19. Hukuk Dairesi 2017/4349 E. , 2019/4748 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki karşılıklı tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı-karşı davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 30.05.2007 tarihli sözleşme ile davalının (5) yıl süre ile davacının bayiliğini üstlendiğini, davalının 20.07.2010 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, bunun üzerine davacı tarafından çekilen ihtarnamede feshe karşı cevaplar ile sözleşmeden kaynaklı taleplerin davalıya bildirildiğini, sözleşmenin bitmesine 22 ay 20 gün kaldığını, bu süreçte davalının davacıdan 2.380 ton LPG alacak olduğunu belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000,00 TL kâr mahrumiyetinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında düzenlenen protokol hükümlerine göre davalının kâr marjının %80 olmasına rağmen yapılan hesaplamalarda davacının buna riayet etmediğinin anlaşıldığını, davacının şifahen uyarılmasına rağmen bu konuda sonuç alınamadığını, ayrıca davalının nakliye bedellerini rayicin çok üstünde gösterdiğini, kaldı ki davacının bu bedelleri mal bedeline dâhil ettiğini, ayrı bir fatura göndermediğini, davalının yaptığı piyasa araştırması sonunda 30.05.2007 tarihinden 01.07.2010 tarihine kadar olan dönem için nakliye, işletme ve depolama bedeli olarak davalının yaklaşık 335.000,00 TL’den haksız ve sebepsiz olarak mahrum bırakıldığını, sözleşmenin feshine davacının sebebiyet verdiğini, davalının feshi nedeniyle davacı lehine sözleşmede cezai şart ve tazminat kararlaştırılmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşmenin 13. maddesine göre davacının mahrum kaldığını, kârın %10’unu cezai şart olarak isteyebileceğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Davalı vekili, karşı davasında ise davalının mahrum kaldığı kârdan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000,00 TL’nin davalıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davalının akdi feshinin haklı olduğu gerekçesiyle davanın ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2013/5111 esas ve 2013/11024 karar sayılı ve 16.06.2013 tarihli kararı ile “Anayasanın 141/III hükmüne göre, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” HUMK’nun 388. maddesinde de (HMK m.297) mahkeme kararının içeriğinde bulunması gereken öğeler açıklanmıştır. Gerekçe, kararın denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev görür.
Bu Anayasal ve yasal zorunluluklara rağmen mahkemece karşı dava yönünden verilen kararda HUMK’nun 388 (HMK 297) maddesine aykırı davranılarak kararın gerekçesiz olarak yazılması usul ve yasaya aykırıdır.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, dosyada yer alan kök ve ek bilirkişi raporlarının denetime elverişli, açıklayıcı, kapsamlı ve aynı doğrultuda bulunduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı-karşı davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına, 14/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.