Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2016/546
Karar No: 2017/70

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/546 Esas 2017/70 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2016/546 E.  ,  2017/70 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı veren
    Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Günü : 05.12.2013
    Sayısı : 725-639

    Hırsızlık suçundan sanık ..."in 5237 sayılı TCK"nun 144/1-b ve 51. maddeleri uyarınca 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin, Manisa 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.12.2013 gün ve 725-639 sayılı hükmün, katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 16.02.2016 gün ve 38246-2296 sayı ile;
    "Sanığın, haricen sattığı, trafik tescil idaresinde kardeşi tanık ... üzerine kayıtlı olan ancak fiilen birlikte kullandıkları motosikleti çalması şeklindeki eylemin; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 5942 sayılı Kanun ile değişik 20/d maddesi hükmü uyarınca, noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirlerin geçersiz olması nedeniyle hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.03.2016 gün ve 42006 sayı ile;
    "5237 sayılı Yasanın hırsızlık suçunun temel tanımının yapıldığı 141. maddesine bakıldığında; "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir" düzenlemesi bulunmaktadır. Madde metninin bu yazımına göre, malı elinde bulunduranın zilyet olmasının yeterli görüldüğü, mülga 765 sayılı Yasanın 491. maddesindeki "diğerinin" ibaresinin bilinçli şekilde tercih edilmediği anlaşılmaktadır. Zira, "diğeri" ibaresinden malı hukuken geçerli bir şekilde elde bulunduran anlaşılabileceği halde "zilyetlik" durumunda malı hukuken geçerli bir şekilde elde bulundurma şartı aranmamalıdır. Zilyet kelimesinin kelime manası "elinde bulunduran, bir mala vaziyet eden" iken, genel kabul gören hukuki tanımına bakıldığında, "En basit olarak bir kimsenin taşınır (menkul) veya taşınmaz (gayrimenkul) bir mal üzerindeki fiili hakimiyeti olarak tanımlanabilir. Zilyetliğe sahip olan kişiye zilyet denir. Mülkiyet, bir kimsenin eşya üzerindeki hakkını ifade eder. Hâlbuki zilyetlik, bu haktan bağımsız olarak sadece eşya üzerinde var olan bir hakimiyet durumunu gösterir. Bu sebeple zilyetlik mülkiyet hakkına bağlı değildir. Zilyet olan kimsenin malik olması şart değildir" şeklinde kabul ve tarif edilmektedir. Bu tanıma göre, zilyedin malı elinde bulunduran, mala vaziyet eden olduğu görülmektedir. Nitekim olayımızda da şikâyetçi, malı yani suça konu motosikleti geçerli bir rızaya dayanan karşılıklı irade beyanlarıyla diğer bir zilyet olan sanık ... ve kardeşinden satın ve teslim almıştır. Zilyetliğinin geçersiz olduğunu hukuken söylemek mümkün değildir. Zilyet, malikin bütün hak ve yetkilerine sahip olduğuna ve zilyet olmak için malik olmaya gerek bulunmadığına göre, TCK"nun 141/1 maddesindeki "zilyedinin rızası olmadan" ibaresi karşısında hırsızlık suçunun oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Aksi halde, ülkede alım satımı yapılan araçların pek çoğunun bu şekilde olduğu bilindiği bir durumda mağduriyetler doğabilir. Örneğin, sıklıkla yapıldığı gibi hafta sonu veya mesai saati dışında, araç pazarından veya bayilerden devir işlemlerini daha sonra mesai saatinde yapmak üzere anlaşıp araç alımı yapıp aracını da teslim alan kişilerin elinden henüz mesai başlayıp devir işlemi yapılmadan aracın habersizce yedek anahtarla alınması durumunda suç oluşmayacağı ve kötü niyetin müeyyidesiz kalması sonucu çıkacaktır.
    Buna karşın olayımızda olduğu gibi kayıt sahibinin alacağının ödenmediğini iddia etmesi durumunda veya araca gelen vergi veya cezaların kayıt malikini borç altına soktuğu durumlarda, hırsızlık suçunun özel bir düzenlemesi olan 5237 sayılı Yasanın "Daha Az Cezayı Gerektiren Haller" başlıklı 144. maddesinin (b) fıkrasındaki "bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil maksadıyla hırsızlık suçunun işlenmesi " hükmü uygulama alanı bulabilecektir" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
    CMK"nun 308/3. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 15.03.2016 gün ve 3096-4358 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı hırsızlık suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığı, suçun oluştuğunun kabulü halinde ise, 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nun 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık ..."in, kardeşi olan tanık ... adına kayıtlı olan ancak birlikte kullandıkları 45 FA 451 plakalı 2006 model Renda marka motosikleti, 2006 yılında harici alım-satım sözleşmesi ile 600 Lira bedelle katılan ..."e satıp teslim ettiği, satış bedelinin tamamen ödendiği, ancak katılanın suça konu motosikletin devrini üzerine almadığı,
    Sanığın, 20.10.2011 günü kaldırım kenarında bulunan motosikleti ittirmek suretiyle kendi evine götürdüğü,
    24.10.2011 tarihli teslim tesellüm tutanağında; motosikletin ve ruhsatının, kayıt maliki ..."e teslim edildiğinin bildirildiği,
    Sanık tarafından kovuşturma aşamasında 05.12.2013 tarihinde, katılanın bildirmiş olduğu zarar miktarı olan 2000 Liranın tevdii yerine ödendiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan ...; suça konu motosikleti 2006 yılında 600 Lira bedelle satın aldığını, parasını ödeyerek o tarihten bu yana kullanmakta olduğunu, ruhsat belgeleri kendisinde olmakla birlikte devri resmi olarak üzerine almadığını, olay günü, aralarında önceye dayalı anlaşmazlık bulunan yeğeni sanık ... ile karşılaşarak ağız münakaşası yaptıklarını, yeğeninin, motosikletini alarak kaçtığını, motosikletin vergi borcu ve para cezalarının kendisine geldiğini, kendisinin de borçları yapılandırdığını, geriye üç taksidinin kaldığını, sanığa herhangi bir borcunun kalmadığını, olay sebebiyle 2.000 Lira zararının oluştuğunu, artık motosikleti geri istemediğini, şikâyetçi olduğunu ve uzlaşmak istemediğini beyan etmiş,
    Tanık ...; motosikletin ruhsat sahibi olduğunu, 2006 yılında amcası olan katılana motosikleti sattığını, ancak katılanın tescil işlemlerini yaptırmaması nedeniyle evine çok sayıda borç geldiğini, bu durumdan rahatsız olduğu için motosikleti gördüğü yerde yakalaması hususunda kardeşi olan sanığa talimat verdiğini, katılanın tescil işlemlerini yaptırmak istemesi halinde motosikleti teslime hazır olduğunu söylemiş,
    Sanık ...; kardeşi ... adına tescilli olup, müşterek mülkiyetlerinde bulunan suça konu motosikleti 2006 yılında amcası olan katılana sattıklarını, katılan motosikletin devrini üzerine almadığı için ceza ve vergilerin kendi adreslerine geldiğini, bu durumun devam etmesi üzerine kardeşinin "motoru gördüğün yerde al getir" dediğini, olay günü katılan ile yolda karşılaştıklarını, devrin alınıp alınmaması hususunda aralarında münakaşa geçtiğini, kendisinin de motosikleti alarak evine götürdüğünü, ancak hırsızlık amacıyla hareket etmediğini, vergi ve para cezalarını ödemek zorunda kaldığı için motosikleti geri aldığını savunmuştur.
    Hırsızlık, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde; “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” olarak tanımlanmıştır.
    Hırsızlık suçu ile korunan hukuki yarar mülkiyet hakkı ile birlikte zilyetliktir. Kanunda "zilyet" kelimesi ile "başkasına ait" olma kelimesi aynı anda kullanılmıştır. Bu şekilde kanun koyucu, iki farklı hukuki duruma aynı anda yer vererek hırsızlık suçunda zilyetlik ile mülkiyeti ayırmış, her ikisini de koruma altına almıştır.
    Suçun maddi konusu ise başkasına ait taşınır maldır. Bu nedenle malın malikinin bu suçun faili olması mümkün değildir. Suçun mağduru ise malik olabileceği gibi zilyet de olabilir. Çalınan mal, malikin elinden alınmış ise mağdur, malın malikidir. Zilyedin elinden alınmışsa mağdur zilyet, malik ise suçtan zarar görendir.
    Öte yandan, malın maliki ile zilyedi bulunan kişinin farklı kişiler olması halinde, malın maliki tarafından zilyedi bulunan kişiye karşı bu suç işlenemez. Bu itibarla malik, sahibi olduğu eşya üzerindeki zilyetliği bir hukuki ilişkiye dayalı olarak bir başkasına devretmiş olsa, daha sonra mülkiyeti kendinde olan eşyayı zilyedinin rızası olmaksızın alsa, fiil hırsızlık suçunu oluşturmaz. Zira hırsızlık suçunun konusunu oluşturan eşyanın "başkasına ait olması" gerekir. Ayrıca eşya üzerindeki mülkiyet hakkı, o eşya üzerindeki zilyetlik durumuna göre daha üstün bir haktır. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, s; 509)
    TCK"nun 144/1-b maddesinde ise hırsızlığın bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi suçun daha az cezayı gerektiren nitelikli bir hali olarak kabul edilmiştir.
    Hukuki ilişki kavramı, hukuk düzeni tarafından korunan, geçerli kabul edilen ve hukuka uygun ilişkileri ifade eder. Bu nitelikli halin uygulanması için fail, hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla devlet organlarına başvurmayıp, borçlunun malını onun rızası dışında bulunduğu yerden almalıdır. Burada failin amacı, alacağı tahsil olmalıdır.
    Malın başkasına ait olup olmadığı özel hukuk kurallarına göre belirlenmelidir.
    2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun “Araçların satış, devir ve tescili ile bu işlemlerle ilgili yetki ve sorumluluk” başlığını taşıyan 20. maddesinin “d” bendinde;
    “Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.
    Satış ve devir işlemi, siciline işlenmek üzere üç işgünü içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine bildirilir. Bu bildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi gerçekleşmiş sayılır. Satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyeti sona erer, yeni malikin vergi mükellefiyeti başlar...” düzenlemesi öngörülmüştür.
    Görüldüğü gibi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesi uyarınca tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterler tarafından yapılacağı, noterler tarafından yapılmayan satış ve devirlerin geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda trafik siciline kayıtlı araçların mülkiyetinin devrini öngören sözleşmelerin geçerliliği, maddede öngörülen şekil şartlarına uygun şekilde yapılmalarına bağlı olup, geçerlilik koşulu olan bu şekle uyulmaksızın yapılan sözleşmeler geçersiz olduğundan, geçersiz satış sözleşmesi uyarınca taraflar verdiklerini geri isteyebileceklerdir. Geçersiz sözleşmeye dayalı olarak aracı teslim alan geri verme yükümlülüğü altında bulunurken, aracın kayıt maliki de sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca bedeli iade edecektir. Bu durumda, aracın mülkiyeti karşı tarafa geçmediğinden, araç malikinin, kendi aracını, bir hukuki ilişkiye dayanan zilyedinden, rızası olmaksızın geri alması da hırsızlık suçunu oluşturmayacaktır. Ancak bu halde zilyedin uğradığı zarar mülkiyete ilişkin olmayıp bir alacak hakkını ilgilendirdiğinden, ortada özel hukuk hükümlerine göre çözümü gereken bir hukuki uyuşmazlık bulunacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Sanık ..."in kardeşi ... adına trafik siciline kayıtlı olup, sanık ve kardeşinin müştereken malik oldukları motosikletin, katılan ..."e satışına ilişkin işlemin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 20/d maddesinde öngörülen şekil şartlarına uygun yapılmadığı, bu durumda taraflar arasında haricen yapılan araç satış sözleşmesi geçersiz olduğundan mülkiyetin nakli sonucunu doğurmadığı, ancak geçerli bir zilyetliği bulunan katılanın, devir işlemlerini üzerine almaktan kaçınması nedeniyle, tahakkuk eden vergi ve para cezalarını, sanığın kardeşi olan ve suça konu motosikletin mülkiyet hakkına sahip bulunan ..."in ödemek zorunda kaldığı, sanığın, kayden malik olan ..."in isteği üzerine, herhangi bir yararlanma kastı olmaksızın, gelen cezaları önlemek amacıyla suça konu motosikleti bulunduğu yerden alarak kardeşine teslim ettiği olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerini ilgilendiren hukuki ihtilaf niteliğinde olması ve sanığın yararlanma kastının da bulunmaması nedeniyle, atılı hırsızlık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi ...;
    "Somut olay incelendiğinde; sanığın trafikte kardeşi ... adına kayıtlı olan 45 FA 451 plaka sayılı motosikleti amcası olan katılana sattıkları ancak noter devrini vermedikleri, motoru teslim alan katılanın yaklaşık 5 yıl süreyle kullandığı fakat bu sırada sanıkla arasında devir işlemleri ve vergi ve cezalar sebebiyle ihtilaf yaşandığı, olay gününde de sanığın tartışma sonrasında motosikleti bulunduğu yerden alarak götürdüğü iddia edilmektedir. Sanığın eyleminin tespit edilip hakkında kamu davası açılması üzerine yapılan yargılama sonucunda, yerel mahkemece 5237 sayılı Yasanın 144/1-b maddesi uyarınca temel ceza belirlenmiş ve mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Hükmün temyizi üzerine temyiz incelemesini yapan Yüksek Daire, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 5942 sayılı Yasa ile değiştirilen 20/d maddesindeki "noterler tarafından yapılmayan her çeşit araç satış ve devir işlemlerinin geçersiz" olduğuna dair hükmü gerekçe göstererek hükmü bozmuştur.
    Oysa ki sanık ile katılan arasındaki ticari ve hukuki ilişkiye bakıldığında, yeğeni olan sanığın abisi ile katılan arasında doğrudan bir alım-satım yapılmış ancak noterde devir işlemi yapılmamıştır. Motosikleti satan sanığın abisi zilyetliğini ve üzerindeki haklarını satış bedelini alarak şikayetçiye devretmiştir.
    5237 sayılı Yasanın hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı 141. maddesi;
    "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir." düzenlemesi bulunmaktadır. Madde metninin lafzına göre, malı elinde bulunduranın zilyet olması yeterli görüldüğü, mülkiyet şartı aramadığı, mülga 765 sayılı Yasanın 491. maddesindeki "diğerinin" ibaresinin bilinçli şekilde tercih edilmediği anlaşılmaktadır. Zira, "diğeri" ibaresinden malı hukuken geçerli bir şekilde elde bulunduran anlaşılabileceği halde "zilyetlik" durumunda malı hukuken geçerli bir şekilde elde bulundurma şartı hukuken aranmamalıdır.
    Zilyet kelimesinin kelime manası "elinde bulunduran, bir mala vaziyet eden" iken, genel kabul gören hukuki tanımına bakıldığında, "En basit olarak bir kimsenin taşınır (menkul) veya taşınmaz (gayrimenkul) bir mal üzerindeki fiili hakimiyeti" olarak tanımlanabilir. Zilyetliğe sahip olan kişiye zilyet denir. Mülkiyet bir kimsenin eşya üzerindeki hakkını ifade eder. Hâlbuki zilyetlik, bu haktan bağımsız olarak sadece eşya üzerinde var olan bir hakimiyet durumunu gösterir. Zilyetlik ile mülkiyet hakkı birbirine bağlı değildir. Zilyet olan kimsenin aynı zamanda malik olması gerekmez. Bu tanıma göre, zilyedin malı elinde bulunduran, mala vaziyet eden olduğu görülmektedir. Nitekim olayımızda da şikâyetçi, malı yani suça konu motosikleti geçerli bir rızaya dayanan karşılıklı irade beyanlarıyla diğer bir zilyet olan sanık ... ve kardeşinden satın ve teslim almıştır. Zilyetliğinin hukuken geçersiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Zilyet, malikin bütün hak ve yetkilerine sahip olduğuna ve zilyet olmak için malik olmaya gerek bulunmadığına göre, TCK"nun 141/1 maddesindeki "zilyedinin rızası olmadan" ibaresi karşısında hırsızlık suçunun oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Aksi halde, büyük mağduriyetlere ve hukuki ihtilaf görünümlü haksız çıkar sağlamalara neden olacaktır. Bilindiği gibi ülkemizde araç pazarları hafta sonları yapılmaktadır. Noterlerin ise hafta sonları çalışmaları yasaktır. Aracı, pazarından veya galeriden devir işlemlerini daha sonra mesai saatinde yapmak üzere anlaşıp araç alımı yapıp aracını da teslim alan ve bedelini tamamen ya da kısmen ödeyen mağdurlar kişilerin elinden henüz mesai başlayıp devir işlemi yapılmadan aracın habersizce yedek anahtarla alınması durumunda suç oluşmayacağı ve kötü niyetin müeyyidesiz kalması sonucu çıkacaktır. Halbuki, 5273 sayılı TCK"nın 141. ve 144. maddelerin metni ve ruhu mülkiyet hakkına dokunmamakta sadece rızaen devredilmiş bulunan zilyetliğe ve hukuk düzenine güvence sağlamaktadır. Hukuki işlem yapıyor görüntüsü ile hırsızlık, dolandırıcılık gibi metotlarla haksız çıkar sağlamanın önüne geçmektedir. Mülkiyet hakkı mutlak bir haktır. Ancak sahibine sınırsız hareket kabiliyeti vermez. Kamu düzeni, hukuki gereklilik gibi nedenlerle kullanımına sınırlar getirilebilmekte ya da mükellefiyetler getirilebilmektedir. Malik olmak demek sadece hak sahibi olmak demek değil, aynı zamanda sorumluluk sahibi de olmak demektir. Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve TCK"da benzer düzenlemeler çok sayıda vardır. Mesela ev sizin olsa da yaktığınız takdirde 3. kişiler için tehlike oluşturuyorsa cezalandırılırsınız. Kiraya verdiğiniz evde bulunan eşyaya zarar verirseniz, elektriğini, suyunu keserseniz yine cezalandırılırsınız. Tamire verdiğiniz araç üzerinde tamircinin hapis hakkı vardır bedelini ödemediğiniz müddetçe iadeden kaçınabilir.
    Özel Daire ve Ceza Genel Kurulunun önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, sözleşmenin feshedilmesi halinde tarafların birbirinden aldıklarını iade yükümlülüğü doğmaktadır. Bu bağlamda sanıklar katılandan aldıkları parayı iade etmedikleri halde, katılanın haricen satın almış olduğu aracı iade etmek zorunda olduğunu söylemek veya sanıkların gizlice veya zorla alma hakları olduğunu kabul etmek adil bir yaklaşım olamaz.
    Bu mantıktan hareketle; ev sahibi kiracının oturduğu eve istediği zaman zorla veya gizlice girecek, kiracıyı zorla tahliye edecek, kiraya verilen menkuller zorla geri alınabilecektir. Herkes kendi hakkını alabileceğinden yetkili kurumlara da ihtiyaç olmayacaktır. Mülkiyetin devrini içeren finansal kiralama sözleşmelerinde malın sahibi taksitler bitinceye kadar kiralayandır. Kiracı son borcun taksidini ödeyinceye kadar mülkiyet kendisine geçmeyecektir. Milyonlarca liralık bir finansal kiralama sözleşmesine istinaden ödemelerini muntazaman yapan kiracının, sadece bir taksit kalmışken, kiralayanın "ben malikim’ diyerek kurmuş olduğu fabrikayı söküp götürmesi suç sayılamayacağından kendisine engel olunamayacaktır. Malikin zilyetlere karşı bu şekildeki haksız eylemleri suç olarak değerlendirilemeyeceğinden bu tür eylemlerde artış görülecek ve mağduriyetler artacaktır.
    Buna karşın olayımızda olduğu gibi kayıt sahibinin alacağının ödenmediğini iddia etmesi durumunda veya araca gelen vergi veya cezaların kayıt malikini borç altına soktuğu durumlarda hırsızlık suçunun özel bir düzenlemesi olan 5237 sayılı Yasanın "Daha Az Cezayı Gerektiren Haller" başlıklı 144. maddesinin (b) fıkrasındaki "bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil maksadıyla hırsızlık suçunun işlenmesi" hükmü uygulama alanı bulabilecektir. Şikayete ve uzlaşmaya bağlı bir eylemdir. Taraflar uzlaşırsa zaten ceza verilmemektedir.
    Sonuç olarak; ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere, zilyedin haklarını yok saymak suretiyle adalet duygusunu tatminden uzaklaşan Özel Daire kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı itirazının kabul edilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
    Üç Ceza Genel Kurulu Üyesi ise itirazın reddi yönünde oy kullanmakla birlikte; "Yalnızca, sanıkta yararlanma kastı bulunmaması gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" şeklinde çoğunluk görüşünden ayrılmışlardır.
    Birinci uyuşmazlıkla ilgili olarak suçun oluşmadığı kabul edildiğinden, ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.





    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi