1. Hukuk Dairesi 2016/8455 E. , 2016/11060 K.
"İçtihat Metni"....
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi .. .. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Davacı, 827 ada 19 parsel sayılı ... ... ... icareli ahşap ev vasıflı taşınmazın 1/2 payının davacı idare adına,1/2 payının da iştiraken ...gi oğlu .. .. ve .... kızı ... ... adlarına kayıtlı olup uzun zamandır adı geçenlerden haber alınamaması nedeniyle Defterdarın kayyum olarak atandığını belirterek 5737 sayılı Kanunun 17. maddesi uyarınca gaiplik kararı verilmek suretiyle dava konusu taşınmazdaki .... oğlu ... ... ve ... kızı .... Vebodis adlarına kayıtlı ½ payın iptali ile vakfı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, vakıf şerhinin tek başına intikal için yeterli olmadığını,vakfın niteliğinin sahih olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı kayyum vekilince temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden çekişme konusu 827 ada 19 parsel sayılı ahşap ev vasıflı taşınmazın 19/08/1935 tarihli tesis kadastrosu sonucu ½ payının Yani kızı ... adına tescil edildiği, bu payın 05/03/1969 tarihinde veraseten iştirakli olarak kayıt malikleri olan .... oğlu ... ... ve ....kızı .... .... adlarına intikalen tescil edildiği, kalan ½ payın ... ... adına kayıtlı olduğu, .... 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2000/859 esas 2001/615 karar sayılı ilamı ile adı geçenlere Defterdarın kayyum olarak atandığı, davacının adı geçenlere kayyum atandığını ileri sürerek gaiplik ve taşınmazın .... Kanunu 17. maddesine göre vakfı adına tesciline karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır.
Dava; gaiplik ve 5737 sayılı Yasanın 17.maddesine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
./..
Bilindiği üzere; ..... Hukukumuzda, İcareteynli ve mukataalı vakıfların kuru mülkiyeti (rekabesi) vakfa, kullanma (tasarruf) hakkı ise mutasarrıfa ait bulunmakta, mutasarrıfın bu hakkı ölmesi üzerine mirasçılarına intikal etmekteydi. Mutasarrıfın mirasçısının bulunmaması halinde ise vakıf mal mahlulen vakfına dönmekteydi. Ne var ki, Medeni Kanunun kabulünden sonra aynı taşınmaz üzerinde kuru mülkiyet (rekabe) hakkı ile mirasçılara kalan, nesilden nesile geçen tasarruf hakkı gibi iki hakkın varlığı getirilen yeni mülkiyet kuralları ile bağdaşı görülmemiş, vaki vakıf hukukumuzu yeniden düzenleme, Medeni Kanunun kabul ettiği mülkiyet rejimine uyarlama zorunluluğu doğmuştur. Bu amaçla 2762 sayılı .... Yasası 5.6.l935 tarihinde kabul edilmiş, 13.6.1935 tarihinde yayınlanmış, 6 ay sonra 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kanun ile vakıf taşınmazların icareteyn ve mukataya bağlanması yasaklanmış, daha önce kurulmuş bu tür vakıfların tasfiyesi yoluna gidilmiştir. Söz konusu yasanın özellikle 27, 29 ve 30 maddelerinde özetle (.. mukataalı toprakların ve icareteynli taşınmazların mülkiyetinin yirmi misli bir taviz karşılığında mutasarrıfına geçirileceği on yıl içerisinde taviz vermek yoluyla icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edilmemiş olanların mülkiyetinin ise on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği ve vakfın hakkının ivaza dönüşeceği ) hükme bağlanmıştır. Görülen luzüm üzerine 13.6.1945 tarih 4755 sayılı Yasa ile bu süre 13.12.1955 tarihine kadar on yıl daha uzatılmıştır. Anılan bu vakıf yasalarının hükümlerine göre taviz bedeli ödendikten veya taviz bedeli ödenmese dahi öngörülen yirmi yıllık süre geçtikten sonra vakıf taşınmazların tam mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş, diğer bir söyleyişle vakıf taşınmaz özel mülk, mutasarrıf malik olmuştur. Mutasarrıf iken malik olan kişilerin mirasçı bırakmadan ölmeleri üzerine taşınmazları 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 501. (eski 448.Md.) maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla .... kalmıştır. Ancak, yasa koyucu öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına)dönmesini daha uygun görmüş,bazı ayrıcalıklar dışında, Hazineye intikal yolunu kapatmak istemiştir. İşte bu nedenle 22.9.1983 tarih 2888 sayılı Yasanın 2. maddesiyle 2762 sayılı yasanın 29. maddesini değiştirip ayrıca ikinci bir fıkra ekliyerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 501.maddesinin Hazinenin mirascı olacağı yönündeki genel hükmünden ayrılmış " mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yürürlük tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla .... intikal edipte bu husus tapu kaydına bağlanmış bulunanlar ayrık bırakılarak işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edeceği " kuralını getirmiştir. Yukarıda belirtilen yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 2888 sayılı Yasanın yürürlük tarihi 24.9.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazların Hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, daha önce .... üzerine oluşan tapu kayıtlarının iptal edilememesi içinde; taşınmazın önce mutasarrıfına geçip özel mülk haline gelmesi, mal sahibinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve 2888 sayılı Yasanın yürürlüğünden önce tapuda .... üzerine yazılması gibi üç koşulun gekçekleşmesi gerekmektedir. .... Yasasının tasfiye hükümlerinin işlemesinden önce vakıf malın kuru mülkiyetinin mutasarrıfa geçtiğinden, mutasarrıfın tam malik sıfatını kazandığından söz edilemez. Anılan Yasanın 29. maddesinde açıklanan koşullar gerçekleşmeden, mirasçı bırakmaksızın ölen kişi malik olamayacağı gibi tasarruf hakkı dahi sona ereceğinden taşınmazın mülkiyetinin .... geçtiği ileri sürülemez. Aynı şekilde mutasarrıfı kaçak ve yitik kişi durumuna düşen taşınmazların mülkiyetinin de metruken vakfına dönmesi asıl olup hiçbir surette Hazineye geçmesine yasal olanak yoktur.
Hemen belirtmek gerekir ki; bütün bu yasal düzenlemeleri içeren 2762 sayılı Vakıflar Kanunu 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Yasanın 80.maddesi ile iptal edilmiş ve yeni 5737 sayılı Yasanın 17.maddesi ile “ Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk ve mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle taşınmazların .... intikal yolunu kapatmış bulunmaktadır. Esasen, anılan bu hükmün kamu düzeniyle ilgili kazanılmış hakları bertaraf etmeyeceği tartışmasız olup, çekişmelerde bu hususun gözardı edilemeyeceği de kuşkusuzdur.
../...
Somut olaya gelince; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Şöyle ki; mahkemece eksikliğin tamamlanması suretiyle getirtilen nüfus kayıtlarından 10/05/2016 tarihli ... ve ....’dan olma İstanbul 01/07/1899 doğumlu .... .. isimli kişinin kaydının bulunduğu ve dosyadaki nüfus kayıtları ve diğer belgelere göre paydaşların kardeş olduğu anlaşıldığına göre diğer paydaş ... kızı ... ....’in de nüfus kaydının bulunması ihtimal dahilindedir. Bu belgelerdeki verilerden yararlanmak suretiyle nüfus kayıtlarının temini ile dava konusu taşınmazın ½ maliki paydaşların mirasçısı bulunup bulunmadığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
Davalının temyiz itirazı açıklanan yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
...
....