1. Hukuk Dairesi 2020/974 E. , 2021/821 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli olarak temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 16.02.2021 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen davalı ... ... gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve ehliyetsizlik hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, babalarından kendilerine kalan taşınmazların intikal işlemlerini gerçekleştirmek üzere dava dışı ... ve nişanlısı Avukat ...’u vekil olarak tayin ettiklerini, ancak adı geçen şahısların vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle, bilgi ve rızaları dışında adlarına kayıtlı çekişme konusu 2225 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını davalıya temlik ettiğini, davalının, vekil olarak tayin ettikleri dava dışı ... ve ...ile el ve işbirliği içerisinde hareket ettiğini, ayrıca davacılardan ...’ın doğuştan engelli olduğunu ve hiçbir iş yapamadığını, taşınmazlarını satmasını gerektirir herhangi bir durum olmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, muris ..."nin noter huzurunda vekaletname veren ..."ın doğuştan engelli olduğunu bilmediğini ve bilmesi gerekmediğini, yapılan tapu devri ve temlikinin noter huzurunda verilen özel vekaletnameler ve muvafakatnameler alınarak gerçekleştiğini, muris ......iz olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2225 parsel sayılı taşınmazın tamamı mirasbırakan ... adına kayıtlı iken 21.05.2010 tarihli intikal işlemi ile ¼ payının dava dışı mirasçı ..., 3/8 er paylarının ise davacılar... ve ... adlarına intikal ettiği, davacılar ile dava dışı Penbe’nin Bodrum 4. Noterliğinin 18.03.2010 tarih ve 4744 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile, satış ve intikal işlemlerini gerçekleştirmek üzere vekil olarak tayin ettikleri dava dışı Uğur Türetgen tarafından, çekişme konusu taşınmazdaki payların -Penbe ve davacılar adına vekaleten – 05.10.2010 tarihli satış işlemi ile davalı ...’ye temlik edildiği, satış işleminde davalıya vekaleten dava dışı ... isimli şahsın hareket ettiği, 2225 parsel sayılı taşınmazın 3402 sayılı yasanın 22/A maddesi gereğince uygulanan işlem neticesinde 246 ada 20 numaralı parsel olduğu, davacı ...’a, ....’ın vasi olarak atandığı, Bodrum 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/556 Esas - 2015/171 Karar sayılı ve 21.10.2015 tarihli husumete izin kararının dosya kapsamına alındığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, davacılardan ...’ın vekaletname ve satış işlemleri tarihinde ehliyetsiz olduğu hususunun Adli Tıp Kurumu raporuyla saptanmak suretiyle, davacı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalıların bu hususa ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK"nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK"de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK"de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK"nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Öte yandan; Anayasanın 141/3. maddesi hükmü gereği bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 186. maddesine göre son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasanın 297. maddesi uyarınca kararını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 294. madde de öngörülen biçimde tefhim etmesi asıl olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde hükmün kapsamının hangi hususları içereceği düzenlenmiş olup, aynı maddenin (c) fıkrasında ""Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerini"" içermesi gerektiği belirtilmiştir.Yargıtay denetiminin yapılabilmesi bakımından da yerel mahkemenin, kararında gerekçelerini açıkça göstermesi zorunludur.
Somut olaya gelince; davacı ... açısından vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davada taraflarca bildirilen delillerin usulüne uygun şekilde toplanmadığı, ayrıca mahkemece kurulan hükmün Anayasa ve Usul Yasasının değinilen hükümlerine uygun olmadığı, kararın gerekçe içermediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, öncelikle davacılardan Fatma yönünden vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davada taraflarca bildirilen delillerin usulünce toplanması, yukarıda belirtilen ilkeler gereğince araştırma ve inceleme yapılması, 6100 sayılı HMK. nun 297/1-c maddesine uygun biçimde toplanan ve toplanacak tüm delillerin karar yerinde tartışılması, kabul ve red nedenlerinin gösterilmesi ve bu nedenlerin dayandığı yasa maddelerinin veya yerleşmiş içtihatlarının veyahut Daire ilkelerinin belirtilmesi gerekirken gerekçesiz olarak ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalıların değinilen yönden yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 3.050.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.