20. Hukuk Dairesi 2015/5708 E. , 2016/3111 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, mahkememize sunduğu 14/05/2014 harç ve havale tarihli dava dilekçesinde, ... ili, ... ilçesi, ... köyünde bulunan 278 parsel sayılı tarla niteliğinde ve 19.275.00 m2 yüzölçümündeki taşınmazın müvekkillerinin murisi adına tapuda kayıtlı iken kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Karar sayılı ilamı ile tapu kaydının bedelsiz olarak iptaline karar verildiğini ve kararın 10/11/2007 tarihinde kesinleştiğini beyan ederek taşınmazın tam değerinin mahkemece tespiti ile belirsiz alacak davası olarak açtığımız davanın şimdilik 10.023 TL"nin taşınmazın tapuda tescil dışı bırakıldığı tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...den tahsili ile müvekkillerine ödenmesi istemiyle dava açmıştır.
Davalı vekili, mahkemeye sunduğu 22/08/2014 tarihli cevap dilekçesinde; taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile hükmen iptal edildiğini, hukukî olay ve açılan dava ile arasında illiyet bağı bulunmadığını ve bu nedenle ...nin tazmini kusurlu sorumluluğu olmadığını ileri sürerek davanın husumet, görev ve zamanaşımı yönlerinden reddini talep etmiştir.
Mahkemece, işin esasına girilmeden keşif ve uygulama yapılmadan, “baştan beri özel mülkiyete konu olmayacak nitelikteki dava konusu taşımazın hatalı kadastro işlemi nedeniyle davacıların murisi adına tespit gördüğü ve tapuya güvenilerek taşınmazın el değiştirilmesinin sözkonusu olmadığı bu haliyle herhangi bir hak kaybından söz edilemeyeceği,” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu ... ili, ... ilçesi, ... köyünde bulunan 278 parsel sayılı tarla niteliğinde ve 19.275.00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, yörede 1967 tarihinde 766 sayılı Kanuna göre yapılan tapulamada öncesinde 127 parsel olarak revizyonu olan tapu kayıtlarına dayalı olarak 47.600 m2 yüzölçümü ile ... adına kadastroda tesbiti yapılmış tescil edilmiştir. Daha sonra yapılan ifraz nedeniyle 13.01.1972 tarihinde 113 yevmiye ile satış suretiyle davacıların murisi ...adına tescil edilmiştir. Davacıların murisi taşınmazı güven ilkesine dayalı olarak satın almıştır.
Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile hükmen iptali nedeniyle 4721 sayılı Tük Medenî Kanununun 1007. maddesine göre açılan tazminat istemine ilişkindir.
Dosyaya getirtilen tapu kayıtları ile belgelerin ve kesinleşmiş ilâm örneklerinin incelenmesinde; dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Karar sayılı ilâmı ile taşınmazın tapu kaydının iptali ile tescil dışı bırakılmasına, karar verildiği ve kararın taraflara tebliğ edildiği ve temyiz edilmeksizin 10.11.2007 tarihinde kesinleştiği ve hükmün infaz edilerek tapu kütüğüne işlendiği ve sayfasının kapatıldığı anlaşılmaktadır.
Eldeki dava 14/05/2014 tarihinde açılmıştır. Tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararı 10.11.2007 tarihinde kesinleştiğine göre davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146. maddesinde belirtilen 10 yıllık dava zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır.
4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesinde "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücû eder." hükmü yer almakta olup bu düzenlemeye göre devletin sorumluluğu resmî sicile güvenden doğan kusursuz sorumluluktur. Sicile güvenden doğan kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve aynî hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü, sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Kusurun varlığı ya da yokluğu, Devletin sorumluluğu için önem taşımaz. Sadece, Devletin memuruna rücûu halinde kusurun varlığı önemlidir. Kesinleşen bir mahkeme hükmünün infazı yasal zorunluluk olup tapu memurunun bu nedenle kusurundan söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, TMK"nın 1007. maddesinde düzenlenen resmî sicile güvenden doğan objektif (kusursuz) sorumluluk halinin, 818 sayılı Kanunun 41. m. (6098 sayılı Borçlar Kanununun 49. ve devamı maddesinde) düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, aynı Kanunun 72. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 66. maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulanma imkanı olmadığı gibi, TMK"nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için de, ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki (818 sayılı Kanunun 125. maddesi) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması İHS 1 nolu ek protokol ile koruma altına alınan mülkiyet hakkının korunmasında esas olup, iş bu davada zamanaşımı süresi dolmamıştır.
Kural olarak; 6098 sayılı Borçlar Kanununun 49. ve devamı maddesinde düzenlenen haksız fiilden kaynaklanan tazmini sorumluluk, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte doğar ve zamanaşımı süresi başlar. 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesinde düzenlenen objektif (kusursuz) sorumluluk halinin varlığının kabulünde; Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararların karşılanması amacını güden Devletin tazmini sorumluğu ise; mülkiyetin sona ermesi veya mülkten yararlanma hakkına açık ve kesin müdahale gerçekleştiği ve bu anlamda bir yerin kamu malı niteliğinde veya mera, yaylak, kışlak olması, kıyı kenar çizgisi içerisinde kumluk alanda kalması nedeniyle tapu kaydını iptal eden mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlar. Bu durumda, taşınmazın makul ve gerçek değerinin saptanmasında dava tarihi değil, mülkiyet hakkına müdahalenin gerçekleştiği ve zararın doğduğu tarih esas alınmalıdır.
Özel ve tüzel kişiler adına Medenî Kanunda öngörülen haklar kullanılmak suretiyle, mahkemece hükmen verilen ve kesinleşen ilâm yolu ile veya alım, satış, intikal, ferağ, hibe/bağış ve takas gibi yöntemlerle tapuya tescil edilen taşınmazların, tapu kayıtlarının hükmen veya tapuda yapılan geçersiz belgelere dayalı olarak yolsuz işlemler sonucu iptali nedeniyle Medenî Kanunun 1007. maddesinden kaynaklanan ...nin kusursuz sorumluluğuna dayalı olarak açılan tazminat istemli davalarda;
Öncelikle; çekişmeli taşınmazın tapudaki niteliği ile hali hazır eylemli ve hukukî niteliğinin saptanması gerekir. Öncelikli olarak yapılacak bu belirleme ile taşınmazın tazminata esas alınacak niteliğinin saptanmasında kullanılacak yöntemi açısından önemlidir.
Dava konusu taşınmaz tapu kaydında tarla niteliğindedir. Taşınmaz şehir imar planı kapsamında arsa niteliğinde/şehir imar planı dışında mücavir alanda veya dışında olmakla birlikte 11/03/1983 tarih ve 17984 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 17/7/1972 tarihli ve 1610 sayılı Kanunla değişik 12. maddesinin 3. fıkrasına göre 8/02/1983 tarihinde kararlaştırılan ve 01/01/1983 tarihi itibariyle geriye doğru sene başı esas alınarak yürürlüğe giren 83/6122 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde ve 17/04/1998 gün ve 1996/3 E. - 1998/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun Kararındaki ölçütlere göre; yol, su, elektrik, kanalizasyon, doğalgaz, temizlik/çöp gibi belediyenin altyapı hizmetlerinden yararlandığı gözetilerek arsa niteliğini kazanmış ve arsa niteliğinde olduğu kabul edilen taşınmazın, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11. maddesinde belirtilen yönteme göre; Taşınmazın, “a) Cins ve nevini, b) Yüzölçümünü. c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini, d) Varsa vergi beyanını, e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini, f) Arazilerde; taşınmaz mal veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini, g) Arsalarda; kamulaştırılma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini, h) Yapılarda; (…) (2) resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını, ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri, Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.” denildiğinden çekişmeli taşınmazın arsa kabul edilmesi halinde tapu kaydının iptaline ilişkin kararın kesinleşme tarihindeki en yakın emsal satışlar baz alınarak emsal karşılaştırması yöntemine göre değer biçilmesi, tarla veya ziraat arazisi olarak kabulü halinde de taşınmaz mal veya kaynağın el değiştirme tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirinin tesbiti ile doğacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek keşif ve uygulama yapılmadan, Türk Medenî Kanununa ve kökleşmiş Yargıtay içtihatlarına aykırı gerekçelerle yazılı olduğu şekilde davanın reddi yolunda hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
Bu nedenle, somut olayda; dava konusu taşınmaz tapu kaydında tarla niteliğinde olup, mülkiyetin el değiştirdiği tarih itibariyle 11/03/1983 tarih, 1983/6122 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 17/04/1998 tarih ve 1996/3 E. - 1998/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararındaki ölçütlere göre arsa niteliğinde ise ya da arsa niteliğini kazanmışsa, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre, mülkiyete müdahalenin gerçekleştiği tarihteki değerinin hesaplanması zorunludur.
Somut olayda, tapu kaydında tarla niteliğinde olan taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle mahkemece hükmen tapu kaydı iptal edildiğine göre; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11. maddesinde ve kanunun ilgili yönetmeliğinde belirtilen yönteme göre ve ayrıca 11/03/1983 tarih, 1983/6122 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 17/04/1998 tarih ve 1996/3 E. - 1998/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararındaki ölçütler çerçevesinde; kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması olgusunun taşınmaz değerine olan olumlu ya da olumsuz etkileri, taşınmazın arsa niteliği dışında, bu hukukî niteliği yönünden de ayrıca tartışılmalıdır.
Bu itibarla, taşınmazın öncelikle mülkiyetinin el değiştiği tarihte arsa mı yoksa tarım/ziraat arazisi mi olduğu öncelikle belirlendikten sonra, arsa olarak kabulü halinde, emsal satışların değerlendirme tarihi olan mülkiyetin el değiştirdiği ve hükmün kesinleştiği tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi, tarım/ziraat arazisi olarak kabulü halinde ise olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri üzerinden zirai gelir metoduna göre taşınmazın gerçek değerinin mülkiyetin el değiştiği tarihe göre belirlenmesi gerekir.
Bu nedenle, mahkemece yapılacak iş; işin esasına girilerek öncelikle taşınmazın mülkiyetin el değiştirildiği tarihte başka bir anlatımla tapu iptaline ilişkin kararın kesinleştiği tarihe göre şehir imar planı içerisine alınıp alınmadığının, mücavir alanda kalıp kalmadığının, mücavir alanda kalıyorsa belediyenin altyapı hizmetlerinden o tarihte yaralanıp yaralanmadığının Belediye Başkanlığı İmar Dairesinden sorulması, taraflara dava konusu taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve yakın tarihli satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde re"sen emsallerin araştırılması ve bunların kayıtlarının celbi yoluna gidilmesi ve fen elemanı ile inşaat, ziraat ve mülk bilirkişiden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile taşınmaz başında yeniden keşif ve inceleme yapılarak rapor alınması ve taşınmazın arsa niteliğinde kabulü halinde değerlendirme tarihi itibariyle dava konusu taşınmaz ile bilirkişi kurulunca emsal kabul edilecek taşınmazların, satışına ilişkin belgeler ilgili Tapu Müdürlüğünden, Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m2 değerleri de ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın emsal taşınmazlara göre eksik veya üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporu da denetlenerek, sonucuna göre hüküm kurulması, tarım/ziraat arazisi olarak kabulü halinde ise olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri üzerinden zirai gelir metoduna göre taşınmazın gerçek değerinin mülkiyete müdahalenin gerçekleştiği tarihe göre belirlenmesi ve buna göre davacının talebinin hüküm altına alınması gerekirken işin esasına hiç girilmeden yazılı olduğu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi, doğru bulunmamıştır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 14/03/2016 günü oy birliği ile karar verildi.