Davacı, yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dosyadki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalı Bağ-Kur’un aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, davacıya davalı Bağ-Kur tarafından 1.4.2000 tarihinde yaşlılık aylığı bağlandığı halde sonradan vergi kaydından dolayı 1479 sayılı Yasa’ya tabi Bağ-Kur sigortalısı sayılması ve tarım Bağ-kur sigortalılığının terkini sonucunda aylığının iptal edilip 38.424,00 YTL yersiz ödeme nedeniyle borç çıkarılmasına ilişkin Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Davacının 01.11.1985 tarihinde 2926 sayılı Yasaya tabi tarım Bağ-kur sigortalısı olarak resen tescil edildiğine dair uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, somut olayda davalı Kurumun davacının resen tescil edildiği tarım Bağ-Kur sigortalılığının devam ettiği sırada 20.4.1988 tarihinde .. Bağ-Kur numarasıyla ve Ş.D. adına 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalı olarak tescil edilmesi ve bu sigortalılığına geçerlik tanınarak tarım Bağ-kur sigortalılığının terkin edilmesi sonucunda bağlanmış olan aylığın iptali ile 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalılığına ait giriş bildirgesinin davacıya aidiyetinin yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bu tür davalarda gösterilmesi gereken özen gereğince sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için davalı Bağ-Kur’da bulunan davacının imzasını içeren giriş bildirgesi, prim ödeme belgeleri getirtilerek imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda benzerlik incelemesi yaptırılmalı, nüfus kaydı celbedilip giriş bildirgelerindeki nüfus bilgileri ile karşılaştırılmalı, farklılıkların sebepleri araştırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Öte yandan Sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp çakışan sigortalılık olarak adlandırılan böyle durumlarda zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde sorun önceden başlayıp devam eden zorunlu sigortalılığa geçerlilik tanınarak çözümlenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/21-627 Esas,2001/659 Karar ve 03.10.2001 günlü kararı ile, 2005/21-389 Esas,2005/430 Karar ve 29.06.2005 günlü kararlarında önceden başlayan sigortalılığın asıl sigortalılık olduğu özellikle belirtilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 01.11.1985 tarihinde 2926 sayılı Yasaya tabi tarım Bağ-kur sigortalısı olarak resen tescil edildiği, 20.8.1996 tarihli terk dilekçesi üzerine önce Kurumca terkin edildiği, davacının 18.9.1996-21.3.2000 tarihleri arasında 662104472 Bağ-Kur numarasıyla 1479 sayılı Yasa’ya tabi isteğe bağlı sigortalısı olarak prim ödediği, 21.3.2000 tarihinde askerlik borçlanmasını yaptığı, Kurumca davacıya 1.4.2000 tarihinde yaşlılık aylığı bağlandığı, sonradan davacının 20.4.1988-31.3.1990 tarihleri arasındaki vergi kaydına istinaden Kurumca 13.1.1992 tarihli ve Ş.D.ad soyadıyla .... Bağ-Kur numaralı giriş bildirgesi ile 20.4.1988 tarihi itibariyle 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescilinin yapıldığı ve 20.8.1996 tarihli tarım Bağ-Kur sigorta terkinin iptal edildiği, 26.1.2007 tarihinde davacının .... numaralı Bağ-Kur isteğe bağlı sigortalılığının iptal edilip, geçerli Bağ-Kur numarasının .... sayılı ve yanlış soy isimle kayıtlı olan zorunlu Bağ-Kur numarasının olduğunu belirterek yaşlılık aylığını iptal ettiği anlaşılmaktadır.Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde 13.1.1992 tarihli 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalısı giriş bildirgesinin davacıya aidiyetinin yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Mahkemece 13.1.1992 tarihli giriş bildirgesindeki imza ile o tarihlerde Banka, Tapu Dairesi, Seçim Kurulu, Evlenme Dairesi gibi resmi kurum ve kuruluşlardan yeterli miktarda tatbike medar imzasının teminiyle yöntemince imza incelemesi yaptırılarak bildirgenin davacıya aidiyeti denetime elverişli ve karar vermeye yetecek şekilde karşılaştırılmamıştır.
Yapılacak iş; davacının 20.4.1988-31.3.1990 tarihleri arasındaki 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının davacıya ait olup olmadığını yöntemince araştırmak, Belediyeden, Vergi Dairesinden ticari faaliyetiyle ilgili kayıt ve belgeleri araştırmak, zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine komşu olan diğer işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının bu kayıtları celbedilerek, çalışmanın niteliği ile gerçek bir ticari faaliyet olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, davacının nüfusa kayıtlı olduğu müdürlükten nüfus kayıt bilgilerini getirtmek, aynı nüfus bilgilerine sahip Şaban Demir isminde başka birisinin olup olmadığını sormak, imza incelemesi yaptırmak Kurum işleminin yerinde olup olmadığını tespit ederek, tüm deliller bir arada değerlendirilip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Bağ-Kur vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.