Hukuk Genel Kurulu 2019/551 E. , 2020/821 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı sürücünün 10.09.2012 tarihinde müvekkili şirkete kasko sigortası ile sigortalanmış araç ile seyir hâlindeyken orta refüjde bulunan doldurulmuş alandan dönüş yapmak istediği sırada sol yanında seyretmekte olan araç ile çarpıştığını, kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 10,13 ile 14. maddelerini ihlâl eden davalının %100 kusurlu olduğunu, kaza neticesinde sigortalı aracın pert total işlemine tâbi tutulduğunu, araç piyasa bedelinin 30.000,00TL, mutabakata varılan 15.000,00TL sovtaj bedeli ile 335,00TL prim borcunun tenzilinden sonra kalan 14.645,00TL hasar bedelinin 02.10.2012 tarihinde, araç çekme ücretinin ise 17.10.2012 tarihinde sigortalısına ödendiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.875,00TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; kusur durumuna itiraz ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.06.2013 tarihli ve 2013/319 E., 2013/384 K. sayılı kararı ile davanın tam yargı davası olarak idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin verilen ilk karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 16.09.2013 tarihli ve 2013/11996 E., 2013/12250 K sayılı kararı ile onanmış, Uyuşmazlık Mahkemesinin 01.06.2015 tarihli ve 2015/435 E., 2015/441 K. sayılı kararı ile görevsizlik kararının kaldırılmasına ve adli yargının görevli olduğuna karar verilmiştir.
7. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.12.2016 tarihli ve 2015/427 E., 2016/434 K. sayılı kararıyla davalının %20 oranında kusur oranına göre belirlenen 3.033,00TL alacağın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 07.03.2018 tarihli ve 2017/1573 E.,2018/1656 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere ve mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle, oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda, dava dilekçesinde davacı vekili davalıya ait aracın tam kusurlu olduğunu, hak sahiplerine 15.145,00TL ödeme yapıldığını,fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.875,00TL rücuen tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş; talebini ıslah ile artırmamıştır.
Yargılama sırasında alınan uzman bilirkişi raporuna göre sigortalı araç sürücünün %80, davalı ..."nün %20 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporunda tespit edilen kusur oranları hükme esas alındığına göre, davacı vekilince %100 kusura göre talep edilen 3.875,00 TL"nin davalının %20 kusur oranına denk gelen miktarı üzerinden karar verilmesi gerekirken ve davalının bu miktardan sorumlu olması gerekirken, yazılı olduğu şekilde HMK"nın 26. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.02.2019 tarihli ve 2018/517 E., 2019/66 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının kusuruna isabet eden miktar oranında sorumlu olmasının gerekip gerekmediği ve yerel mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 26. maddesine aykırı hüküm kurulup kurulmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; 6100 sayılı HMK’nın geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırının 01.01.2019 tarihinden itibaren 3.200,00TL’ye çıkarıldığı, direnme kararında 3.033,00TL’ye hükmedildiği ve hükmün davalı vekilince temyiz edildiği dikkate alındığında direnme kararının miktar bakımından kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır.
IV. GEREKÇE
14. 01 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı HMK yürürlüğe girmiş, anılan Kanun’un 450. maddesiyle de 1086 sayılı HUMK ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için, 6100 sayılı HMK’da geçiş hükümleri ayrıca düzenlemiştir.
15. Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesi;
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2)Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
(3)Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
16. Yukarıdaki madde metninden, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.
17. Bilindiği üzere, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarihli ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı HUMK’nın 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL; yine yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1. maddesinde aranan parasal sınırı da altı milyar TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır. Direnme kararının verildiği 11.02.2019 tarihinde bu miktar 3.200,00TL’dir.
18. 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
19. Bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, yerel mahkemenin, Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.
20. Somut olayda, direnme kararının verildiği 11.02.2019 tarihinde temyiz (kesinlik) sınırı 3.200,00TL olmakla, mahkemece 3.033,00TL’ye hükmedilmiştir. Direnme kararı miktar itibariyle açık biçimde temyiz edilebilirlik sınırı altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz kanun yoluna gidilmesi, miktar itibariyle mümkün değildir.
21. Hâl böyle olunca, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi gerekir.
V. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 03.11.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.