
Esas No: 2015/413
Karar No: 2017/229
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/413 Esas 2017/229 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ..."ın, TCK"nun 85/2, 62/1 ve 63. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.06.2012 gün ve 75-371 sayılı hükmün, sanık müdafii, katılan ... vekili ve katılan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 10.12.2014 gün ve 26404-25231 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.01.2015 gün ve 313102 sayı ile;
"Dosyanın incelenmesinde, dosya arasında bulunan bilirkişiler Mehmet Duymuş ve Şeref Şirikçi tarafından düzenlenen 15.11.2011 tarihli rapora göre, kaza sırasında yıkılan duvarın inşaat normlarına uygun şekilde yapıldığı, forklift kullanma konusunda tecrübesi, yeterliliği ve ehliyeti bulunan sanık ..."nın dikkatsizlik neticesinde, önceden istiflenmiş vaziyetteki paletleri 10-12 cm ileri doğru iteklemesi sonucu duvarın devrildiği, bu durumda olay sırasında orada bulunmayan iş yeri yetkilisi ..."a atfı kabil bir kusurdan söz edilemeyecektir. Bu nedenle öncelikle kusursuz olan sanığın beraatine karar verilmesi gerekir.
Kabule göre de; 5237 sayılı TCK"nun 50/4. maddesinin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık ve suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerekmektedir. Anılan maddenin uygulanıp uygulanmayacağı bakımından sanığın mağdurların uğradığı zararın giderilmesi yasal bir koşul değildir. Bununla birlikte sanığın kabul edildiği gibi olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olması da engel bir durum teşkil etmez. Zira burada esas önemli kriter suçun işlenmesindeki özellikler kavramıdır. Somut olaya bakıldığında sağlam bir şekilde yapılmış duvarın yıkılmasına forklift kullanıcısı sanık ... neden olmuş ve tesadüfen o sırada duvarın arkasında bulunan iki işçinin ölümü sonucu ortaya çıkmıştır. Böyle bir neticenin ortaya çıkması sıkça yaşanan trafik kazaları sonucu yaşanan ölümlere göre çok daha eşine az rastlanır olay türüdür. Kısacası somut olayda suçun işlenmesindeki özellik kavramı sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi bakımından herhangi bir olumsuz özellik taşımamaktadır. Yine Yüksek Daire TCK"nun 50/4 ve 50/1-a maddelerinin uygulanmaması gerekçesi olarak sanığın olay nedeniyle pişmanlık göstermediğini belirtmiş ise de, sanık müdafii tarafından kovuşturma aşamasında dosya arasına sunulan dilekçede, sanığın üzgün olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra yerel mahkeme sanık hakkında olumlu kişilik özellikleri nedeniyle TCK"nun 62/1. maddesini uygulamış, Yargıtay Özel Dairesi de bu hususu bozma nedeni yapmamıştır. Öte yandan sanığın ekonomik durumu, hakkında hükmedilecek para cezasını ödemeye uygundur. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere sanık hakkında TCK"nun 50. maddesinin uygulanmaması isabetli değildir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK"nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 11.02.2015 gün ve 1534-2429 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Taksirle iki kişinin ölümü ile neticelenen olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığı,
2- Sanığın kusurlu olduğunun kabulü halinde hükmedilen hapis cezasının TCK"nun 50. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmemesinde isabet bulunup bulunmadığı,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosyada;
Sanık ..."ın ortağı ve yetkilisi olduğu halı fabrikasında, inceleme dışı sanık ..."nın forklift ile halı imalatında kullanılan ip makaralarının bulunduğu paletleri, fabrikanın iki bölümünü birbirinden ayıran duvarın kenarına istiflediği sırada duvarın diğer bölüme doğru yıkıldığı ve burada çalışan iki işçinin enkaz altında kalarak öldüğü,
Olay yeri inceleme ve keşif tutanağına göre; olay yerinin, üç bölme halindeki fabrikanın halı makineleri ve ipliklerin bulunduğu ikinci bölmesi ile halı bükme makinesi ve halıların bulunduğu üçüncü bölmesi arasında olduğu, duvarın ikinci bölmeden üçüncü bölmeye doğru yıkılmış olduğu, ikinci bölmedeki duvarın yıkılan kısmında sekiz parça devrilmiş iplik yığını ile forkliftin bulunduğu, üçüncü bölmenin girişinde sola doğru yaklaşık 30 metre uzaklıkta yıkılmış vaziyetteki briket duvarın önünde ve üzerinde kan birikintisinin bulunduğu, bu bölümde yer alan halı bükme makinesinin alt kısmının kanlı olduğu, üst kısmı branda ile kaplı duvarın yıkılmayan bölmelerdeki yüksekliğinin 2.14 metre olup yıkılan duvar kısmının yere yaklaşık 0.5 cm beton ile tutturulduğu,
Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan keşif üzerine iki inşaat mühendisi tarafından düzenlenen rapora göre; yıkılan duvarın 20x20x40 cm ebadındaki briketlerle yapıldığı, 2.70 metre yüksekliğinde ve 4.45 metre uzunluğunda olduğu, briket aralarına ve tabanına konulan çimentolu harcın normlara uygun olduğu, briket duvarın yan tarafından metal çerçeve ile bağlandığı, demirsiz grobetondan zeminin üzerine duvar yapılabilir nitelikte olduğu, olayın; fabrika içerisinde briket ile bölme duvar yapılması, yönetimce kaza olasılıkları hesaplanmadan çalışanların dizayn edilmesi, forklift operatörünün dikkatsizliği neticesinde yan yatan paletin daha önce konulan paletleri etkileyerek itmesi ve buna bağlı olarak plastik perdenin yuvarlak alt kabarık ucunun briket duvarı 10 cm iteleyerek duvarın devrilmesi sonucu meydana geldiği, bu sebeple yaralanma ve ölümlerin gerekli dikkat ve tedbirin gösterilmemesi neticesinde oluştuğu,
İnşaat mühendisi ve iş güvenliği uzmanı üç kişiden oluşan heyet raporuna göre; muhtemel riskler değerlendirilmeden briket tuğladan örülmüş duvar yakınında malzeme istiflenmesi, mevcut istiflerin raflı sistemlerle yapılmaması, iş yerinde kafes seklinde paletler kullanılmaması ve forklift operatörünün koyduğu paletlerin devrilme ihtimaline karşı dikkatli ve tedbirli davranmaması nedeniyle olayın meydana geldiği; olay yerini gösteren fotoğraflara göre olayın, duvar tarafında üst üste bulunan iki adet paletin ön tarafında bulunan diğer bir palet üzerine yeni palet konulduğu sırada meydana geldiği, her bir palette üst üste beşer adet makara grubu olduğu, makara grubunun altında ve üstünde tahta plakalar bulunduğu, paletlerin bu şekilde istiflenmesinin tehlikelere neden olacağının açık olduğu, mevcut istifleme şekli yerine paletlerin raflara konulması veya yan duvarları kafes şeklinde olan paletler kullanılması durumunda istiflenen paletlerin devrilmeyeceği; bilgi ve belgelere göre olayın meydana gelmesinde; iş yerinde muhtemel riskler değerlendirilmeden briket tuğla duvar yakınında malzeme istiflenmiş olması, mevcut istiflerin raflı sistemlerle yapılmaması, devrilme ihtimali daha az olan kafes şeklindeki paletlerin kullanılmaması, çalışanlara iş güvenliği bilinci kazandıracak şekilde iş güvenliği eğitimi verilmemesi ve iş yerinde etkin bir kontrol ve gözetim sisteminin oluşturulmaması nedeniyle sanık ..."in asli kusurlu olduğu; inceleme dışı sanık ..."in duvar kenarında forklift ile çalışırken koyduğu paletlerin devrilme ihtimaline karşı dikkatli ve tedbirli davranmaması ve iş yeri yetkililerini istiflerin güvenli şekilde yapılmadığı konusunda bilgilendirmemesi nedeniyle tali derecede kusurlu bulunduğu, ölen işçilerin ise kusurlarının bulunmadığı,
Hususları yer almaktadır.
Katılanlar ..., ..., ... ve ...; olayı görmediklerini, şikâyetçi olduklarını, ayrıca sanık tarafından kendilerine herhangi bir yardım yapılmadığını,
Tanık ...; fabrikada işçi olduğunu, olayı görmediğini,
Tanık ...; olayı görmediğini, olayın meydana geldiği fabrikada beş yıldan beri çalıştığını, işe girdiği günden beri yıkılan duvarın fabrikada olduğunu, duvarlar üzerinde herhangi bir kiriş bulunmadığını,
Tanık ...; olayın olduğu fabrikada bir yıldan beri çalıştığını, duvarın yıkılışını gördüğünü, ancak neden yıkıldığını bilmediğini, duvarın üzerinde çadır olduğunu, makinenin duvara çarpmadığını, makinenin kaygan zemin üzerine yapılmış duvardan 3 metre ileride olduğunu, yıkılan duvarın üzerinde kiriş olmadığını,
Tanık ...; duvarın yıkılışını görmediğini, yıkılan duvarın üzerinde herhangi bir kiriş olmadığını, üzerinde bulunan çadırın ağırlığından dolayı duvarın yıkıldığını, rüzgar olduğunu, çatının duvarın üzerine bindiğini,
İnceleme dışı sanık ...; halen ustabaşılık yaptığı fabrikada 7-8 yıldan beri çalıştığını, forklift kullanma yeterlilik belgesi bulunduğunu, olayın meydana geldiği sırada ölenler Mehmet ve Kazim"in duvarın diğer tarafında olduğunu, duvardan yaklaşık 5 metre kadar uzakta forklifte yüklü olan iplikleri indirdiği sırada, çarpmadığı halde duvarın birden çöktüğünü, arka tarafta bulunan ölenlerin ise çöken duvarın altında kaldıklarını, duvarın neden çöktüğünü bilmediğini, olayı gösteren kamera kayıtları olduğunu, iş yerinde gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması konusunda herhangi bir sorumluluğu ya da görevinin olmadığını, olaydan sonra da paletlerin eski uygulamada olduğu gibi aynı şekilde durduğunu ve taşındıklarını, idareye uyarıda bulunmasına rağmen halen gerekli tedbirlerin alınmadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... kollukta; fabrikaya sahip olan anonim şirketin ortağı olduğunu, fabrika ve kazanın meydana geldiği bölme duvarının yaklaşık 7-8 yıl önce inşa edildiğini, duvarın yanında herhangi bir faaliyet ve çalışma olmadığını, bayramdan önce halı bükme makinesinin yerinin değiştirilerek duvara 3-5 metre yakın bir mesafeye çekildiğini, öğrendiğine göre ölenlerin halı bükme makinesi üzerindeki halıları almak için gittikleri sırada kazanın olduğunu, çalışmalarda tüm sorumluluğun bireysel olarak işçilerde ve amirleri konumundaki ustabaşılarında olduğunu, duvarın neden yıkıldığını bilmediğini, savcılıkta; fabrikadaki işleri kendisinin takip ettiğini, sorguda; halı fabrikasının anonim şirket statüsünde aile şirketi olup, babası Ahmet Göksular"ın da ortak olduğunu, ancak fabrika ile genel olarak kendisinin ilgilendiğini, mahkemede; iş güvenliği hususunda dikkatli davrandıklarını, bu olayın diğer sanığın kullanmış olduğu forkliftin çarpması sonucu oluştuğunu, kendisinin bölüm sorumlusu olmadığını, 10 yıl önce yapılan duvara yıkıldığı tarihe kadar herhangi bir güçlendirme yapılmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
1- Taksirle iki kişinin ölümü ile neticelenen olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığı;
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç, ancak kastla işlenebilecekken, kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.
Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda ayrıca aranması gereken unsurlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin istenmemesi,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı TCK"nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
Bu genel açıklamalardan sonra, iş sağlığı ve güvenliği konusuyla ilgili düzenlemelerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.
4857 sayılı İş Kanununun, 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesi ile yürürlükten kaldırılan, fakat suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 77. maddesi; "İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir...",
11.01.1974 tarih ve 14765 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan, ancak suç tarihinden sonra 23.07.2014 tarih ve 29069 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan tüzükle yürürlükten kaldırılan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 489. maddesi; "İşyerlerinde malzemeler ... devrilmeyecek şekilde ve ağırlıklarına dayanacak taban üzerine ve ancak 3 metre yükseklikte istiflenecektir",
11.02.2004 tarih ve 25370 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan, ancak suç tarihinden sonra 25.04.2013 tarih ve 28628 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelikle yürürlükten kaldırılan İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliğinin 5. maddesi; “İşveren, işyerinde kullanılacak iş ekipmanının yapılacak işe uygun olması ve bu ekipmanın işçilerin sağlık ve güvenliğine zarar vermemesi için gerekli tüm tedbirleri alacaktır.
İşveren:
a) İş ekipmanını seçerken işyerindeki özel çalışma şartlarını, sağlık ve güvenlik yönünden tehlikeleri göz önünde bulundurarak, bu ekipmanın kullanımının ek bir tehlike oluşturmamasına dikkat edecektir.
b) İş ekipmanının, çalışanların sağlık ve güvenliği yönünden tamamen tehlikesiz olması sağlanamıyorsa, riski en aza indirecek uygun önlemleri alacaktır”,
07.04.2004 tarih ve 25426 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan, ancak suç tarihinden sonra 15.05.2013 tarih ve 28648 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelikle yürürlükten kaldırılan Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinin 4. maddesi ise; “İşverenler, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının tesis edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu amaçla, işverenler, çalışanları, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek, onların karşı karşıya bulundukları mesleki riskler ve bunlarla ilgili alınması gerekli tedbirler konusunda işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği eğitimi programları hazırlamak, eğitimlerin düzenlenmesini, çalışanların bu programlara katılmasını sağlamak ve verilecek eğitim için uygun yer, araç ve gereç temin etmekle yükümlüdürler”
Şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hükümlere göre işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliği için gerekli önlemleri alma, bu önlemlere uyulup uyulmadığını denetleme, işçileri yapmakta oldukları işlerinde karşı karşıya bulundukları mesleki riskler ile uyulması gerekli sağlık ve güvenlik tedbirleri hususunda eğitime tabi tutma, yasal hak ve sorumlulukları noktasında bilgilendirme konularında yükümlülükleri bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ..."ın ortağı ve yetkilisi olduğu halı fabrikasında, inceleme dışı sanık ..."nın forklift ile halı imalatında kullanılan ip makaralarının bulunduğu paletleri, fabrikanın iki bölümünü birbirinden ayıran duvarın kenarına istiflediği sırada duvarın diğer bölüme doğru yıkılması üzerine burada çalışan işçiler Mehmet ve Kazim"in enkaz altında kalarak öldükleri olayda; fabrikanın ortağı ve yetkilisi olup, iş sağlığı ve güvenliği için gerekli tedbirleri almakla yükümlü bulunan sanığın, iş yerindeki muhtemel riskleri değerlendirmeden istiflerin yapılması için raflı sistem ve devrilme ihtimali daha az olan kafes şeklindeki paletleri temin etmemesi, briket tuğla duvar yakınında malzeme istiflenmesine izin vermesi, iş yerinde etkin bir kontrol ve gözetim sistemi oluşturmaması ve çalışanlara iş güvenliği bilinci kazandıracak şekilde iş güvenliği eğitimi verilmesini sağlamaması nedeniyle olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
2- Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının TCK"nun 50. maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmemesinde isabet bulunup bulunmadığı;
Sanık 1978 doğumlu, evli, iki çocuklu, lise mezunu olup aylık 3.000 Lira gelir elde ettiği, şirket hissesinin bulunduğu, üzerine kayıtlı başkaca malvarlığı olmadığı, katılanların zararını gidermediği,
Yerel mahkemece sanık hakkında belirlenen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesi sırasında; "Sanığa verilen hapis cezasının, suçun işleniş biçimi, cezalandırılmanın amacı ve yargılama sürecindeki pişmanlığına göre 5237 Türk Ceza Kanununun 50. maddesi gereğince seçenek yaptırımlara çevrilmesine yer olmadığına" şeklinde gerekçe gösterildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK"nun "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir".
Aynı maddenin 4. fıkrasındaki; "Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz" şeklindeki düzenleme uyarınca taksirli suçlarda diğer şartların da varlığı halinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.
5237 sayılı TCK"nun 50. maddesinin gerekçesinde, “...Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevre, psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından bir zorunluluk göstermeyebilir...” denilmek suretiyle şartların oluşması halinde hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek seçenek yaptırımlara hükmedilebileceği açıklanmıştır. Kanun koyucu taksirli suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş, sanık lehine hareketle şartların oluşması halinde ceza uzun süreli de olsa paraya çevrilebileceğini kabul etmiştir.
Ayrıntıları 07.06.1976 gün ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur.
Kanun koyucu cezaların kişiselleştirilmesi kapsamında hâkime TCK"nun 50. maddesinde yer alan şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Hâkimin, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK"nun 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırımlara çevrilmesi ya da çevrilmemesi konusundaki dayandığı gerekçenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli olması gerekir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
İki kişinin ölümü ile sonuçlanan iş kazasında asli kusurlu olan, katılanların zararını gidermeyen ve bu konuda bir çabası da bulunmayan sanığın, pişmanlığını gösteren herhangi bir söz ve davranışta da bulunmaması karşısında; sanığı yargılama sürecinde bizzat gözlemleyen ve olumlu kanaate ulaşmayan yerel mahkemece, hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.