
Esas No: 2016/790
Karar No: 2017/214
Karar Tarihi: 04.04.2017
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/790 Esas 2017/214 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 18.12.2012
Sayısı : 46-305
Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçundan TCK"nun 220/2-3, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.05.2007 gün ve 227-123 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.03.2010 gün ve 10849-4719 sayı ile; "...Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesindeki koşulların varlığı halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması zorunluluğu..." nedeninden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan yerel mahkemece 18.12.2012 gün ve 46-305 sayı ile; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ..."nun TCK"nun 220/2-3, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiş, bu hükümlerin de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 17.09.2015 gün ve 6373-21654 sayı ile; "düzeltilerek onanmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.02.2016 gün ve 29811 sayı ile;
"...Sanık ... liderliğinde kurulan örgüt çatısı altında, diğer sanıklar ..., ..., ..., ... ve ..."nun bir araya gelip, kendilerine ve başkalarına haksız çıkar sağlamak için tehdit, baskı, cebir ve şiddet uygulamak suretiyle, yıldırma ve sindirme gücünü kullanarak, sürekli olarak, önceden sayı ve niteliği belirsiz suçları işlemek amacıyla, işbirliği ve eylemli paylaşım anlayışı içinde hareket etmek suretiyle amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları; bu kapsamda, sanık ... liderliğinde kurdukları sözde mahkemeye getirdikleri mağdurlara baskı uygulayıp, örgüt gücünü kullanarak sindirmek suretiyle istediklerini yaptırmaya çalıştıkları, örgüte yapılan operasyon kapsamında yakalanan örgüt üyeleri ve evlerinde, ruhsatlı ve ruhsatsız tabancalar, av tüfekleri ve mermiler ele geçirildiği ve bu şekli ile örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı, araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olduğu, mağdur ve tanık anlatımları ile sabittir. Sanıkların mensubu olduğu çıkar amaçlı suç örgütüne, müşteki ..."ya yönelik işledikleri iddia olunan 29.01.2005 günlü eylemden hemen sonra operasyon düzenlenmiş ve tüm sanıklar 30.01.2005 günü gözaltına alınmıştır. Sanıklardan ... 03.02.2005 günü salıverilmiş, diğer sanıklar ise aynı tarihte tutuklanmışlardır. Tutuklanan sanıklardan ...,....ve ... 04.10.2005, diğer sanık ... ise 22.12.2005 günü tahliye edilmiştir. Sanıkların sabıka kayıtlarına ve UYAP kayıtlarına göre gözaltı tarihlerinden sonra örgüt üyeliklerinin devam ettiğine delalet edecek şekilde örgüt faaliyeti çerçevesinde işledikleri bir suça rastlanmamıştır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.03.2010 gün ve 2007/10849 Esas, 2010/4719 Karar sayılı kararında sanıkların ... liderliğinde bir araya gelip, kendilerine ve başkalarına haksız çıkar sağlamak için tehdit, baskı, cebir ve şiddet uygulamak suretiyle, yıldırma ve sindirme gücünü kullanarak, sürekli olarak, önceden sayı ve niteliği belirsiz suçları işlemek amacıyla, işbirliği ve eylemli paylaşım anlayışı içinde hareket ettikleri kabul edilmiştir. Eylem tarif edilen bu hali ile çıkar amaçlı suç örgütü üyeliğinin karşılığını oluşturan 4422 sayılı Yasanın 1. maddesi ve 5237 sayılı TCK"nun 220/2-3. maddeleri kapsamında kalmaktadır. Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık suç tarihinin ne olacağına ilişkindir. Sanıkların yakalanarak gözaltına alındığı ve bu şekilde üzerlerine atılı eylemin fiilen kesintiye uğradığı tarih olan 30.01.2005 gününün suç tarihi olarak kabul edilmesi halinde eylem 4422 sayılı Yasanın 1/1. maddesi kapsamında kalacağı, eyleme öngörülen cezanın iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası olacağı, 5237 sayılı TCK"nun 66/3 maddesine paralel bir düzenleme 765 sayılı TCK"da yer almadığından örgütün silahlı olması nedeniyle 4422 sayılı Yasanın 1/2. maddesi gereğince yapılacak uygulamanın da zamanaşımını uzatmayacağı gözetildiğinde suçun 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince 7 yıl 6 aylık kesintili zamanaşımı süresine tabi olacağı anlaşılmıştır.
Yerel mahkeme ve Yüksek Dairenin uygulamasından, suç tarihinin sanıklar hakkındaki iddianamenin düzenlendiği ve hukuki kesintinin oluştuğu tarih olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Örgüt üyeliğinin temadi eden niteliği konusunda tereddüt yoktur. Sanıkların gözaltına alınıp salıverildikten veya tutuklandıktan sonra iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar veya bu tarihi de aşan sürelerle bir araya gelme ve örgüt oluşturma amaçlarına uygun olarak faaliyette bulunduklarının tespiti halinde suç tarihinin hukuki kesinti tarihi olarak kabul edilmesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Genellikle siyasi ve ideolojik amaçlarını gerçekleştirmek üzere kurulan suç örgütlerine mensup kişilerin durumları bu hale örnektir. Bu kişiler yakalanıp tutuklandıktan sonra da genellikle örgütle olan bağlarının ve buna bağlı olarak eylemlerini devam ettirmektedir. Ancak somut olayda olduğu gibi, örgüt lideri ve üyelerinin tamamının yakalanarak gözaltına alındığı, büyük bir kısmının tutuklanarak cezaevine konulduğu, ellerindeki silahlara el konulduğu ve böylece ellerindeki araç gereç ve insan gücü bakımından, amaçladıkları suçları işleme kapasitelerinin gözaltı tarihi ile birlikte ortadan kalktığı ve bu amaç doğrultusunda başkaca bir suç işlemedikleri, örgütün varlığının ortadan kalktığı durumlarda suç tarihinin iddianame tarihi olarak kabulünün, suç tarihinin belirlenmesinin Cumhuriyet savcısının sübjektif olarak insiyatifine bırakılması sonucunu doğuracağı ve sanıklar aleyhine mevcut dosyada olduğu gibi aleyhe bir sonuç doğuracağı anlaşılmaktadır. Örgüt suçları gibi temadi eden suçlarda suçun mutlak manada hukuki kesintinin oluştuğu tarihte değil fakat olaya bağlı olarak fiili kesinti tarihinde de oluşabileceği ve somut olayda da fiili kesinti tarihi olan 30.01.2005 tarihinin esas alınması gerektiği, bu tarih esas alındığında ise, inceleme tarihi itibariyle, atılı suç yönünden 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2 maddeleri gereğince 7 yıl 6 aylık kesintili zamanaşımı süresinin dolduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince, 07.04.2016 gün ve 2243-4707 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilen sanıklar hakkında suç tarihinin belirlenmesi ile dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
30.01.2005 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 29.07.2005 tarihinde düzenlenen iddianame ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece; sanıklar ..., ... hakkında, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanmak suretiyle tehdit ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından; sanık ... hakkında, 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan; sanık ... hakkında, hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla ve var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanmak suretiyle yağma ve var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanmak suretiyle tehdit suçlarından; sanık ... hakkında, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanmak suretiyle yağma suçundan verilen beraat hükümlerinin temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
Sanık ... hakkında; 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2. maddeleri ile 5271 sayılı CMK"nun 223. maddesi gereğince gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle Özel Dairece düşürülmesine karar verildiği,
Adli sicil kayıtları ve UYAP"ta yapılan sorgulamaya göre; yakalama tarihinden sonra sanıklar hakkında incelemeye konu dosya ile bağlantılı başka bir kaydın yer almadığı ve örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suç işlediklerinin tespit edilemediği,
Anlaşılmaktadır.
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun "Çıkar amaçlı suç örgütü" başlıklı 1. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları;
“Doğrudan veya dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak, seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak (...) suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar; örgüte üye olanlara iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Örgüt silahlı ise, yukarıda yazılı hallerde verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır..." şeklinde düzenlenmişken;
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK"nun “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde;
“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır..." hükmüne yer verilmiştir.
Örgüte üye olma süresince kesintisiz devam etmesinden dolayı, mütemadi suç vasfı taşıyan suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunda, temadinin kesilmesinin ve buna bağlı olarak suçun işlendiği zaman diliminin belirlenmesi maddi ve usul hukuku bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Buna göre; örgüt üyesi failin, örgütün hiyerarşik yapısına bağlılığı sona erdiği anda temadi kesilmekte, örgütün hiyerarşik yapısına bağlılık ise kural olarak yakalanma ile sona ermektedir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 9. Bası, Seçkin, Ankara 2017, s. 22) Nitekim Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, failin örgütten ihracı veya ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere yakalanma ile temadi kesilmektedir.
Öte yandan, TCK"nun "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesinin altıncı fıkrasında; mütemadi suçlarda zamanaşımı süresinin, kesintinin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. Bu aşamada, 4422 sayılı Kanunda düzenlenen çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma suçu ile 5237 sayılı Kanununda tanzim edilen suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunda, dava zamanaşımı süresinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
4422 sayılı Kanunun 1. maddesinin birinci fıkrasında örgüt adına faaliyette bulunan örgüt üyelerinin örgüt kurucusu ve yöneticisi ile bir tutularak 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları öngörülmüş, örgüt adına faaliyette bulunmayan örgüt üyelerinin ise 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları kabul edilmiş, aynı Kanunun ikinci fıkrasında ise, örgütün silahlı olması durumunda verilecek cezanın üçte birden yarıya kadar artırılacağı düzenlenmiştir. Ceza miktarı dikkate alındığında örgüt adına faaliyette bulunan suç örgütü üyeleri bakımından 765 sayılı TCK’nun 102/3 ve 104/2. maddeleri gereğince asli dava zamanaşımı süresi 10 yıl, kesintili dava zamanaşımı süresi ise 15 yıl, suç örgütü üyesi olup da örgüt adına herhangi bir faaliyeti bulunmayan örgüt üyeleri yönünden ise 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca asli dava zamanaşımı süresi 5 yıl, kesintili dava zamanaşımı süresi ise 7 yıl 6 ay"dır.
Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanununda ise örgüt üyeleri arasında böyle bir ayırım yapılmadan 220/2. maddesinde 1 yıldan 3 yıla hapis cezası ile cezalandırılacakları, 220/3. maddesine göre de verilecek cezanın dörtte birinden yarısına kadar artırılacağı öngörülmüş olup bu ceza miktarına göre de dava zamanaşımı süresi 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e, 66/3, 67/4. maddeleri gereğince asli 8, kesintili 12 yıldır.
Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 gün ve 655-1823 sayılı kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, re’sen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Yine Ceza Genel Kurulunun 26.04.2011 gün ve 245-72, 10.03.2009 gün ve 25-58 ile 29.04.2008 gün ve 79-90 sayılı kararlarında da açıklandığı gibi; dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle sanıklara ceza verilebilme imkanının büsbütün ortadan kalktığı bir durumda, daha ağır yaptırımlar içerdiği ve daha uzun zamanaşımı öngördüğü açıkça belli olan suç nitelendirmesine yönelmek ve sanıklar yönünden lehe sonuç veren kanundan uzaklaşmak mümkün değildir.
Görüldüğü gibi, lehe kanun değerlendirilmesinde karşılaştırmaya konu olan kanunlardan biri uygulandığında dava zamanaşımının gerçekleştiği sonucuna ulaşılıyor ise, artık sanıklar yönünden en lehe uygulama belirlenmiş olduğundan, bu aşamadan sonra lehe kanun araştırmasına veya diğer kanun yönünden suç nitelendirilmesine yönelmek doğru bir uygulama olmayacaktır. Bu nedenle, karşılaştırmaya tâbi kanunlardan biri yönünden dava zamanaşımının gerçekleştiği kesin olarak belirlendiğinde kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.06.2015 gün ve 682-264 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanıkların örgüt faaliyeti kapsamında bir eylemlerinin olmadığı anlaşılmaktadır.
Yakalama tarihinden sonra örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suç işledikleri tespit edilmeyen sanıklara atılı bulunan ve mütemadi suç vasfını haiz olan suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçunda, yakalanma tarihi olan 30.01.2005 tarihinde temadi kesilmiştir. Bu bakımdan suç tarihinin 30.01.2005 tarihi olarak kabulü gerekmektedir.
Buna göre; örgüt faaliyeti kapsamında bir suç ve eylemi bulunmayan sanıkların 30.01.2005 tarihli eylemi 4422 sayılı Kanunun 1. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ve ikinci fıkrası kapsamında kalıp, daha ağır cezayı gerektiren başka suçları oluşturma ihtimali bulunmadığından 765 sayılı TCK"nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımı Özel Daire inceleme tarihinden önce 30.07.2012 tarihinde dolmuş bulunmaktadır. Bu nedenle, 765 sayılı TCK gereği dava zamanaşımının gerçekleştiği kesin olarak belirlendiğinden kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 17.09.2015 gün ve 6373-21654 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.12.2012 gün ve 46-305 sayılı hükmünün, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçundan gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkındaki kamu davalarının 765 sayılı TCK’nun 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca AYRI AYRI DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.