(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2020/1807 E. , 2020/6200 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 2001-2014 yılları arasında kesintisiz çalıştığını, sözleşmenin emeklilik sebebiyle sona erdiğini, davacıya ödenen kıdem tazminatının eksik olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının 09.10.2003 - 14.10.2007 tarihleri arasında işçi, 15.10.2007-14.08.2011 tarihleri arasında sözleşmeli işçi; 15.08.2011-01.08.2014 tarihleri arasında ise memur olarak çalıştığını; davacının 15.11.2007-14.08.2011 tarihleri arasında 5510 sayılı Yasa"nın 4-a maddesine göre 3 yıl 9 ay çalışması ile 08.2011-01.08.2014 tarihleri arasında 5510 sayılı Yasa"nın 4-c maddesine göre 2 yıl 11 ay 16 gün çalışması toplanarak 6 yıl 8 ay |6 günlük çalışmasına karşılık 9.319,93 TL ikramiye ödemesi yapıldığını, davacı işçi olmadığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, önceki döneme ilişkin olarak ise davacının alt işverenler bünyesinde hizmet alım sözleşmesine göre çalıştığını beyan ederek davanın reddi gerektiğini savunmuştur
Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, yasal süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Mahkemece verilen karar Dairemizce, “...Uyuşmazlık, davacının 15.10.2007 tarihi öncesinde işçi olarak çalıştığını iddia ettiği döneme ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davacının 09.04.2001-14.10.2007 tarihleri arasında davalı Üniversite bünyesinde değişen alt işverenlerin işçisi olarak çalıştığı, davalı Üniversitenin asıl işveren sıfatı ile söz konusu döneme ilişkin alacaklardan sorumlu olduğu gerekçesi ile anılan döneme ilişkin kıdem tazminatı alacağı hüküm altına alınmıştır. Ne var ki, dosya kapsamında bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davacının 07.10.2003 tarihine kadar ihbar olunan şirketlerin işçisi, 07.10.2003 tarihinden sonra ise (eski adı ile) Zonguldak Karaelmas Üniversitesi işçisi olarak çalıştığı anlaşılmakta olup, anılan dönemin tamamı yönünden asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edilemeyeceği açıktır. Ayrıca davacı taraf; davalı işyerinde işçi statüsünde çalışmakta iken aynı kurum bünyesinde bu kez memuriyet kadrosuna atandığını, 2014 yılında emekli olması sonrasında Emekli Sandığı bünyesinde çalıştığı dönem bakımından kendisine tazminat ödendiğini, ancak önceki çalışması bakımından herhangi bir ödeme yapılmadığını ifade ederek, bu dönem için kıdem tazminatı isteminde bulunmaktadır. Davalı Üniversite ise, davacının 15.10.2007 tarihinden sonra 4-b kapsamında sözleşmeli işçi, 15.08.2011 tarihinden sonra da 4-c kapsamında memur olarak çalıştığını, bu sürelere ilişkin ikramiye alacağının ödendiğini, işçilikte geçen süreye ilişkin kıdem tazminatına hak kazanmadığını savunmuştur. Mahkemece davalının bu savunmasına yönelik herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmaksızın yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda kıdem tazminatına hükmedilmesi hatalıdır.
Dosya kapsamından; davacının işçilikten sözleşmeli işçiliğe ve memuriyete geçişinin hangi yasal düzenleme kapsamında ve ne şekilde gerçekleştiği anlaşılamamaktadır. Davacının statü değişikliğinin zorunlu olup olmadığı, davacının memuriyete geçiş aşamasında sınav, mülakat gibi bir işleme tabi tutulup tutulmadığı, davacıya önceki işinde çalışmaya devam etme yönünde bir seçenek sunulup sunulmadığı, davacının memuriyet kadrosuna geçiş yapmasının ardından işçi olarak çalıştığı konumda çalışmaya devam eden kişiler olup olmadığı hakkında herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Buna göre öncelikle, belirtilen yönlerden gerekli araştırma yapılarak, statü değişikliğinin hangi yasal düzenleme doğrultusunda gerçekleştirildiği de belirlenmek suretiyle dosya kapsamındaki tüm deliller bir arada yeniden değerlendirilmeli, davacıya istisnai memuriyet kadrosuna geçmemesi halinde 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi mevcut iş ilişkisinin devam edeceği güvencesinin verilmediğinin, bir diğer ifade ile davacının isteği dışında zorunlu olarak memuriyete geçtiğinin anlaşılması halinde anılan döneme ilişkin kıdem tazminatı isteminin kabulüne, aksi takdirde statü değişikliğinin davacının iradesi ve tercihi ile olduğunun anlaşılması halinde ise bu döneme yönelik kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmelidir” gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilmiş ise de bozma gereklerinin yerinde getirilmediği anlaşılmaktadır. Gerekçeli kararda, “davacının, davalının alt işvereni olan ve davanın ihbar edildiği taşeron firmalarda çalışmakta iken iş aktinin 01/08/2014 tarihinde feshedildiği ....davacının iş akdinin alt iş veren tarafından bildirimsiz fesih edildiği gerekçesi ile kıdem tazminatına hak kazandığı” ifade edilmekte olup, gerekçeli karar içeriğinin bozma kararı yahut dosya kapsamı ile ilgisi bulunmadığı açıktır.
Somut olayda, davacının memur statüsünde iken, Sosyal Güvenlik Kurumundan yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı, davalıya memuriyette ve sözleşmeli personel olarak geçirdiği sürelerin toplamına göre emeklilik ikramiyesi ödendiği kayıtlardan tespit edilmektedir. Davacıya yapılan ödeme kıdem tazminatı olmadığından, kıdem tazminatının eksik ödendiği iddiası da yerinde değildir. Diğer taraftan, davacının 2001-2007 yılları arasındaki çalışmalarının işçi sıfatı ile davalı üniversite bünyesinde geçtiği uyuşmazlık konusu olmayıp, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan husus davacının bu dönem çalışmasının kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona erip ermediğidir. O halde bozma kararında da işaret edildiği gibi, mahkemece yapılması gereken iş, bu geçişte davacıya bir seçim hakkı tanınıp tanınmadığı, davacının sınav mülakat gibi bir prosedüre tabi tutulup tutulmadığı, bu geçişin davacının tercihine bağlı bir durum olup olmadığının araştırılmasıdır. Mahkemece davacı asil isticvap edilmiş, davacı beyanında “Davalı Üniversitede evrak memuru olarak 4b kapsamında çalışıyordum. 2007 yılında kadro gelince kurum bize sormadan bizi kadroya alındık. Kadroya geçtiğimizi daha sonra öğrendik. Yazılı sınava tabi olmadık. Ancak yemekhanede mülakat yapıldı. Birkaç soru soruldu. Daha önce bilgi verilmediği için neden yapıldığını bilmiyorduk. Daha sonra kadro için olduğunu öğrendik. Bize önceki işine çalışmaya devam edip etmeyeceğimiz sorulmadı. Kadroya geçtiğim halde aynı işi yapmaya devam ettim. Mülhakattan sonra yanıma yardımcı olsun ve izne ayrıldığım zaman yaptığım işi yapsın diye şirket elemanı verilmiştir” şeklinde beyanda bulunmuş ise de, davacının işçi iken 657 sayılı Kanunun 4-b maddesine göre “sözleşmeli personel” olarak çalıştırılmaya başlandığı ileri sürülmüştür. Sözleşmeli personel 657 sayılı Kanunda “zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Cumhurbaşkanınca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde, ihdas edilen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileri” olarak tanımlanmaktadır. Bu bakımdan mahkemece, bozma kararında belirtilen yönlerden araştırma yapılmadan salt davacı asilin isticvabı ile yetinilerek karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Kabule göre de, davacının 2001-2003 yılları arasında ihbar olunan alt işveren ... Güvenlik Şirketi bünyesinde çalıştığı, bu şirkete 14/10/2013 tarihli dilekçeyi sunarak bir başka yerde çalışmaya başlayacağından ötürü işten ayrıldığını ve alacağı kalmadığını bildirdiği, ... kayıtlarına göre de davacının 08/10/2003 tarihinde bu şirketten ayrılıp 09/10/2003 tarihinde bizatihi asıl işveren olan üniversite bünyesinde çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu dilekçe ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması da bir başka hatalı yöndür.
Ayrıca her ne kadar davacının faiz başlangıç tarihinin 14.10.2007 tarihi olması gerektiğine yönelik temyizi yerinde ise de, bozma öncesi kararın davacı tarafça temyiz edilmediği ve böylece faiz başlangıç tarihi ile ilgili davalı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu dikkate alındığında, davacı tarafın bu yöndeki temyiz itirazı yerinde görülmemiştir.
Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.