1. Hukuk Dairesi 2015/4780 E. , 2015/9001 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ORTA(KAPATILAN) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/03/2012
NUMARASI : 2009/46-2012/11
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi . .. . raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları Yusuf"un kayden maliki olduğu çekişme konusu 293 ada 1 parsel sayılı taşınmazı oğulları olan davalılar Fuat ve Hayrettin"e satış suretiyle devrettiğini, murisin akıl sağılığının yerinde olmadığını, ayrıca anılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar, murisin akıl sağlığının yerinde olduğunu, dava konusu taşınmazda bulunan evin deprem sırasında hasar gördüğünü, tüm kardeşlerin bilgisi dahilinde dava konusu taşınmazın satışa çıkarıldığını taşınmazı satış bedelini ödeyerek temellük ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan Yusuf"un kayden maliki olduğu çekişme konusu 293 ada 1 parsel sayılı taşınmazı 08.08.2000 tarihinde oğulları olan davalılar Fuat ve Hayrettin"e 1/2"şer pay ile satış suretiyle devrettiği, murisin 18.02.2009 tarihinde öldüğü ve geriye davacı olan çocukları Halit ve Murat ile davalı oğulları Fuat, Hayrettin ve dava dışı çocukları Hatice, Fahri ve Nezaket"in kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
./..
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir.
Somut olaya gelince, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 25.02.2011 tarihli raporunda mirasbırakan Yusuf"un devir tarihi olan 08.08.2000 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, dinlenen tanıkların murisin hiçbir çocuğu ile problemi olmadığını, 2000 yılındaki deprem sırasında davalıların murisle ilgilenip taşınmazdaki hasar gören evi yenilediklerini beyan etmeleri ve dava dışı mirasçılar Hatice, Fahri ve Nezaket noterde düzenledikleri belge ile çekişme konusu 1 parsel sayılı taşınmazın murisleri tarafından davalılara satıldığını, kendilerinin bir taleplerinin olmadığını ifade etmeleri karşısında mirasbırakanın dava konusu temliki diğer mirasçılardan mal kaçırma amacı ile yapmadığı sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
Davalıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.