Davacı, 20.04.1982-30.11.1992 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun, 06.08.1994-28.02.1996 ve 06.06.1996-30.11.2002 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmadığının ve bu dönemlere ait Bağ-Kur"a prim borcu bulunmadığının tespitiyle, 11.02.2006 tarihinden itibaren SSK."dan yaşlılık aylığı almaya hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava nitelikçe, 20.04.1982-30.11.1992 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olduğunun; 06.08.1994-28.02.1996 ve 06.06.1996-30.11.2002 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmadığının ve anılan dönemlere ilişkin Bağ-kur primlerini de borçlu bulunmadığının tespiti ile 11.02.2006 tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa"ya göre yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı 20.04.1982-30.11.1992 tarihleri arasındaki dönemde davalı Bağ-kur’ca zorunlu Bağ-kur sigortalısı olarak kabul edildiğinden bu dönem hakkında karar verilmesine yer olmadığına, diğer talepler yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacı, 01.12.1992-05.08.1994; 01.03.1996-05.06.1996; 01.12.2002-29.01.2004; 13.05.2004-15.01.2005 ve 18.05.2005-16.02.2006 tarihleri arasında kısmi ve kesintili olarak 506 sayılı Yasa"ya tabi zorunlu sigortalıdır. Öte yandan, 02.09.1983 tarihli giriş bildirgesine istinaden 20.04.1982 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasa’ya göre esnaf Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilmiş olup, davacının 15.06.1977-13.12.1978 ve 13.11.1978-03.03.1987 tarihleri arasında vergi kaydının, 02.11.1976-29.07.2005 tarihleri arasında oda ve 31.12.1984-27.02.1991 tarihleri arasında esnaf sicil kaydının bulunduğu; dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Anılan kayıtlar nedeniyle davacı, Bağ-Kur tarafından, 506 sayılı Yasa’ya tabi olarak çalıştığı süreler dışlanarak 20.04.1982-30.11.1992; 06.08.1994-28.02.1996 ve 06.06.1996-30.11.2002 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmaktadır. 01.02.2007 tarihli prim ekstresinden de, davacının 15.04.1992 tarihinden itibaren 1992 yılında 4 defa, 1995 yılında 5 defa 2003 yılın da bir defa Bağ-Kur’a prim ödemelerinin bulunduğu görülmektedir.
Uyuşmazlık, her iki sigortalılığın çakışması halinde hangisine öncelik verileceği noktasında toplanmaktadır. “Çatışan sigortalılık sorununu” gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 sayılı Bağ-kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, sigortalının önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır. Yasa sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir.
Anılan yasanın 3. maddesinin I.(F) bendinde “kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların” (K) bendinde ise, “herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların” sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 sayılı Bağ-kur kanunu’nun 24. maddesinin I. ve II. fıkralarında da bir kimsenin Bağ-kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında, başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir. Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, zorunlu sigortalılıkların çakışması halinde önceden başlayıp devam ede gelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır (03.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 sayılı ile 22.06.2005 gün ve E:2005/21-370, K:2005/402 sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları).
Ne var ki, 1479 sayılı Yasa’nın 22.02.2006 gün ve 5458 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile değişik 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren Ek 19. maddesi hükmüne göre, 1479 ve 2926 sayılı Yasa’ya göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurum’ca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı veya hak sahipleri daha sonra sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarlarını tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Anılan maddede, bu madde kapsamına giren sigortalılar hakkında zaman aşımının kesilmesi ve zaman aşımının işlememesi ile ilgili olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 103. maddesinin 1. fıkrasının (6), (8) ve (10) numaralı bentleri hariç, diğer hükümleri ile aynı yasanın 104.maddesi hükümlerinin uygulanacağı da hükme bağlanmıştır. Ayrıca, 1479 sayılı Yasa’nın 5458 sayılı Yasa’nın 14. maddesi ile eklenen ve 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 26. maddesinde ise, bu yasa ve 2926 sayılı Yasa’ya göre kayıt ve tescili yapıldığı halde 31.03.2005 tarihi itibariyle beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalılar ve hak sahiplerinden bu sürelere ilişkin prim borçlarını yeniden yapılandırma talebinde bulunmayanlar veya yeniden yapılandırma talebinde bulundukları halde yapılandırma haklarını kaybedenler hakkında Ek 19. madde hükmünün uygulanacağı bildirilmiştir.
Yasaların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme bulunmamaktadır. İlke olarak her yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyecekleridir. Ancak devam eden uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural “derhal yürürlüğe girme” niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır. Bu gibi durumlarda yasaların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. Sosyal güvenlik hukukunun ilgi alanı kamusal olup otoritesi kamu düzenini ilgilendirmektedir. Bu nedenle sosyal güvenlik hukuku ile ilgili yasalar yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurur. Bu açıklamalar karşısında 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın değişik Ek 19. maddesi ile Geçici 26. maddesinin tamamlanmamış hukuki durumlara uygulanacağının kabulü gerekir.
Davacının davadaki isteminden 06.08.1994-28.02.1996 ve 06.06.1996-30.11.2002 tarihleri arasındaki döneme ilişkin prim borcunu ödeme isteği olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak 06.08.1994-28.02.1996 tarihleri arasındaki dönemde toplam 5 yıl ve daha fazla sigortalılık süresi bulunmadığından bu dönemle ilgili ihtilafa 1479 sayılı Yasa"nın Ek.19. maddesini uygulama olanağı yoktur.06.06.1996-30.11.2002 dönemine gelince; talebi de gözetildiğinde, uyuşmazlığa hüküm tarihinden önce 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa"nın değişik Ek 19. ve geçici 26. maddelerinin uygulanacağının kabulü gerekir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 21.06.2006 gün ve E:2006/21-363, K:2006/466; 28.06.2006 gün ve E:2006/21-485, K:2006/483 sayılı kararları da bu yöndedir.
Mahkemece, davacının, hizmet birleştirmesi ile 506 sayılı Yasa"dan tahsise hak kazandığının tespiti talebinin de bulunduğu dikkate alınarak; 1992, 1995 ve 2003 yıllarında ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle 06.06.1996-30.11.2002 döneminde beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunup bulunmadığını Bağ-Kur’dan sorarak, gerektiğinde, aktüerya uzmanı bilirkişiden bu hususta rapor alarak tesbit etmek, prim borcu var ise primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle sigortalılığını durdurmak, prim borcunun bulunduğu dönemin sigortalılık süresi olarak sayılmamasına ve bu dönemdeki 506 sayılı Yasa"ya sigortalılığın geçerli olduğuna karar vermek; davacının Bağ-kur ve SSK’ndaki prim ödeme gün sayısı tam olarak belirlendikten sonra tahsis şartlarını tartışmak, davacının 2829 sayılı Yasa uyarınca 506 sayılı Yasa"dan tahsise hak kazanıp kazanmadığını belirlemek ve böylece tüm deliller değerlendirildikten sonra karar vermek gerekir iken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.