1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere ve temyiz nedenlerine göre davalının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, iş kazası sonucu sol ayağını diz üstünden, sağ ayağının 3. ve 4. parmaklarını kaybetmesi nedeni ile % 52 oranında işgücü kaybına uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararları ile yakınlarının manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece; davacılardan M.H. Çin 10.312,38 YTL maddi ve 70.000,00 YTL manevi tazminatın 01.04.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; sigortalının eşi, çocuklar ile anne ve babası olan diğer davacıların manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş ayrıca ret olunan manevi tazminat miktarı yönünden her bir davacı için ayrı ayrı olmak üzere hesaplanan nisbi avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacılardan, Murat Hazar geçirdiği iş kazası sonucu sağ ayağını diz kapağının üstünden itibaren ve sol ayak üçüncü, dördüncü parmakları tamamen kesilecek şekilde ağır yaralanmış ve % 52 oranında sürekli işgücü kaybına uğradığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının asgari ücret ile çalıştığı kabul edilerek maddi zararlarının hesaplandığı dosyadaki kayıt ve belgelerden anlaşılmaktadır.
a-Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Öte yandan, gerçek ücretin işçinin yaşı, kıdemi, meslek durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Somut olayda, mahkemece, hükme dayanak alınan hesap raporunda, davacının asgari ücret aldığı kabul edilerek maddi tazminat hesaplanmıştır. Oysa, posta başı olarak çalışan davacının asgari ücretin üzerinde ücretle çalışacağının kabulü hayatın olağan akışına uygundur. Bu nedenle ilgili meslek odası tarafından bildirilen emsal ücret kabul edilerek, hüküm tarihine en yakın verilere göre uzman bilirkişiden rapor alınması ve dosyadaki diğer deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır
b-Borçlar Kanununun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Hal böyle olunca doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan yalnızca maddi sağlık bütünlüğü ihlal edilen kişimidir? Cismani zarar kavramına (B.K. 46 ve 47) ruhsal bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse, bir kişinin cismani zarara uğraması sonucunda, onun (ana, baba, karı, koca ve çocuklar gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır şekilde bozulmuşsa onlarında manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan, yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara maruz kalma söz konusudur. Kaza sonucu ağır yaralanan ve 2 kez ameliyata rağmen iyileşmeyen çocuklarının durumu sebebiyle ruhsal bütünlüğü bozulan anne ve babanın (H.G.K. 26.4.1995 gün ve 1995/11-122, 1995/430) ve haksız eylem sonucu ağır yaralanan ve iktidarsız kalan kocanın karısının manevi tazminat isteyebileceklerine (H.G.K. 23.9.1987 gün ve 1987/9-183 1987/655) ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları aynı esaslara dayanmaktadır.
Öte yandan TBMM Adalet Komisyonunca benimsenen ve B.K."nun 47. maddesinin karşılığı olarak Türk Borçlar Kanunu Tasarısının 55/2 maddesi ile getirilen “….Ağır bedensel zarar .... hâlinde, zarar görenin ... yakınlarına da manevî tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” şeklindeki düzenleme de dokrin ve yargısal kararlarla kabul edilen çağdaş yaklaşımın TBMM tarafından kabul edilme aşamasında olduğunu göstermektedir.
Somut olayda, olay tarihinde 34 yaşında olan, geçirdiği iş kazası sonucu sağ ayağını diz kapağının üstünden itibaren ve sol ayak üçüncü, dördüncü parmakları tamamen kesilecek şekilde ağır yaralanan ve % 52 oranında sürekli işgücü kaybına uğrayan sigortalı davacılardan M.H. In eşi, çocukları ile annesi ve babası olan davacıların ruhsal ve sinirsel ağlık bütünlüğünün ağır biçimde bozulduğu kabul edilerek manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de; M.H. dışındaki davacıların manevi tazminat istemlerinin tamamen reddine karar verilmiş olması nedeni ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, davalı yararına her bir davacıdan ayrı ayrı maktu vekalet ücreti alınması yerine nispî vekalet ücreti alınmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.