14. Hukuk Dairesi 2016/14344 E. , 2020/132 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 03/05/2013 ve 03/06/2013 günlerinde verilen dilekçe ile asıl dava tapu iptali ve tescil, karşı dava elatmanın önlenmesi ve kal talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 26/04/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı- karşı davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Asıl dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil; karşı dava, mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu 5527 ada 3 parsel sayılı taşınmaza yaptığı binanın davalıya ait 5527 ada 2 parsel sayılı taşınmaza, taşınmazlar imar planında bitişik nizam olmasına rağmen davalının buna uymayarak kendi binasını daha içerde yapması nedeniyle tecavüzlü yapıldığını belirterek, binanın değerinin tecavüzlü kısmın değerinden fazla olması nedeniyle, taşan kısmın uygun bir bedel karşılığında davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Karşı dava davacı vekili, müvekkilinin maliki olduğu dava konusu 5527 ada 2 parsel sayılı taşınmaza davalının kendi taşınmazına yaptığı binanın tecavüzlü olduğunu beyan ederek davalının müdahalesinin önlenmesine, her türlü taşkın inşaatın kal’ine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl davada davacı ... tarafından açılan davanın Hukuk Muhakemeleri Kanununun 53. maddesi gereğince usulden reddine, davacı ... ve ... tarafından açılan davanın reddine; karşı davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı- karşı davalılar vekili temyiz etmiştir
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun, “Dava konusunun devri” başlıklı 125. maddesinde;
“(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir;
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2)Davanın açılmasında sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder.”, hükümlerine yer verilmiştir.
Dava konusu yapılmış olan mal veya hakkın başkasına devredilmesi ile, o mal veya hakka bağlı olan dava hakkı da birlikte devredilmiş sayılır. Çünkü, dava hakkı asıl haktan ayrı bir hak değildir ve bu nedenle yalnız başına başkasına devredilemez.
Taraflardan birinin, dava sırasında dava konusunu başkasına devretmesi halinde, artık dava konusu üzerinde bir tasarruf yetkisi kalmaz. Başka bir deyimle, dava konusunu devreden tarafın, artık o davada taraf sıfatı kalmaz. Bu nedenle, dava konusunu başkasına devretmiş olan tarafın, o davaya taraf sıfatıyla devam etmesine veya kendisine karşı o davya devam edilmesine imkan yoktur. (Prof. Dr. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Ekim 2016 s.568)
Somut olayda; yargılama sırasında 5527 ada 3 parsel sayılı taşınmaz maliki ... taşınmazı asıl dava davacıları-karşı dava davalıları ... ve ...’e devretmiş, asıl davada ... ve ... Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125/2. maddesi gereği davacı yerine geçmiş; karşı davada ise Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125/1-a maddesi gereği yeni malikler ... ve ...’e karşı davaya devam edilmiştir. Bu durumda asıl davada, 5527 ada 3 parsel sayılı taşınmazı başkasına devretmekle davada taraf sıfatı kalmayan ... hakkında hüküm kurulması ve aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir.
Türk Medeni Kanununun 722. vd maddesinde düzenlendiği üzere; arazi malikinin rızası alınmaksızın iyiniyetli malzeme sahibi tarafından bina yapılmış ise, yıkılıp sökülmesi aşırı zarara yol açmadıkça arazi sahibi yıkılıp sökülmesini isteyebilir.
Ne var ki, yasada aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından, yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının göz önünde tutulması gerekmektedir. Değinilen maddenin düzenlenmesine yol açan asıl neden meydana getirilen yapının korunmasında mevcut olan genel iktisadi yarardır. Başka bir anlatımla, yapının yıkılması halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir.
Tüm bunların yanında kural olarak yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağının takdiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve gözlemlerden yararlanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağı yönünden) hâkimi bağlamaz.
Somut olayda; 10.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda, 5527 ada 3 parsel sayılı taşımazdaki binanın 5527 ada 2 parsel sayılı taşınmazı işgal edilen kısmının yıkımının binanın tümüyle yıkılmasına neden olabileceği ve yıkımın fahiş zarar doğuracağı bildirilmiştir. 04.01.2016 tarihli bilirkişi raporunda ise 5527 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki binanın 5527 ada 2 parsel sayılı taşınmaza müdahalesinin önlenmesi için bodrum kattaki temel altı betonunun, temel döşeme kirişlerinin vs. kesilmesi, S2 ve S4 kolonları ile P2 yan perde duvarı ve temelinin vs. yıkılması gerekeceği ve yıkımın fahiş zarar doğurmayacağı bildirilmiştir. Her ne kadar 04.01.2016 tarihli bilirkişi raporunda yıkımın fahiş zarar doğuracağı belirtilmişse de, aynı bilirkişi raporunda kolon ve kirişlerin kesileceği bildirildiğinden yıkımın fahiş zarar doğuracağının kabulü gerekir. Bu durumda karşı davada kal isteminin kabulüne karar verilmesi yerinde değildir.
Öte yandan, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı HMK"nin 120. (1086 sayılı HUMK"un 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin ve yıkımı istenen şeyin değeri toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Somut uyuşmazlıkta, hükme esas alınan 04.01.2016 günlü bilirkişi raporunda el atılan yerin değerinin 8.880,00TL olduğu saptanmıştır. Bu durumda, elatmanın önlenmesi istemi yönünden 8.800,00TL üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmelidir.
Mahkemece, değinilen hususlar gözardı edilerek yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı- karşı davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.01.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.