Davacı, 6.12.1979-20.4.1982 ve 31.12.1984-9.6.1998 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava, davacının 06.12.1979-20.04.1982 ve 31.12.1984-09.06.1998 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, Bağ-Kur’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının , 28.04.1983 tarihinde kuruma verilen giriş bildirgesine istinaden, 20.04.1982 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, vergi kaydının sona erdiği tarih olan 31.12.1984 tarihi itibariyle terkinin verildiği, diğer bir anlatımla Kurumun, davacıyı 20.04.1982-31.12.1984 tarihleri arasında sigortalı saydığı ve davacının 26.02.1992 tarihinden itibaren prim ödemeleri bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacının 06.12.1979-31.12.1984 tarihleri arasında vergi kaydı ve davalı Kurumca usulsüz olduğu saptandığı için geçerli sayılmayan 25.12.1981 tarihinde başlayan oda kaydının bulunduğu; Malkara Asliye (İş) Mahkemesi’nin 1998/413 Esas ve 1999/182 Karar sayılı dosyasında anılan oda kaydının kendisine ait olduğunun tespiti için dava açtığı, davanın kabul edildiği ve temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacının, 20.04.1982-30.11.1993 tarihleri arasındaki dönem için primlerinin, 1996 yılında icra takibiyle tahsil edildiği ve 1992 yılında 2 defa, 1996 yılında 13 defa ve 1997 yılında 3 defa prim ödemesinin bulunduğu, ancak mahkemece, davacının uyuşmazlık konusu diğer dönemlere ilişkin prim borçlarını ödeyip ödemediği, ödemiş ise, hangi tarihte ödediği hususları araştırılmamıştır.
Davalı Kurum’un geçmişe yönelik (uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmesi ve uzun süre bu primleri kullanması ve daha sonra davacının sigortalılığını iptaletmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. Bağ-Kur’un bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması sonucu, primleri tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve E: 1997/10-578, K: 1997/758; 24.09.2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Yapılacak iş, primleri icra takibi ile tahsil edilen dönem yönünden davacının oda kaydı usulsüz sayılsa bile davanın kabulüne karar vermek, uyuşmazlık konusu diğer dönemler (06.12.1979-20.04.1982 ve 1.12.1993-09.06.1998) için ise davacı tarafından 06.03.1992 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 1992 yılında çıkarılan 3780 sayılı af yasası kapsamında prim ödenip ödenmediği, ödenmişse ödenen primlerin uyuşmazlık konusu diğer dönemleri kapsayıp kapsamadığının kurumdan sorularak, gerektiğinde, aktüerya uzmanı bilirkişiden bu hususta rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılmak, daha açık bir anlatımla, eğer davalı kurum geçmişe yönelik (primleri icra takibi ile tahsil edilmemiş olan uyuşmazlık konusu 06.12.1979-20.04.1982 ve 1.12.1993-09.06.1998 dönemi de kapsar şekilde) prim tahsil etmiş ve uzun süre bu primleri kullanmış ise, daha sonra davacının sigortalılığının iptal edilmesi Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağından, davanın kabulüne; geçmişe yönelik prim tahsil edilmediği, edilmiş olsa dahi kurum tarafından uzun süre bu primlerin kullanılmadığının saptanması halinde ise primleri icra takibi ile tahsil edilmeyen dönemler yönünden şimdiki gibi davanın reddine karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.05.2008 gününde oy birliği ile karar verildi.