10. Hukuk Dairesi 2016/17611 E. , 2017/2146 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 10.01.2000-18.12.2008 tarihleri arasında çalıştığının tespitini istemiş, Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdine tabi iş ilişkisi olduğu kabul edilmiş olsa bile bu ilişkinin 2006 yılında sona erdiği, dava tarihi itibariyle 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de söz konusu hüküm eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır.
Dosya kapsamından, davacının, söz konusu işyerinde operasyon yöneticisi olarak çalıştığını iddia ettiği, davalı şirket vekilinin, işyerinde hiç çalışanın bulunmadığını, hatır karşılığı kredi kartı alınması için davalı şirkette çalışıyor gibi gösterilerek bankaya yazı yazıldığını, yine davacıya prestij kazandırmak için kart bastırıldığını ve dışarıya karşı imaj verildiğini belirttiği, işyeri bordrolularından ...’un 2007/4 döneminden sonra hizmetinin bulunduğu ancak Mahkemece beyanına başvurulmadığı, davacı tanıklarından ...’ın beyanında, işyeri karşısındaki apartmanda apartman görevlisi olarak çalıştığını, davacının 2008-2009 yılına kadar belirtilen işyerinde çalıştığını bildiğini belirttiği, davalı tanıklarınca, davacının 2006 yılında ayrıldığını belirttikleri, zabıta araştırmasında komşu işyeri tanığı bulunmadığının tespit edildiği, davalı şirketin vergi kayıtlarına bakıldığında, ihtilaflı dönemde 2000, 2003, 2005 ve 2006 yıllarında matrahının bulunduğu, diğer taraftan davacının 12.04.2001-30.11.2006 tarihleri arasında vergi kaydının bulunduğu ne var ki matrahların 0 (sıfır) TL düzeyinde olduğu anlaşılmıştır.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan ... hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu, başlangıç alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında Mahkemece, öncelikle dava konusu tüm dönem yönünden daha detaylı araştırma yapılmalı, bu kapsamda; davalı işyerinden bildirimi bulunan ... dinlenilmeli, her ne kadar zabıta araştırması olumsuz ise de, belirtilen işyeri adresinin yanında bulunan ve tarafları tanıyabilecek komşular tespit edilerek beyanlarına başvurulmalı, davacı tanıkları dinlenilmeli, davalı işyerinin faaliyeti nazarında iş yapılan kişi veya şirketler olup olmadığı hususunda davacının beyanı alınmalı, kimlerle iş ilişkisi kurulduğu araştırılıp gerektiğinde beyanlarına başvurulmalı ve varsa yazılı deliller ikmal edilmeli, tanık beyanları arasında belirdiği takdirde çelişkiler giderilmeli, sonucuna göre gerekirse hak düşürücü süre irdelenmeli, böylelikle bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 14.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.