1. Hukuk Dairesi 2013/21901 E. , 2015/8547 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İSTANBUL 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/06/2013
NUMARASI : 2009/314-2013/238
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar Şenay ve Emine ile davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 09.06.2015 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat S.A, davalı M.. Ö.. vekili Avukat S.Dn ile diğer temyiz eden davalı H.. K.. geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi . .. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil, tazminat, olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları babaları Salih’in 24 parsel sayılı taşınmazda maliki olduğu 53/800 payından 50/800 payını davalı oğlu Hüseyin’e satış suretiyle temlik ettiğini, Hüseyin’in de arkadaşı olan diğer davalı Mustafa’ya devrettiğini, temliklerin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında iptal ile adlarına tesciline, olmadığı takdirde tazminata, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında davacılardan Dursun davasından feragat etmiştir.
Davalı Hüseyin, iddiaların doğru olmadığını, satışın gerçek olup bedelinin mirasbırakana ödendiğini, murisin mal kaçırma amacı bulunmadığını,davalı Mustafa, taşınmazı iyiniyetle bedelini ödeyerek diğer davalıdan iktisap ettiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
./..
Mahkemece; mirasbırakanın iradesinin mirasçılar arasında denkleştirmeyi sağlamak olduğu, muvazaanın varlığının kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar Şenay ve Emine ile, vekalet ücreti yönünden davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan Salih’in 09.08.2009 tarihinde öldüğü , geriye mirasçı olarak davacı çocukları Dursun, Emine, Şenay ile davalılardan oğlu Hüseyin ve dava dışı eşi Sultan ’ün kaldıkları, mirasbırakanın 24 parsel sayılı 19.530 m2 yüzölçümlü taşınmazdaki 53/800 payından 50/800 payını 31.3.1998 tarihinde oğlu olan davalı Hüseyin’e satış suretiyle temlik ettiği, davalı Hüseyin’in de bu payı ve edindiği diğer paylar toplam olan 70/800 payı 13.09.2009 tarihinde davalı Mustafa’ya yine satış suretiyle devrettiği, mahallinde yapılan keşif sonucunda taşınmaz üzerinde 2 katlı yapı bulunduğunun belirlendiği, yine davacılar Emine ve Şenay tarafından mirasbırakan Salih’in oğlu davalı Hüseyin’e kooperatif ortaklık payının temliki nedeniyle açılan Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/238 Esas, 2012/622 Karar sayılı tapu iptal tescil, olmadığı takdirde tenkis istekli davanın Daire’nin 18.09.2013 tarihli ve 2013/9287 Esas, 2013/12892 sayılı kararı ile tenkis araştırması yönünden bozulduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237 (818 s. Borçlar Kanunun 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
../...
Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarıda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olayda, hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması, mirasbırakanın tüm temlikleri değerlendirilerek davalı oğlu Hüseyin’e yaptığı temlik bakımından gerçek iradesinin duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi, muris tarafından sağlığında tüm mirasçılarına kazandırılan taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişilerden rapor alınması, mirasbırakanın yukarıda değinilen anlamda paylaştırma kastının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, davalı Hüseyin’e yapılan temlikin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olduğunun saptanması halinde davalı Mustafa’nın iktisabının iyiniyetli olup olmadığının değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Kabule göre de, davacıların miras payına karşılık gelen ve yargılama sırasında harcı ikmal edilen değer gözetilerek vekalet ücretinin hüküm altına alınması gerekirken anılan husus gözardı edilerek yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmiş olması da isabetsizdir.
Davacılar Şenay ve Emine ile davalıların temyiz itirazı açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 Sayılı HMK’nun geçici 3.maddesi yollamasıyla) 1086 Sayılı HUMK’nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 31.12.2014 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflar vekilleri için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine, 09.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.