21. Hukuk Dairesi 2008/18220 E. , 2009/1124 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Mersin 1. İş Mahkemesi
TARİHİ : 06/04/2007
NUMARASI : 2005/318-2007/191
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı D.Ş. ile G. E. Tes. İm. Montaj AŞ., S. San. Tic. AŞ. ve E. S.. Enerji Üretim A.Ş vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dosyadaki delillerle, karardaki gerektirici nedenlere göre, davalıların tüm temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı D.Ş."in temyizine gelince;
Davacı anne D.Ş., oğlu T."ın iş kazasında ölümü nedeni ile 5.000 TL. maddi tazminatın davalı işverenlerden olay tarihinden işleyecek faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsili ile mahkeme bu dava dosyası ile birleştirilen Mersin 2. İş Mahkemesi"nin 2006/246-39 sayılı dava dosyası ile de iş kazasında ölen oğlu Tolgan"dan dolayı iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmasını Sosyal Güvenlik Kurumu (SSK. Başkanlığı)"dan istemiştir.
Mahkemece, davacının eşinin Sosyal Güvenlik Kurumu"ndan aylık alması nedeni ile gelir bağlama talepli birleşen dava dosyası ile bu davadaki maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya aykırıdır.
Somut olayda, davacının oğlu T.Ş."in 06.07.2002 tarihinde iş kazası sonucunda öldüğü, davacı annenin işverenlere karşı açtığı tazminat talepli dava dosyası ile maddi zararının giderilmesini istediği açıktır. Tazminat istemli davasında maddi tazminata hak kazanabilmesi için Kurum"ca kendisine gelir bağlanması ve bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin de hesaplanan maddi zararı karşılamaması gerektiği, bu yönü ile davadaki ön sorunun davacı anneye Sosyal Güvenlik Kurumunca iş kazası sonucu ölüm nedeni ile dava tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa"nın 24. maddesi gereğince gelir bağlanması şartının oluşturduğu açıktır. Mahkemece, bu dava dosyası ile birleştirilen dava dosyasında davacının eşinin geliri olduğu ve murisi oğlunun ona bakmakla yükümlü olmadığı gerekçesi ile aylık bağlama ve dolayısıyla maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği ortadadır.
Birleşen tespit davası yönünden, davanın yasal dayanağı, dava tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa"nın "Ana babaya aylık bağlanması" başlığını taşıyan 24. Maddesidir. Bu maddeye göre, sigortalının ölümü durumunda ana ve babanın aylığa hak kazanabilmesinin ilk koşulu sigortalının ölümü tarihinde eş ve çocuklarına bağlanması gereken aylıkların toplamı sigortalıya ait aylıktan aşağı olmasıdır.
Bu maddenin 4958 sayılı Yasa"nın 35. maddesi ile yapılan değişiklikten önce ana ve babanın anılan aylıktan yararlanabilmelerinin ikinci koşulu, ölen sigortalının sağlığında onların geçimini sağlamış olması iken, 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile sigortalının ana ve babasına aylık bağlanmasının ikinci koşulu "Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanun"a göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan" biçiminde değiştirilmiştir. Bu yönden uyuşmazlık, anılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 06.08.2003 tarihinden önce ölen sigortalının annesinin bu düzenlemeden yararlanıp yararlanamayacağı noktasındadır.
Bu açıdan uyuşmazlığın çözümü, hem Sosyal Güvenlik Hukuk"unun niteliğinin irdelenmesini, hem de kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini zorunlu kılmaktadır.Kanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme yoktur. Konu ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 13.10.2004 gün ve 528/533 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi kural olarak; her kanun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır. Bu kuralın doğal sonucunda, kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyecekleridir. Ancak şu husus da belirtilmelidir ki; Sosyal Güvenlik Hukukunun kamusal niteliği itibariyle, devam eden uyuşmazlıklarda tamamlanmamış hukuki durumlara yeni kanun veya düzenleyici kural "derhal yürürlüğe girme" niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçları doğuracaktır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise kazanılmış hakları saklı tutma amacını gütmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 14.06.2006 gün 2006/367-386 sayılı konu ile ilgili kararında da belirtildiği üzere davadaki sorunun çözümü, Sosyal Güvenlik Hukuku ilkelerinin ele alınması ile mümkün olabilecektir. "Sosyal Güvenlik" sosyal hukuk devleti tanımı içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir.Sosyal güvenlik alanında oluşturulacak tüm kuralların, özde, sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olması zorunludur.Sosyal güvenlik insanlığın en derin gereksiniminin bir sonucudur.Bu gereksinim, bireyin karşılaşacağı ve yaşamı için tehlike oluşturan olaylara karşı bir güvence arayışının ürünüdür. Tehlikeye ve yoksulluğa düşen bir birey için asgari bir güvence sağlamak, sosyal güvenliğin varoluş koşulu, diğer bir ifadeyle olmazsa olmazıdır. Önemli olan yön, sosyal güvenlik kavramına, işlevsel olarak temel bir insanlık hakkı görünümü yaşatmaktır. Davada uygulanacak olan 506 sayılı Yasa"nın 24. Maddesinin yürürlüğüne ilişkin olarak 4958 sayılı Yasa"da özel bir düzenlemenin yer almaması karşısında sosyal güvenlik kurallarının tamamlanan niteliği nedeniyle 506 sayılı Yasa"nın ana ve babaya aylık bağlanmasını düzenleyen 24. Maddesiyle ilgili bir uyuşmazlıkta her iki düzenlemeden ana lehine düzenlemenin uygulanması gerekmektedir.
Bu halde, 506 sayılı Yasa"nın 24. maddesinin 4958 sayılı Yasa ile değiştirilmiş biçiminin, geçimi sigortalıca sağlandığı kanıtlanamayan davacı anne yararına olduğu belirgin bulunmakla, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak çalışmadığı bu kuruluşlardan gelir veya aylık almadığı tartışmasız olan davacıya 506 sayılı Yasa"nın 24. maddesi gereğince aylık bağlanması gerektiği ve aylığı bağlama hakkını doğuran olayın sözü edilen yasa değişikliği olduğu gözetilerek aylığın 01.09.2003 tarihinden itibaren başlatılmasına karar verilmesi gerektiği açıktır.
Görülen davada maddi tazminat talebi yönünden inceleme yapabilmenin ön koşulunu, anneye Kurumca gelir bağlanmasının oluşturduğu davalı Kurumca kesinleşmiş mahkeme kararı olmadıkça davacıya gelir bağlanmayacağından hesaplanacak maddi zarardan bağlanacak gelirin peşin sermaye değeri düşülemeyeceğinden karışılanmamış zararın tespitinin mümkün olamayacağı açık olmakla mahkemece yapılacak iş; Davacının Sosyal Güvenlik Kurumu"ndan gelir bağlanmasını istediği birleşen, Mersin 2. İş Mahkemesi"nin 2006/246-39 sayılı dava dosyasının bu dava (tazminat davası) yönünden ön sorun oluşturduğu dikkate alınarak HUMK."nun 46. maddesi gereğince tefrikine karar verilip, tefrik edilen tespit davası sonucu verilecek kararın kesinleşmesini beklemek, yukarıda açıklanan nedenlere göre, Kurum"ca gelir bağlandığının tespiti halinde de bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki peşin sermaye değerini Kurumdan sorup yeniden alınacak hesap raporu gereğince de oluşacak sonuca göre maddi tazminat istemi yönünden bir karar vemekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.
O halde, davacı D.Ş.in bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden ilgililere yükletilmesine, 02.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.