Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2- Dava, iş kazası sonucu ölen işçinin hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Olay günü davalının işçisi olan N.A., işyeri servisi ile işe gitmekte iken servis şoförü R."ın kullandığı aracın başka bir araç ile çarpışması sonunda oluşan iş trafik kazası sonucunda öldüğü, davacıların araç sürücüleri R.Ö.ve H.G.aleyhine Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi zararlarının tazmine ilişkin açtıkları ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi"nce onanarak kesinleşen 2004/1179 Esas-2005/30 Karar sayılı dava dosyasında alınan Kusur raporuna göre, davalının işçisi R.Ö."in %25 diğer araç sürücüsü H.G."ın %75 oranında kusurlu oldukları, yolcu-işçi N."nin kusurun bulunmadığı, davalı işveren AŞ"nin de, 27.l3.1957 gün, 173 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere Borçlar Kanunu"nun 55. Maddesi uyarınca istihdam edenin sorumluluğu gereğince kusursuz sorumluluğa dayalı olarak sorumlu olduğu tartışmasızdır.
Davadaki uyuşmazlık davacıların, murisleri N."in iş kazası sonunda ölümü sonrasında duydukları acı ve üzüntü karşılığında davalı işverenden de yeniden manevi tazminat isteyip istemeyecekleri noktasındadır.
Gerçekten, hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Davacılar, murisleri N."nin ölümü nedeniyle duydukları manevi acı ve ızdırabın giderilmesini 27.l8.1998 tarihli dava dilekçeleri ile Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinde, davalı sürücülere karşı açtıkları davada istemişler, 25.8.1999 tarihinde işverene karşı açtıkları bu dava da aynı olaya dayalı manevi zararlarının davalı işverenden de tahsilini istemişlerdir.
Gerek eksik ve gerekse tam dayanışmalı sorumlulukta, zarar gören giderim borçlularından herhangi birine karşı hakkını ileri sürebilir. B.K."nun 142/II.maddesindeki borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam edeceğinden zarar görenler zararlı sonuçtan sorumlu olan bütün sorumlular aleyhinde dava açabileceği gibi sorumlulardan herbiri aleyhine ayrı ayrı dava açabilir. Bunu önleyen bir hüküm yasalarımızda mevcut değildir. Bu duruma göre, zarara uğrayanın, dayanışmalı sorumlulardan birini yada bir kaçını seçip onlara karşı giderim davası açarak ödetme kararı alması eğer borç ödenmemişse diğer sorumlu hakkında da zararın tümü için giderim davası açmasını engellemez. Çünkü zarar görenin (alacaklının) tatmini oranında giderim borcu sona erer. Bu durumda mahkemece önceden ödetilmesine karar verilen bu miktarı geçmemek ve tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla tahsile karar verilmesi gerekir.
Öte yandan davacıların iki ayrı dava açmaları, olay nedeni ile müteselsil sorumlu olan davalıların ayrı ayrı sorumlu tutulması sonucunu doğurmayacağı açık olup, aksinin kabulü manevi tazminat istem koşullarına da aykırıdır. Bir olay nedeni ile oluşan acı ve ızdırabın bölünerek yada birden fazla istenmesi mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Mahkemece yapılacak iş; ekli Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 8.2.2005gün ve 2004/1175 Esas-2005/30 Karar sayılı ilamında hükmedilen manevi tazminatların davalılarından tahsil edilip edilmediği yöntemince yapılacak araştırma sonunda belirlemek, manevi tazminatların tahsil edildiğinin tesbiti halinde bu davada ki istemlerin reddine, tahsil edilmemiş ise mükerrer tahsile yol açmayacak şekilde manevi tazminat alacağını hüküm altına almaktan ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 2.2.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.