Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davacının 2, davalının 3 nolu bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkindir.
Mahkemece, maddi tazminat isteminin kabulü ile açılmış bir dava olmadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usule ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
HUMK. nun 87. maddesinin “Müddei ıslah suretiyle müddeabbihi tezyit edemez.” şeklindeki son cümlesi, Anayasa Mahkemesi’nin 07.11.2001 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 20.07.1999 tarihli kararıyla iptal edilmiş ve böylece, davada istem sonucunun kısmî ıslah yoluyla artırılması usulen olanaklı hale gelmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, mevcut (Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonraki) yasal durum itibariyle, kısmi davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş olan davacının, dilerse, ek dava açmak yerine, saklı tuttuğu alacak bölümü için o (kısmi) dava içerisinde ıslah yoluyla talepte bulunabilmesi mümkündür.
Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra, ayrı bir dava açılması da usulen olanaklıdır.
Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Yine, kısmi davadan sonra açılan ek davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması ve davacının hukuki yararının bulunması koşullarının birlikte varlığı halinde, birden fazla ek dava açılması da kural olarak mümkündür. Bu haliyle kısmî ıslah, ek dava yoluyla elde edilebilecek haklara, mevcut dava içerisinde, daha basit, daha az masrafla ve daha kısa süre içerisinde kavuşma olanağı tanıyan ve bu yönüyle adeta ek dava açma yoluna alternatif oluşturan bir yapıdadır. Dolayısıyla, kısmi davanın davacısı, ek dava açmak veya kısmî ıslah yoluna gitmek konusunda seçimlik hakka sahiptir.
Kısmî ıslah yoluyla müddeabbihin artırılabilmesi olanağı, bir anlamda, artırıma konu kısmın ek dava yoluyla istenilmesinin alternatifi niteliğinde bulunduğundan; kısmi davadaki ıslah ile, bu yola gidilmeyip ek dava açılması halleri, davacıya aynı hak ve olanakları tanıyan seçimlik yollar olduğundan, usul hukuku açısından sonuçlarının da aynı olması gerekir ve beklenir.
Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. Islah dilekçesinde davaya konu alacağın miktarının artırılması sırasında, dava konusu alacak dışında başka bir alacağın talep edilip başvuru ve nispi harcın yatırılması halinde artık bu dilekçenin bu haliyle bir ek dava dilekçesi olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda davacı vekili 9.12.2005 tarihli dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak 100,.00-YTL maddi tazminat istemiş 7.2.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemini 11.691,80-YTL artırırken 30.000,00-YTL manevi tazminat isteminde bulunmuş artırılan maddi tazminat için yatırması gereken nispi harç yanında ayrıca 13.10-YTL de başvurma harcı yatırılmıştır. Bu dilekçenin manevi tazminat istemi yönünden artık bir ek dava dilekçesi olduğu kabul edilmeli ve davacının manevi tazminat istemi hakkında bir karar verilmelidir.
3-Dava nitelikçe Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmayan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Bu bakımdan mükerrer ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önlemek için 4447 sayılı Yasa’nın Ek 38. maddesi gereğince hesaplanan ve sigortalıya bağlanan gelirdeki artışların hüküm tarihine en yakın tarihteki Kurumca bildirilen en son peşin sermaye değerinin tamamının tazminattan düşülmesi gerekir.
Somut olayda hüküm 26.12.2007 tarihinde verilmiş, 1.10.2007 tarihli yazı ile SGK’ca davacıya bağlanan gelirin Ocak 2008 tarihine kadar geçerli olan peşin sermaye değeri bildirildiği halde mahkemece davacının bilirkişi raporunda belirlenen zararından bu bildirilen miktar düşülerek kalan miktara hükmedilmesi gerekirken 6.12.2007 tarihli bilirkişi raporunda Temmuz 2008 tarihine kadar geçerli olan Kurumca bağlanan gelirin sermaye değeri düşülmek suretiyle tespit edilen 6..817.83-YTL maddi tazminata hükmedilmiş olması hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; Makul bir miktarda manevi tazminat takdir etmek 4447 sayılı Yasa’nın Ek 38. maddesi gereğince hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan verilere göre hesaplanan peşin sermaye değerini Kurumdan sormak, bildirilen miktar hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan veriler nazara alınarak hesaplanacak tazminattan indirmek ve 26.12.2007 tarihli kararla hüküm altına alınan maddi tazminat miktarını geçmemek üzere bir karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 30.6.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.