem tarihinde geçerli olan 6100 sayılı HMK"da dahili dava diye adlandırılan bir müessese bulunmamaktadır. Açılmış bir davada üçüncü bir kişinin davalı olarak gösterilmesi istenirse harcı ödenerek o kimse hakkında usul hükümlerine uygun bir dava açılması gerekir. Dahili dava dilekçesinin birleştirme istemini de içeren yeni bir dava niteliğinde olduğunu düşünmek pek tabi mümkündür. Ancak bu durumda da bu niteliği ile de birleştirilen yeni davanın da harca tabi olduğu, diğer bir deyişle dahili dava dilekçesi ile birlikte yeni dava açılırken yapıldığı gibi başvurma ve peşin harcın yatırılması gerektiği ortadadır. Bunun yanında bir davada o davanın esası bakımından hüküm ancak davanın sujeleri yani davacı ile davalıları için verilebilir.6100 Sayılı HMK’nun 124/3-4.maddelerinde maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir düzenlemesi yer almaktadır.
Bu hukuki düzenleme doğrultusunda, dava dilekçesinde her ne kadar davalı olarak ... Endüstri Kazanları San ve Tic. A.Ş. gösterilmiş ise de; davalı sıfatının yargılamanın devamında ...ne ait olduğunun anlaşılmış olması nedeniyle, davacının hasımda yanılıp yanılmadığının mahekemece değerlendirilerek, davacının hasımda yanıldığının kabulü halinde davalı sıfatının ...ne ait olduğu kabul edilerek sonucuna göre tazminattan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken; usul hukukunda uygulama imkanı olmayan dahili dava prosedürü uygulanmak suretiyle sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
3- Bilindiği üzere ara karar yargılamanın devamını sürdürmek üzere mahkemece alınan ve rücu edilmesi her zaman mümkün kararlardandır. Hüküm ise yargılamayı sona erdiren nitelikteki karar olup bu karardan kanun yolu incelemesi neticesinde üst dereceli yargı mercii tarafından verilen bir karar olmaksızın rücu edilmesi mümkün değildir. Bu açıklamalardan olarak “husumetten red kararı” yargılamayı sona erdiren mahiyette kararlardan olup ara karar ile verilmesi mümkün değildir.O halde mahkemece 11/12/2014 tarihli celsenin ara karar ile davalı ... Lastik San ve Tic. A.Ş hakkında husumetten red kararı verilmesi, hüküm de ise bu ara karar ile çelişecek şekilde iş bu davalının da tazminattan sorumlu olduğu sonucu çıkacak şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş davalı ... Lastik San ve Tic. A.Ş’nin asıl işveren olarak tazminattan sorumlu olup olmadığını değerlendirerek yargılamanın nihayetinde bu davalının tazminat alacağından sorumluluğunu belirlemekten ibarettir.
4- Öte yandan davacı anneye SGK tarafından gelir bağlandığı halde bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabl kısmının maddi tazminat alacağından tenzil edilmediği anlaşılmaktadır.SGK tarafından bağlanan gelirin tenzili noktasında davanın yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununu oluşturmaktadır. Kanunun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.Adalet Komisyonu"nun 55. madde gerekçesine göre; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafik kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.”
Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay"ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Anayasa Mahkemesinin 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E: 2003/10, K: 2006/106 sayılı Kararı ile 26. maddedeki “sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere...” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiştir. 26. maddedeki anılan cümlenin iptali ile Kurumun rücu hakkının yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı yada hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, rücu davasında, ilk peşin değerli gelirin tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinde, açıkça gelirlerde meydana gelen artışların istenemeyeceği belirtilmiştir.
Bu nedenle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 26. maddeye dayanılarak açılan rücu davalarında artışlar istenemeyeceğine göre, böyle bir ibare bulunmayan 10. maddeye dayanan rücu davalarında da gelirlerdeki artışların istenemeyeceği açıktır. HGK.19.03.2008 gün ve 2008/10-254E.-2008/266 K. sayılı Kararı da bu yöndedir.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davacı annenin hesap raporuna göre tespit edilen maddi tazminat alacağından kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil kısmının tenzili ile tespit edilen maddi tazminat alacağına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olmuştur.O halde, temyiz eden davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalıların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istem halinde temyiz eden davalılara iadesine, 04/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.