
Esas No: 2016/933
Karar No: 2017/217
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/933 Esas 2017/217 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 24.12.2013
Sayısı : 540-1023
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."in TCK"nun 85/1, 62 ve 51. maddeleri gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin Bakırköy 25. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.04.2011 gün ve 120-295 sayılı hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.06.2013 gün ve 30982-16943 sayı ile;
"...Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir, ancak;
Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1 ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, sevk ve idaresindeki kamyoneti ile, yerleşim yeri sınırları içinde geri geri manevra yaptığı sırada, kaplamada bulunan yayaya çarparak ölümüne neden olan sanığın asli kusurlu olduğunun teknik verilere dayalı olarak mahkemece de kabul edildiği somut olayda, sanığın taksirinin yoğunluğu gözetilerek, alt sınır aşılarak hak ve nasafete uygun bir ceza yerine alt sınırdan ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 24.12.2013 gün ve 540-1023 sayı ile sanık ..."in taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK"nun 85/1 ve 62. maddeleri gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 02.09.2015 gün ve 21461-12525 sayı ile "Sanığın saat 16.00 sıralarında idaresindeki kapalı kasa kamyonet ile çift yönlü, 4.6 metre genişliğindeki sokak üzerinde geri manevra yaptığı sırada, 2006 doğumlu yaya ...’a çarparak ölümüne neden olduğu olayın yargılaması sonunda, tam kusurlu sanık hakkında TCK"nın 85/1. maddesi gereğince 5 yıl temel ceza tayininde bir isabetsizlik görülmemiştir" açıklaması ile gerekçe ve hüküm fıkrasındaki "ve kastın yoğunluğu" ibaresinin çıkarılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.03.2016 gün ve 407999 sayı ile;
"Olay tarihinde sanığın kullandığı tüp dağıtım kamyonetiyle olayın meydana geldiği çift yönlü, 4.6 metre genişliğindeki sokak üzerinde geri manevra yaptığı sırada, 2006 doğumlu yaya ...’a çarparak ölümüne neden olduğu, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 16.12.2010 tarih ve 7930 sayılı raporunda sanığa 5/8 oranında, olaya müdrik yaşta olmayan ölene ise 3/8 oranında kusur izafe edildiği, söz konusu raporda sanığın aracın arkasında gözcü bulundurmadığının ve arka tarafın sanık tarafından gereği gibi kontrol edilmeden aracın hareket ettirildiğinin belirtilerek bu kusurlu eylemlere istinaden somut olaydaki kusur oranının belirlendiği, dosyanın tüm safahatında henüz 3-4 yaşlarında olan müteveffayı araç trafiğinin mevcut olduğu yola oynaması için kontrolsüz şekilde bırakan ebeveynlerinin kusurları bakımından bir değerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan sanık tüp dağıtım işçisi olarak kendisine verilen imkânlar dahilinde görevini icra etmekte olup bu görevi yaparken yanında gözcü bir personel bulundurması ya da geri görüş kamerası sistemi bulunan bir araçla işini yapması kendi inisiyatifinde olan bir husus değildir. Diğer yandan sanık aracı hareket ettirmeden önce arkasını kontrol ettiğini beyan etmiş, bu savunmanın aksi dosyaya yansımamıştır. Kısacısı somut olayda sanığın kusurlu hareketi bulunsa da olayın meydana geliş özellikleri göz önüne alındığında sanığa alt sınırdan bu ölçüde uzaklaşılarak ceza verilmesi isabetli değildir.
Diğer yandan TCK"nun 50/4 ve 50/1-a maddesine göre, taksirli suçlarda verilen hapis cezasının bilinçli taksir halleri hariç olmak üzere uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkün olup bu uygulamanın "suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre" belirlenmesi gerekmektedir. Bu bakımdan durumu irdelemek gerekirse, sanığın olayın akabinde yaralı çocuğu hemen aracına alarak hastaneye götürüp ardından da karakola teslim olması, sanığın incelenen adli sicil belgesine göre sabıkasız olup duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz bir kişilik özelliğinin bulunmaması hatta bu nedenlere dayanılarak sanık hakkında TCK"nun 62. maddesinin uygulanması karşısında; sanık hakkında takdir ve tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetli değildir. Üstelik yerel mahkeme anılan yasa hükmünün uygulanmasına yer olmadığına karar verirken "kastın yoğunluğu" şeklinde taksirli suçlarda uygulanma olanağı bulunmayan bir gerekçeye dayanmıştır. Yüksek Yargıtay 12. Ceza Dairesi bazı kararlarında duruşmalara düzenli olarak katılan, memur olan, sabıkası bulunmayan sanıkların asli kusurlu olduğu durumlarda dahi TCK"nun 50/4 yollamasıyla 50/1-a maddesinin uygulanmamasını bozma nedeni yaparken somut olayda sanık hakkındaki hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesini isabetli bulması adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 12.04.2016 gün ve 3298-6130 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;
1- TCK’nun 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık hakkında temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı,
2- Sanık hakkında TCK"nun 50. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı,
Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, olay tarihinde gündüz vakti, meskun mahaldeki 4.60 metre genişliğinde, asfalt kaplama ve iki yönlü yolda kapalı kasa kamyonet ile geri manevra yaparken çarptığı 4 yaşındaki yaya ..."un kaldırıldığı hastanede öldüğü,
Keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporuna göre; sanığın geri manevra sırasında gözcü bulundurmadığı, trafik kurallarını uygulamak bakımından yeterli irade olgunluğuna erişmediğini bildiği çocukların her an kontrolsüzce aracın arkasına gelebileceklerini düşünmediği, tehlikeyi yeterince dikkate almayarak "manevraları düzenleyen genel şartlara uymama” kuralını ihlal ettiği olayda asli ve tamamen kusurlu olduğu, 4 yaşındaki ölenin yaşı nedeniyle araçların ileri veya geri manevraları konusunda öngörülerde bulunamamasının kazanın oluşumunda ve sonuçlanmasında etkisinin olmadığı,
Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporuna göre ise; sanığın sevk ve idaresindeki kamyonet ile olay mahallinde durakladığı yerden geri manevra teşebbüsüne geçmeden evvel, mahallin meskun olduğunu dikkate alarak her an bir yayanın aracın arkasında bulunabileceğini öngörerek aracın arka tarafını gerektiği şekilde kontrol etmediği, arka tarafta gözcü bulundurmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı seyri ile olayın meydana gelmesinde asli derecede kusurlu olduğu, ölen yayanın ise geri manevra yaparak üzerine gelen vasıtadan kendini koruyamadığı, aracın hareket alanı dahilinde bulunarak can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü davranış faktörleri nedeniyle olayın meydana gelmesinde tali derecede kusurlu olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; evinde iken, oğlunun dışarıda olduğunu, gürültü üzerine dışarı baktığını, çarpma anını görmediğini, sanıkla birlikte çocuğunu kendi isteği üzerine özel hastaneye götürdüklerini,
Katılan ...; olayı görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Tanık Mehmet Şahbudak; evde iken gürültü duyduğunu, dışarı çıktığında sokak ortasında komşusunun 4 yaşındaki oğlunu yaralı vaziyette gördüğünü, sanığın çocuğu yerden kaldırmaya çalıştığını, yanlarına giderek çocuğu kucağına alıp sanığın aracı ile hastaneye gittiklerini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... kollukta; seyir halinde iken olay yerine geldiğinde İSKİ görevlilerinin vidanjörle kanaldan su çektiklerini gördüğünü, görevlilerin aracın geçemeyeceğini söylemeleri üzerine aynaları kontrol ederek geri geri gelirken bir bağırma sesi duyduğunu, aracını durdurup indiğini, aracın arka alt kısmında çocuğun yattığını gördüğünü, annesi gelince aracı ile çocuğu hastaneye götürdüğünü, tedavisinin yapılması için beklerken, tanımadığı bir kişinin "oğlum sen burada durma, seni parçalarlar" dediğini, bunun üzerine polis merkezine gittiğini, mahkemede benzer anlatımlarına ek olarak; araca binerken kapıyı açtığı anda arkaya baktığını, ancak gidip arkayı kontrol etmediğini, aracı durdurmadan önce de çocukların kapı önünde oynadıklarını gördüğünü savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
1- TCK’nun 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık hakkında temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı;
Yerel mahkemece, sanık hakkında temel cezanın belirlenmesi sırasında gerekçe olarak; “Suçun işlenmesindeki özellikler ve işleniş şekli, sanığın şahsi ve sosyal durumu ile olayın oluş şekli itibarıyla tamamen asli kusurlu olduğu ve bu kusur durumuna göre sanıktaki taksirin yoğunluğu, teknik verilere göre asli kusurlu olunan olayda hak ve nasafet kuralları da göz önünde bulundurularak ve taksirin yoğunluğu” hususlarının gösterildiği anlaşılmaktadır.
Taksirle öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nun 85. maddesinin 1. fıkrasında; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş, aynı kanunun “taksiri” düzenleyen 22. maddesinin 4. fıkrasında; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK’nun “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddesinin 1. fıkrası; “Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler”, aynı maddenin 10. fıkrası ise, “Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir” şeklindedir.
Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCK’nun 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı kanunun 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nun 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.
Ancak, TCK’nun 61/1. maddesindeki bu ölçütler genel nitelikli olup her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Bu açıdan taksirli suçlarda ancak kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 61/1. maddenin (b) bendinde yer alan "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendinde yer alan "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütleri uygulanamayacaktır.
Tüm bu kanuni düzenlemeler karşısında taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında "suçun işleniş biçimi", "suçun işlendiği zaman ve yer", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan 5237 sayılı TCK’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.
Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan herhalde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK"nun 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın, olay tarihinde gündüz vakti, meskun mahaldeki 4.60 metre genişliğinde, asfalt kaplama ve iki yönlü yolda kapalı kasa kamyonet ile geri manevra yaparken çarptığı 4 yaşındaki yaya ..."un kaldırıldığı hastanede öldüğü olayda; sanığın asli, ölenin ise tali derecede kusurlu olduklarının anlaşılması karşısında, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan dolayı sanık hakkında temel cezanın, TCK"nun 22/4 ve 61/1. maddelerindeki ölçütler ile aynı Kanunun 3. maddesinde yer alan "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilip alt hadden biraz daha uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, üst hadde yakın olacak şekilde 5 yıl olarak tayin edilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkemece sanık hakkında temel cezanın, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden biraz daha uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken, üst hadde yakın olacak şekilde fazla tayini isabetsiz olduğundan, bu konudaki itirazın kabulüne karar verilmelidir.
Bu uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Sanık hakkında TCK"nun 50. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı;
B sınıfı sürücü belgesine sahip sanığın şoförlük yaparak geçimini sağladığı, suç tarihi itibarıyla aylık gelirinin 800 Lira olduğu, olay nedeniyle 1 ay 8 gün tutuklu kaldığı,
Yerel mahkemece sanık hakkında belirlenen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesi sırasında gerekçe olarak; “Sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın taksirli suç olup olayın oluş şekli ve kastın yoğunluğu ile asli kusurlu olan sanığın kusur durumu” hususlarının gösterildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK"nun "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir".
Aynı maddenin 4. fıkrasındaki; "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz" şeklindeki düzenleme uyarınca taksirli suçlarda diğer şartların da varlığı halinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.
5237 sayılı TCK"nun 50. maddesinin gerekçesinde, “...Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevre, psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından bir zorunluluk göstermeyebilir...” denilmek suretiyle şartların oluşması halinde hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek seçenek yaptırımlara hükmedilebileceği açıklanmıştır. Kanun koyucu taksirli suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş, sanık lehine hareketle şartların oluşması halinde ceza uzun süreli de olsa paraya çevrilebileceğini kabul etmiştir.
Ayrıntıları 07.06.1976 gün ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur.
Kanun koyucu cezaların kişiselleştirilmesi kapsamında hâkime TCK"nun 50. maddesinde yer alan şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Hâkimin, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK"nun 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırımlara çevrilmesi ya da çevrilmemesi konusundaki dayandığı gerekçenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli olması gerekir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığı ve suçun işlenmesindeki özellikler dikkate alınarak hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilmeyeceğine karar verilmesi gerekirken; yerel mahkemece "kastın yoğunluğu" şeklindeki kanuna aykırı ve yetersiz gerekçe ile sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık yönünden de kabulüne, yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden adli para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Bu uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak da çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç olarak; her iki uyuşmazlık yönünden itirazın kabulüne, Özel Daire düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında temel cezanın 5 yıl olarak belirlemesi suretiyle fazla ceza tayin edilmesi ve hükmedilen hapis cezasının yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden adli para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 02.09.2015 tarih ve 21461-12525 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Bakırköy 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve 540-1023 sayılı hükmünün;
a- Sanık hakkında temel cezanın, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden biraz daha uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken, üst hadde yakın olacak şekilde fazla tayini,
b- Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden adli para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,
4- Yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece düzeltilerek onanması üzerine sanık hakkındaki hükmün kesinleştirilerek infaz için Cumhuriyet savcılığına gönderilmesi nedeniyle, sanığın cezasının infazına başlanılmış olması halinde İNFAZIN DURDURULMASINA, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.