Davacı, davalı işveren nezdinde 01.09.1999-15.09.2003 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin Reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı ile davalılardan Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalı kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; davacı 1.9.1999-15.09.2003 tarihleri arasında davalı Bilkent Üniversitesinde master ve doktora öğrencisi sıfatı altında hizmet akti ile çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece istemin reddine ilişkin karar Dairemizce araştırmaya yönelik olarak bozulmuş, mahkeme bozma ilamındaki hususları araştırmaksızın davacı hakkındaki idare Mahkemesince verilmiş bir kararı gerekçe göstererek eski kararında direnmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca “bozma öncesi var olmayan İdare mahkemesi kararına dayanılarak kurulan hükmün, bozma çerçevesinde yapılan araştırma sonucu verilen yeni bir hüküm olduğundan” bahisle inceleme yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş, yapılan inceleme sonucunda mahkemece kurulan hüküm önceki kararımızdaki bir hizmetin sigortalı hizmet olarak değerlendirilebilmesi için çalışanın zaman ve bağımlılık unsurlarını gerçekleştirecek biçimde işverenin işyerinde çalışması gerektiği, 506 sayılı Yasanın 2.maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştıranların sigortalı sayılacağı Yasanın 6.maddesine göre, çalıştırılanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihte başlayacağı, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sigortalı olmak için hizmet akdinin yazılı yapılmasının gerekmediğine dikkat çekilerek, mahkemece hem tarafların göstereceği delillerin toplanması, hem de bu tür davaların niteliğine göre delillerin resen bilirkişi heyetinin görüşünün alınmasının uygun olabileceği belirtilerek, özellikle davacının öğrenci olduğu, taahhütname uyarınca akademik görevleri kabul ettiği ve taraflar arasında hizmet akdinin söz konusu olmadığının gerekçe gösterilmesinin doğru olmadığı ifade edilip araştırmanın gerekliliği üzerinde durularak önceki hususlara ilaveten, mahkemece öncelikle doktora öğrencisi ile araştırma görevlisinin görevlerinin ne olduğunun araştırılması, ikisinin görev alanlarının belirlenmesi, davalı işyerinden buna ilişkin yönetmelik ve diğer belgelerin getirtilmesi, özel üniversiteler dışındaki üniversitelerde taahhütname adı altında bu şekilde de bir uygulama olup olmadığı, yine bu yerlerdeki araştırma görevlilerinin sosyal güvenliklerinin ne şekilde sağlandığının araştırılması, özellikle çalışmanın niteliğini belirleme açısından gerek tarafların göstereceği gerekse mahkemece resen belirlenecek tanıkların ifadesine başvurulması gerektiği belirtilmiş, mahkemenin red kararına gerekçe gösterdiği
İdare Mahkemesi kararında, davacının öğrenci olduğunun özellikte ifade edildiği, ancak taahhütname imzalaması sebebiyle akademik görevleri üstlenmesi gerekçe gösterilerek öğrencilik statüsünün devamı olduğundan gözetmenlik görevi sırasındaki disiplinsiz hareketinden dolayı öğrenci disiplin yönetmeliğine göre verilen cezanın yönetmeliğe aykırı bulunmadığını belirterek bu karar ile davacının öğrenci statüsünün açıklığa kavuştuğunu ileri sürdüğü ancak davacının akademik bir görev olan gözetmenlik görevinin yerine getirildiğinin mahkeme kararı ile tespit edildiğini gözardı ettiği ve burada imzalanan taahhütname ileri sürülecekse bu defada 506 sayılı Yasa’nın 6.maddesinde açıkça gösterilen, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği bu yoldaki hiçbir sözleşmenin geçerli olmayacağı hükmün karşımıza çıkacağına işaret edilerek, davacının taahhütname ile akademik görevleri üstlenmesi, başka yerde ücret karşılığı çalışmasının tümüyle yasaklanması, yıllık iznin en fazla dört hafta olarak belirlenmesi, üniversitedeki tüm akademik faaliyetlere sürekli katılma şartının konulması ve özel sağlık sigortasının da sağlanması dikkate alınarak yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ayrıntılı araştırma yapılarak davacının 1.9.1999-15.9.2003 tarihleri arasındaki statüsünün belirlenmesi gerektiği gerekçeleriyle tekrar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan araştırma sonucunda mahkeme yazılı gerekçelerle davacı ile Rektörlük arasındaki ilişkinin hizmet akdi olmadığını belirterek istemin tekrar reddine karar vermiştir.
Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi B.K. 313. maddesinde belirlendiği üzere iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur iş ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa"nın öngördüğü hizmet sözleşmesi" bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içersinde, işveren emir ve gözetimi altında, iş görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir.Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur iş görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir. Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı iş akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi her durumda, zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetim altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir.Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır.
Sigortalılığın ikinci koşulu 506 sayılı Yasa"nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
Üçüncü koşul eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, birfiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin, nitelik ve kapsamına göre devamın sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
Yasanın 3. madddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasanın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir
Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücreten kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
Sigortalılık statüsünün oluşumu için herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Resmi veya yazılı bir sözleşme biçimi şart değildir. Asıl olan sigortalının çalışmaya başlama durumudur. Eylemli olarak gerçekleşen bu durum sonucu sigortalılık statüsü kendiliğinden oluşur.
Davacı yönünden sigortalılık koşullarını değerlendirdiğimizde, taraflar arasında zaman ve bağımlılık unsurlarının da oluştuğu hizmet akdine dayalı bir sözleşmenin bulunduğu, işin görüldüğü işyerinin mevcut olduğu, çalışmanın eylemli olduğu, çalışan kişinin Yasanın 3. maddesinde gösterilen kişilerden olmadığı, sigortalılığın oluşumu için şart koşul olmamakla birlikte ödemenin de bulunduğu, böylece sigortalılık şartlarının tümüyle oluştuğu, gerek taraflar arasında imzalanan taahhütnameden gerekse dosyadaki diğer delillerden ve tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Yalnızca taahhütnamedeki şartlar incelendiğinden dahi sigortalılığın tüm koşullarının mevcut olduğu bu duruma göre taahhütnamenin imza tarihi olan 3.9.2001 tarihinden davacının ilişiğinin kesildiği 10.09.2003 tarihine kadar olan ve doktora eğitimi adı altında gerçekleşen dönemde hizmet akdi ile çalışmanın varlığı açıktır, öte yandan 1.9.1999-3.9.2001 tarihleri arasındaki yüksek lisans(master) dönemine ilişkin taahhütname getirtilmemiş ise de dosyadaki belgelerden davacının bu süreçten geçerek doktora eğitimine devam ettiği ve taahhütnamenin master öğrencileri ile ilgili koşulları da içerdiği görülerek, tanık beyanları, taahhütname, yazılar ve belgelerden bu dönemde de hizmet akdi ile çalışmanın mevcut olduğu sonuç olarak 1.9.1999-10.9.2003 tarihleri arasındaki sürede, istemin kabülünün gerektiği açıktır.
Mahkemece; hizmet akdinin B.K. 313 maddesi açısından değerlendirildiği, yukarıda izah edildiği şeklide 506 sayılı Yasa yönünden irdelenmediği, hizmet akdinin unsurları ve sigortalılık koşulları göz ardı edilerek Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin kararı esas alınarak olayın üniversite öğreniminin devamı mahiyetinde ve zorunlu staj niteliğinde görüldüğü, somut olayda öğrenimin devamı niteliğinde bir zorunluluk söz konusu olmayıp iradeye bağlı olduğunun nazara alınmadığı, zorunluluğun ancak taahhütname imzalandıktan sonra kazanılan hakların kaybedilmemesine yönelik bulunduğu, davada uygulanma yeri bulunmayan 506 sayılı Yasa"nın 3/H maddesinin gerekçe bulunduğu, iki yıl yüksek lisans(master), dört yılda lisans üstü(doktora) eğitimi adı altındaki sigortalı olarak çalışmanın tüm koşullarının oluştuğu uzunca bir sürede, kişilerin hiç bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olmaksızın hizmet akdi ile çalışmasının Sosyal Güvenlik İlkeleri ile bağdaşmayacağı dikkate alınmadan sonuca gidildiği ortadadır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın yazılı gerekçelerle istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.