
Esas No: 2018/853
Karar No: 2019/1525
Karar Tarihi: 04.03.2019
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2018/853 Esas 2019/1525 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.Hükmün davacı ile davalılardan ... ile ... vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebepler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı ... ile Davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,
2- Dava, 23/08/2005 tarihli iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.Mahkemece Davalı ... ve Turizm Bakanlığı ile ... yönünden açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, 36.773,37 TL sürekli kazanç kaybı ve 1.080,74 TL bakım ve yol ücreti olmak üzere toplam 37.854,11 TL maddi tazminat ile 3.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 23/08/2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Enstitüsünden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Dosyadaki kayıt ve belgelerden, Davalı ...’nün ruhsat sahibi olduğu ... arkeolojik kazı alanında, davalı ...’nın kazı ekibi başkanı olduğu, restorasyon işlemlerinin ise... tarafından yürütüldüğü, olaydan önce yaklaşık 500 kg Ağırlığında taşların düşmesi nedeniyle yerine yenilerinin konması, yerinden oynamış taşların ise yerinin sağlamlaştırılması işinin yapıldığı, ... ve beraber çalıştığı ... ve davacı ... isimli işçiler iskelede bulundukları sırada, yaklaşık 500 kg. Ağırlığındaki antik taşın kaldırılması sırasında, yerinden düşüp iskeleye çarptığı, iskelenin devrildiği, iskele üzerinde çalışmakta olanların yere düşmesi neticesinde ..."in vefat ettiği, ... ile davacı ...’ın ise yaralandığı anlaşılmıştır. Mahkemece verilen 05/09/2013 tarihli ilk kararın Dairemizin 30/10/2014 tarih ve 2014/18334 Esas, 2014/21874 Karar sayılı ilamıyla olayın SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmesi ve maluliyet oranının tespiti yönünden bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde olayın SGK tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, davacı ...’ın maluliyet oranının % 13 olarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Davalı ... hakkında açılan ceza davasında ... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/305 E- 2011/265 K sayılı ilamı ile mahkumiyetine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, mahkemece hükme esas alınan 04/01/2010 tarihli kusur raporunda ise davalı ...’nün %80, müteveffa ...’in ise %20 kusurlu olduğu kabul edilirken; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ...’nin kusursuz olduğunun kabul edildiği, 05/05/2017 tarihli hesap raprorunda %100 kusur oranı üzerinden hesap yapılmış ise de; mahkemece davalı ... Enstitüsünün %80 oranındaki kusur oranı dikkate alınarak maddi tazminatın belirlendiği anlaşılmıştır.
Somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle asıl işveren-alt işveren kavramlarının açıklanması gerekir.4857 sayılı Kanun"un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.İş Kanunu"nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.5510 sayılı Kanun"un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun"un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu"ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun"un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun"dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu"nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde, davalı ... ve Turizm Bakanlığının asıl işi olan arkeolojik kazı yapma işini ... Arkeoloji Enstitüsü’ne ruhsatname ile verdiği halde, ruhsatnameye göre bir bakanlık temsilcisinin kazı çalışmalarına daimi surette refakat edeceğinin ve bu yetkilinin kazı alanında çalışan işçileri işten çıkartma yetkisi gibi olağanüstü yetkilerinin bulunduğunun anlaşılması karşısında davalı Bakanlık ile davalı Enstitü arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisinin bulunduğu, bu nedenle davalı ... ve Turizm Bakanlığının hükmedilecek tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
3- Davaya konu olayda Davalı ...’nin iş kazasından sorumlu olup olmadığı noktasında da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan “Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasındaki İlişki” üzerinde de durulması gerekmektedir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu"nun 53. maddesine göre; hukuk hakimi zarar verenin kusuru olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabul, hukuk hakimini de bağlar. Aynı şekilde de bu düzenleme olay tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun 74. maddesinde de yer almaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde, olay tarihinde kazı ekip başkanı olarak görev yapan davalı ...’nin Ceza Davasında mahkum olduğu ve kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği dikkate alındığında, oluşan iş kazasından sorumlu tutulması gerektiği ve hükmedilecek tazminatlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
4- Somut olayda davalı ... Enstitüsüsünün sorumluluğun kapsamını ortaya koymak açısında adam çalıştıranın sorumluluğuna ve usuli kazanılmış hakka değinmenin faydalı olacağı anlaşılmaktadır.Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 55 ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 66. maddeleri gereğince “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.” Anılan maddede deyimini bulan, istihdam edenlerin, müstahdemlerinin eylemlerinden sorumlu tutulmaları ilkesi, kendi yararı için başkasını çalıştıran kimsenin, bu işin ifasından meydana gelecek zarar tehlikesini bazı şartlar altında üzerine alması esasına dayanır. İstihdam edenlerin sorumluluğu hakkında gerek doktrinde gerek içtihatlardaki (27.03.1957 gün ve 1/3; 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları) baskın görüş bunların kusursuz bir sorumluluğa tabi tutulmaları doğrultusundadır. İş gördürenin sorumluluğunun kaynağı, göstermekle yükümlü olduğu özenle iş görme (ihtimam) ödevinin ihlalidir. Sorumluluğun kökü, bizzat sorumlu şahsın ya da şahısların durumundadır. İstihdam eden, müstahdem veya işçilerini seçerken, onları çalıştırırken, başkalarına zarar vermemelerini sağlamakla ve buna dikkat ve özen göstermekle yükümlüdür. Esasen istihdam edenin sorumluluğunun dayanağı, onun müstahdeme nezaret ve özen hususundaki objektif vazifesinin ihlali teşkil eder.Bu noktada, Borçlar Kanununun 55. maddesinde düzenlenen “adam çalıştıranın sorumluluğu” için, somut olayda “adam çalıştırma ilişkisi” ile “çalıştırılanın hizmetini yerine getirirken hukuka aykırı bir eylemle zarar vermesi” unsurlarının gerçekleşmesi zorunludur.Adam çalıştırma ilişkisi için çalıştırılanın, çalıştıranın buyruğu altında olması, onun gözetiminde işi yapması ve onun talimatıyla bağlı bulunması gerekir. Bunun yanında meydana gelen zararın müstahdemin istihdam edenin maksatları için bir hizmetin görüldüğü sırada doğmuş olması zorunludur. Başka bir deyişle, müstahdeme gördürülen hizmetle zarar arasında “gaye ve görev bakımından” çok sıkı bir münasebet olmalıdır. Bu bakımdan hizmetin ifası ile zararın ikaı arasındaki zaman ve yer bağlılığı ve zararın istihdam edenin hizmetin görülmesi için verdiği vasıta ile meydana getirilmesi hizmetin icrası esnasında zararın meydana geldiğini bir karine, emare olarak kabul edilebilirse de, daima bu unsurlara isnat etmek doğru sonuç vermez. Bu nedenle, bu dış görünüş unsurlarından ziyade, zarar verici fiilin, istihdam edenin müstahdeme kendi gayesi için tevdi ettiği hizmetlerin ifası alanında işlenmiş olması nazara alınır. (01/11/2017 tarih 2017/17-1315 Esas, 2017/1239 Karar sayılı HGK Kararı) Usuli kazanılmış hak kavramı ise, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde,Davalı ...’nün çalışanı olan ve iş kazasında vefat eden ...’in ve ...’nin kusurundan adam çalıştıran olarak sorumlu tutulması gerektiği halde mahkemece verilen kararda sorumluluğun sadece kendi kusuruyla sınırlandırılması, aynı zamanda mahkemece verilen 18/09/2013 tarihli önceki kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde sorumluluğunun önceki kararda hükmedilen miktar kadar olduğu değerlendirilmeden daha azı miktarındaki tazminattan davalı Enstitünün sorumlu tutulması da hatalı olmuştur.
5- Öte yandan davacının manevi tazminat isteminin tamamına hükmedilmiş olmasına karşın davalı ... lehine manevi tazminat nedeniyle red vekalet ücreti takdir edilmesi de hatalı olmuştur.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara dikkat edilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O halde, davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalılar ... ile ..."ne yükletilmesine, 04/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.