1. Hukuk Dairesi 2014/8578 E. , 2015/9097 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/12/2013
NUMARASI : 2011/71-2013/513
Taraflar arasında görülen ecrimisil, maddi ve manevi tazminat davası sonunda, yerel mahkemece ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne, manevi tazminat isteği bakımından da davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi .. . "ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava; ecrimisil, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı; davalıların babası Zekir Karabatak"ın ikinci eşi olduğunu, murisin ölümünden sonra ikâmet ettiği 466 ada, 64 parseldeki konuttan çıkarılarak kız kardeşi ve yeğenlerinin yanına terk edildiğini, eşinin sağlığında kullandığı taşınmazdan ve eşyalardan yararlanmasına engel olduklarını ileri sürerek miras payına karşılık gelen ecrimisilin murisin ölümünü izleyen 01/07/2006 tarihinden itibaren heray 200.00 TL"den toplam 4.000,00 TL ecrimisilin 1.000,00.-TL. maddi tazminat ve 15.000,00.- TL. manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında ecrimisil isteğini 9.549,00- TL olarak ıslah ettiğini bildirmiştir.
Davalılar; ecrimisil istenen dairenin davacı tarafından boşaltıldığını, dairenin halen boş olduğunu, kullanılmadığını, kiraya verilmediğini, elde edilmiş bir kira gelirleri olmadığını, taleplerin hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne, manevi tazminat isteği bakımından da davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının, davalıların murisi Zekir ikinci eşi olduğu, mirasbırakanın 23/06/2006 tarihinde öldüğü, mirasbırakanın kârgir apartman vasfındaki 466 ada, 64 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğu, payına özgülenen çekişmeye konu konutta muris ve ikinci eşi olan davacının birlikte ikâmet ettikleri, davacının murisin ölümünden sonra müşterek konuttan çıkartılarak kız kardeşi ve yeğenlerinin evine terkedildiğini, konuttan ve konuttaki eşyalardan yararlanmasına engel olunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
../..
Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 388, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HUMK"un 389., yine HMK"nin 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HUMK"un 381.maddesinin son fıkrasının HMK"nin 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK"nin yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, kısa kararın 1. maddesinde; "" Davanın kısmen kabulü ile 4.234,16.- TL."nin gerekçeli kararda gösterilecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, gerekçeli kararda ise " Davanın kısmen kabulü ile 4234,16 TL"nin 1320,00 TL"sinin 24/02/2009 ,1 485,00 TL"sinin 24/02/2012, 1.375,00 TL"sinin 25/02/2011 56.16 TL"sinin08/02/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine " hükmedilmesi suretiyle kısa karara çelişkili biçimde gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Açıklanan nedenden ötürü; 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Kabule göre de;
Hemen belirtilmelidir ki; tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartlarından (6100 sayılı HMK md 114/1-d ) olup bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (6100 sayılı HMK m 115/1).
Nitekim; yargılama sırasında davacının temlik tarihinde dava ehliyeti haiz olmadığı belirtilerek İstanbul Anadolu 13. Aile Mahkemesinin 2012/1036 Esas sayılı dava dosyasında davacının hukuki ehliyetinin olup - olmadığının inceleme konusu yapıldığının bildirildiği, temyiz dilekçesinin ekinde de Bakırköy Prof. RDR. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinden 03/02/2015 tarihli ve 660 sayılı raporu ile vasi atanması gerektiğinin saptandığı, eldeki davanın ise bizzat davacı tarafından açıldığı, dolayısıyla davada taraf ve dava ehliyeti koşulunun gerçekleşip - gerçekleşmediği hususu açıklığa kavuşturulmadan sonuca gidildiği görülmektedir.
Halböyle olunca; dava ehliyetinin dava şartlarından olduğu , davacının dava tarihi itibariyle ehliyetsizliğin saptanması halinde , 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 405. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 56/1. maddeleri uyarınca vasi tayini için gerekli işlemlerin yapılması, vasi atandığı taktirde öncelikle vasiye tebligat yapılarak davaya iştirakinin sağlanması ve açılan davaya TMK"nın 462/8. maddesi hükmü uyarınca vesayet makamından “husumete izin” alınması, bu şekilde usuli işlemler tamamlandıktan sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerekeceği gözetilerek davalı tarafın öne sürdüğü ehliyetsizlik iddiasının öncelikle değerlendirilmesi, 2659 sayılı Yasanın 7. ve 16. Maddesi gereğince dava tarihinde davacının ehliyetli olup-olmadığı yönünde rapor alınması, mirasbırakanın ehliyetli olduğunun saptanması halinde davanın esasının değerlendirilmesi gerekirken, değinilen yön gözardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Tarafların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı yasanın geçici 3. Maddesi yollamasıyla ) 1086 sayılı HUMK"nun 428. Maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının öteki ve davalının ise tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,18.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.