Ceza Genel Kurulu 2017/803 E. , 2017/384 K.
"İçtihat Metni"Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 19.11.2013
Sayısı : 285-387
Sanık ..."nin, görevi kötüye kullanma suçundan TCK"nun 257/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; resmi belgede sahtecilik suçundan ise eylemin bir bütün halinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğundan bahisle ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin Üsküdar (Kapatılan) 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.02.2011 gün ve 238-99 sayılı hükmün, sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 08.05.2013 gün ve 13511-7485 sayı ile;
“26.06.2007 günlü iddianame ile Anadolu Yakası PTT Başmüdürlüğüne bağlı posta dağıtıcısı olarak görev yapan sanığın, suç tarihlerinde tebligat servisinden imza karşılığı aldığı tebligat evraklarını keyfi olarak uhdesinde tuttuğu ve tebliğ işlemlerinde 16-31 gün arasında değişen gecikmelere neden olup iş sahiplerinin yakınmalarına neden olarak görevi kötüye kullanma suçunu işlediği, bir kısım tebliğ evraklarının tebliğ işlemlerinin gerçekleştirilmesi sırasında ise tebligatlara ait teslim belgeleri ve tebliğ mazbatası ile tebliğ alındılarında muhatapların yerine imza atarak resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla her iki suçtan cezalandırılması talebiyle kamu davalarının açıldığı, Üsküdar 4. Asliye Ceza Mahkemesince resmi belgede sahtecilik eyleminin TCK"nun 204/2. maddesi kapsamında kaldığından bahisle görevsizlik kararı verilerek dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderildiği, sanığın aşamalardaki savunmaları ve temyiz dilekçesi kapsamına göre gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarılması bakımından, sanığın tebliğ alındı belgeleri ve tebliğ mazbatalarına muhatapları yerine sahte imzalar attığı iddia edilen evrakların asıllarının araştırılıp dosyaya getirtilerek, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu cihetle, duruşmada incelenip özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek biçimde asıllarının dosya içerisine konulması, anılan evraklardaki muhatapların (alıcıların) konuyla ilgili tanık sıfatıyla beyanlarının alınıp söz konusu evrakların sanık tarafından gerçekte kendilerine teslim edilip edilmediklerinin, teslim edilmiş ise ne zaman teslim edildiğinin, evraklardaki imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, imza inkarı halinde belgelerdeki imzaların muhataplarına aidiyeti hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması ile sonucuna göre sanığın eyleminin görevi kötüye kullanma ve memurun resmi belgede sahteciliği suçlarını ayrı ayrı oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın eyleminin bir bütün olarak görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulü ile eksik soruşturma ile yazılı şekilde görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet, resmi belgede sahtecilik suçundan ise ceza tayinine yer olmadığına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesi ise 19.11.2013 gün ve 285-387 sayı ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.04.2015 gün ve 397578 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 439-991 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 24.05.2017 gün ve 162-4026 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve görevi kötüye kullanma suçlarının sübutu bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanığa bozma ilamı ve duruşma günü davetiyesinin tebliğ edildiği ancak sanığın duruşmaya katılmadığı, mahkemece sanıktan aleyhe olan bozma kararına karşı diyecekleri sorulmadan önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK"nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK"nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK"nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.11.2013 gün ve 285-387 sayılı direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.10.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.