
Esas No: 2018/2761
Karar No: 2019/1676
Karar Tarihi: 05.03.2019
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2018/2761 Esas 2019/1676 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
KARAR
A)Davacı İstemi;
Davacı vekili dava dilekçesinde, Müvekkilinin, davalı işverenin bağlı şirketlerinden 1986 - 1990 arasında ... Seramik San. A.Ş. Fabrikasında fırın bölümünde çalıştığını, 1992 yılından itibaren işten ayrıldığını 2012 yılına kadar da davalı işverenin ... Endüstriyel Hammaddeler San. ve Tic. A.Ş."ne ait işyerinde sileks taşını öğüten değirmenin başında sigortalı olarak çalıştığını, işyerindeki çalışma koşulları nedeniyle müvekkilinin meslekte kazanma gücünü azaltacak nitelikte pnömokonyoz (silikozis) hastalığına yakalandığını, müvekkilinde, Sağlık Bakanlığı İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinde düzenlenen 02.11.2012 tarihli raporla Pnömokonyoz(Silikozis) olduğu ve bu hastalığın meslek hastalığı olduğunun belgelendirildiğini, davalıların müteselsilen sorumlu olduklarını beyanla maddi ve manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini artırmıştır.
B)Davalı Cevabı;
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketlerden ...deki çalışmasının 1986 - 1990 yılları arası olup ayrılmış olduğu 1990 yılından itibaren de 24 yıl geçtiğini, diğer müvekkilinin ... Endüstriyel Hammaddeler San. Ve Tic. A.Ş"de ise çalışmasının diğer müvekkili şirketten ayrıldıktan iki yıl sonra 1992 yılında başladığını, bu durumda davacının müvekkili şirketler nezdindeki çalışmalarının birbirini takip eder nitelikte olmadığının açıkça ortada olduğunu, açılan bu davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, müvekkili şirketlerin kurumsal birer firma olup iş ve işçi sağlığı ve güvenliğine son derece dikkat ve özen gösteren ve bu konuda bütün önlemleri tam ve zamanında bihakkın alan bir şirket olduğunu, dosya içerisindeki bilgi ve belgeler incelendiğinde müvekkilinin her iki şirketin de iş ve işçi sağlığı ve güvenliği noktasında tüm tedbirleri aldığını ve dosya içerisindeki davacıya ait şahsi dosyada da davacıya kişisel koruyucu malzemelerin imza karşılığı teslim edilerek koruyucu donanımın sağlandığı açıkça görüldüğünü, meydana geldiği iddia edilen bu meslek hastalığında müvekkilinin her iki şirketin de hiçbir kusuru bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C)İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi:
“Tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalı firmalar tarafından işletilen işyerlerin farklı bölümlerinde ve bir süre ... A.Ş.de sileks taşını öğüten değirmende tozlu bir ortamda çalıştığı ve meslek hastalığına yakalandığı tartışmasızdır. Fayans hammaddesi üreten firmalarda işyerinde maruz kalınan tozların meslek hastalığına yol açmaktadır. Bunların azaltılması sağlanmakla tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bilirkişiler tarafından yapılan kusur incelemesi içeren raporda kusur durumu ve kaçınılmazlıktan da bu anlaşılmaktadır. Oluşan maluliyet nedeniyle belirlenen maddi kazanç kaybının % 10"u kaçınılmazlık kısmı bakımından işverenin sorumluluğunun belirlenmesi sırasında kaçınılmazlığa düşen işverenin kusur oranında sorumluluğu hesaplanarak tazminatın belirlenmesi gerektiğinden maddi tazminat hesaplanırken davalı ... A.Ş.ye % 86 oranında kusur izafe edilerek hesaplama yapılmıştır.
... ve ... A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan cevap dilekçesinde zamanaşımı iddiasında bulunulmuştur. Yapılan incelemede; davacının meslek hastalığı teşhisini Sağlık Bakanlığı ... Meslek Hastalıkları Hastanesi tarafından düzenlenen 02/11/2012 tarihli raporla öğrendiği tespit edilmiştir. Bilindiği üzere zamanaşımı süresinin hastalığın teşhis tarihinden geriye doğru 10 yıl olduğundan davacının davalı firmalarda çalıştığı süreler dikkate alındığında ... seramik A.Ş.nin davacıda mevcut olan pnömonkoz hastalığının oluşması için gerekli yükümlülük süresinin aştığından kusur izafe edilememiştir. Davacının, davalı ... A.Ş.de 1992-2012 yılları arasında çalıştığı, meslek hastalığı 02/11/2012 tarihli raporuyla öğrendiği,18/04/2014 dava tarihi 11/04/2017 ıslah tarihi olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin ... End. Aş açısından dolmadığı anlaşılmıştır.
Manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede; Ortaya çıkan kaçınılmaz durum, meslek hastalığının oluşumundaki önlenebilir tedbirlerin eksik alınması nedeniyle davalı ... A.Ş.nin kusuru, yaşanan maluliyet, hastalığının iyileşen bir hastalık olmadığı, maluliyetin davacının yaşam kalitesinin azaltması,maluliyetin sürekli artması ve bunun davacı üzerinde yarattığı olumsuzluklar da dikkate alınarak manevi tazminat talebi değerlendirilmiştir. ” şeklinde belirtilmiştir.
D )İlk Derece Mahkemesi Kararı :
“Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
1-Davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile 51.977,04 TL maddi tazminatın hastalığın teşhis tarihi olan 02/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... A.Ş.den tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Manevi tazminat ismetinin kısmen kabulü ile; 24.000,00TL manevi tazminatın hastalığın teşhis tarihi olan 02/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... A.Ş.den tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine,
3-Davalı ... Seramik A.Ş. Açısandan kusur izafe edilemediğinden davanın reddine, ” şeklindedir.
E) İstinaf Başvurusu
İlk Derece Mahkemesinin 09/05/2017 tarihli kısa kararına karşı, davalı ... vekilinin 16/05/2017 tarihli süre tutum dilekçesi ile istinaf başvurusunda bulunduğu, davalı ... vekiline kararın 21/06/2017 tarihinde tebliğ edildiği, 17/07/2017 tarihinde istinaf başvurusunun gerekçelerini açıklayan dilekçeyi ibraz ettiği iş bu temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi Kararının ise 19/01/2018 tarihinde verildiği anlaşılmıştır.
F)Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi;
‘Davalı ... vekiline gerekçeli karar 21.06.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı ... vekili tarafından yasal süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmamıştır. Davalı ... Endüstriyel Hammaddeler San Ve Tic A.Ş vekili tarafından yasal süre geçtikten sonra sunulan 17.07.2017 tarihli gerekçeli istinaf dilekçesi Dairemiz tarafından nazara alınmamıştır.Davalı ... vekilinin başvuru dilekçesinde istinaf başvuru sebeplerini ve gerekçesini göstermemiş olduğu, HMK m. 355 gereğince kamu düzenine aykırı bir hususun da saptanmadığı, bu durumda usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu ilk derece mahkemesi kararı, toplanan delillere, hukuki değerlendirmeye göre usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatiyle aşağıdaki hüküm kurulmuştur.”şeklindedir.
G)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı;
“1-HMK.352 maddesi gereğince davalı vekilinin başvuru dilekçesinde istinaf başvuru sebeplerini ve gerekçesini göstermemiş olduğundan ve ilk derece mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf kanun yoluna başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,
2-... Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 2014/185 Esas-2017/141 K. Sayılı ve 09/05/2017 tarihli kararına davacı vekilinin yaptığı istinaf başvurusunun HMK"nun 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,” şeklindedir.
H)Temyiz Nedenleri;
Davalı Vekili temyiz dilekçesinde özetle: gerek dava dilekçesi ile talep edilen ve gerekse de ıslah ile artırılan miktarlara ilişkin dava konusu edilen tazminat alacakların zamanaşımına uğradığını,vekil eden şirketin iş ve işçi sağlığı ve güvenliği noktasında tüm tedbirleri aldığını ve dosya içerisindeki davacıya ait şahsi dosyada da davacıya kişisel koruyucu malzemelerin imza karşılığı teslim edilerek koruyucu donanımın sağlandığının açıkça görüleceğini, bu nedenlerle meydana geldiği iddia edilen bu meslek hastalığında vekil eden şirketin hiçbir kusuru bulunmadığını, Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik Ve Teftiş Başkanlığı’nca davacı ... ile ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırma neticesi müfettiş ... ’ın hazırlamış olduğu raporun “5)SONUÇ VE KANAAT” başlıklı kısmının 2 numaralı bendinde “İşyerinde işçi sağlığı açısından gerekli malzemelerin verildiği, periyodik muayenelerin yapıldığı, ortamdaki toz kontrollerinin yani imisyon ölçümlerinin tatbik edildiği ve bu ölçümler esnasında herhangi bir sorunun tespit edilmediği, 4857 sayılı yasanın 77. Maddesinde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirildiği, …..” denilerek vekil eden şirketin meydana geldiği iddia olunan meslek hastalığında hiçbir kusurunun olmadığının tespit edildiğini, vekil eden ... Endüstriyel Hammadeler San. Ve Tic. A.Ş tarafından Alka İnşaat & Çevre San. Ve Tic. Ltd. Şti.’ye yaptırılan imisyon ölçümleri sonucu adı geçen şirket tarafından verilen “İmisyon Ölçüm Raporu”nun "Değerlendirme Ve Sonuç” bölümünde değişik açılardan yapılan değerlendirmelerin hepsinde de yönetmelikte istenen şartların sağlandığının ifade edildiğini, vekil eden ... Endüstriyel Hammaddeler San. Ve Tic. A.Ş’ye ait sileks taşı öğüten bir değirmen bulunmadığını, Davacının, dava dilekçesinde iddia edildiği üzere sileks taşını öğüten değirmenin başında değil ocak mahallinde çalıştığını, ocak mahallinde ise iddia ettiği bu meslek hastalığına sebebiyet verebilecek tozlu bir çalışma ortamının mevcut olmadığını, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, belirterek usul hukukuna ve gerekse de maddi hukuka açıkça aykırı, haksız ve mesnetsiz olarak açılmış bulunan bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
I) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe;
Dava, sigortalının meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı istinaf dilekçesinin esası incelenerek istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmişken; davalı ...’nin istinaf başvurusunun gerekçelerinin yasal süre içerisinde bildirilmediğinden incelenemeyeceği, kamu düzenine de aykırılık bulunmadığından davalı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere karar tarihinde yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 8/2.maddesine “İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür”. Aynı Kanunun 15. maddesine göre ise bu Kanunda açıklık bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunun hükümleri uygulanıcağına işaret edilmiştir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre ise kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedir).
Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun‘un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal“ olarak anlaşılması zorunludur.
Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veye gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde dahi, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanmaları mümkün olduğundan, bu gibi hallerde bile gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir.
Davanın tümden kabul veya tümden reddedildiği hallerde, reddedilen bir talebi bulunmadığından davacının veya davacı yararına kurulan bir hüküm bulunmadığından davalının kararı temyizde ilke olarak hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmekte ise de tarafların kararın gerekçesini temyiz etme hakları bulunduğundan gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmelidir.Nitekim davacı ve davalı vekilinin kararın tefhiminden itibaren yasal süresi içerisinde sundukları istinaf yoluna başvurularına dair süre tutum dilekçeleri ile kararı istinaf ettiklerini beyan ettikleri anlaşılmaktadır.
Öte yandan 6100 sayılı HMK’da istinaf gerekçelerinin bildirilmesi için ve yine Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf incelemesinin süresini sınırlandıran bir hukuki düzenleme yer almamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19/09/2018 tarih ve 2018/9-584 E- 2018/1332 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere;1982 Anayasasının “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesi uyarınca, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”Ayrıca Anayasanın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.
Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı yer almış olup, gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27’nci maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir.
HMK"nın 27’nci maddesi uyarınca;
"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir".
Hukuki dinlenilme hakkı çoğunlukla "iddia ve savunma hakkı" olarak bilinmektedir. Ancak bu hak iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır.
Hakkın temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Bunlardan ilki “bilgilenme hakkı” dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin birinci bendinin ilk cümlesinde yer alan silahların eşitliği ilkesi, yine AİHS’ne göre, mahkeme önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunması ve bu dengenin bütün yargılama boyunca korunmasıdır. Başka bir deyişle, silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarından birini diğeri karşısında avantajsız bir duruma düşürmeyecek şekilde her iki tarafın deliller de dâhil olmak üzere, iddia ve savunmasını ortaya koymak için makul bir olanağa sahip olması, tarafların denge içinde olması demektir. Söz konusu ilke tarafların usulüne uygun olarak mahkemenin önüne gelmelerini sağlayan tebligat işlemi açısından da önemlidir. Çünkü ancak hukuka uygun bir usulde gerçekleşen tebligat üzerine, durumdan haberdar olan taraflar iddia ve savunmalarını eşit şekilde yapabileceklerdir.Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi”dir. Bu değerlendirmenin de karar gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK’nın gerekçesi m. 32). Yargılama bakımından, sadece bir tarafın dinlenip diğerinin dinlenmemesi, tek yönlü karar verilmesi demektir. Yargılamada yer alan taraflar yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir.Bütün bu açıklamalar doğrultusunda, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu incelediği 19/01/2018 tarihi itibariyle dosya kapsamına girmiş ve kararın tebliği tarihinden itibaren de makul bir süre içerisinde sunulmuş bulunan, davalı istinaf isteminin gerekçelerini içeren dilekçesi incelenmek suretiyle, davacının istinaf talebinde olduğu gibi, davalının istinaf talebi yönünden de işin esasına geçilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davalı istinaf başvurusunun gerekçelerinin süresinde ibraz edilmemesi ve kamu düzenine bir aykırılık da olmadığına işaretle davalı istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş, davalı vekilinin gerekçeli istinaf sebeplerinin makul süre içerisinde sunulduğu değerlendirmek suretiyle gerekçeli istinaf başvurusu hakkında bir karar vermekten ibarettir.O halde, davalı .... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın davalı ... vekilinin gerekçeli istinaf dilekçesi incelenmek üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05/03/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.