1. Hukuk Dairesi 2014/21270 E. , 2017/6399 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından süresinde davalılar vekili tarafından ise süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 14.11.2017 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... geldi, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden davacı vekili Avukat gelmedi yokluğunda, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakan eşi ...’in maliki olduğu 17419 sayılı parseldeki 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 no’lu bağımsız bölümleri mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla davalı oğlu ... ile diğer davalıların murisi olan kızı Zehra’ya temlik ettiğini, yapılan temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, olmadığı takdirde tenkisini istemiştir.
Davalılar, alım güçlerinin bulunduğunu, yurt dışında çalıştıkları sırada mirasbırakana para gönderdiklerini, bu nedenle çekişmeli bağımsız bölümlerin devredildiğini bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
1923 doğumlu mirasbırakan ...’in 08/05/2013 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak ikinci eşi davacı ...’yi ve ilk eşinden olma davalı oğlu ... ile ölü kızı ...’ın çocukları olan davalılar ... ve ...’ı bıraktığı, mirasbırakanın 23/05/1997 tarih ve 2563 yevmiye no’lu akit ile maliki olduğu 17419 sayılı parseldeki 1, 2, 3 ve 4 no’lu bağımsız bölümleri ½ şer oranda ... ve ...’a, 5 ve 6 no’lu bağımsız bölümleri ...’e, 7 no’lu bağımsız bölümü de ...’a intifa haklarını üzerinde tutarak çıplak mülkiyetlerini satış yoluyla temlik ettiği kayden sabittir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; mirasbırakanın çekişmeli bağımsız bölümler haricinde ... ili ... ilçesinde 12/05/2006 tarihinde edindiği dubleks mesken niteliğinde 2760 sayılı parseldeki 2 no’lu bağımsız bölümü ile ... ili ... ilçesinde 9 parça tarla vasıflı taşınmazlarda tam pay ya da paylarını miras olarak bıraktığı, anılan taşınmazların mirasçılara intikal ettiği, mirasbırakanın bıraktığı taşınmazları da aynı amaç ile devretme olanağı varken bu olanağı kullanmadığı, terekesinin bir kısmını satış yoluyla devrettiği anlaşılmıştır.
Öte yandan 4721 sayılı TMK’nun 6100 sayılı HMK"nun 190. maddesi ile 4721 sayılı TMK"nun 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
Ne var ki, davacı tanıkları ... ve ...’in, davacının ilk eşinden olma çocukları olup yargılama sonucunda elde edilecek haktan yararlanmaları mümkün olduğundan ve somut olaya ilişkin soyut beyanlarda bulundukları gözetilerek salt bu beyanlar ile temlikin muvazaalı olduğu söylenemeyeceği gibi dosya kapsamındaki diğer deliller ile de davacının iddiasını ispat ettiğinden bahsedilemez.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabul edilmesi doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 02.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince temyiz eden taraflardan gelen davalılar vekili için 1.480.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin diğer temyiz eden davacıdan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.