Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2017/852
Karar No: 2020/866
Karar Tarihi: 10.11.2020

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/852 Esas 2020/866 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2017/852 E.  ,  2020/866 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi



    1. Taraflar arasındaki “iflas” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir (Kapatılan) 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin müvekkili şirketten bilgisayar malzemeleri satın aldığını, bu malzeme bedellerinden kaynaklanan 80.925,63 Dolar alacağın tahsil edilememesi üzerine davalı hakkında iflas yoluyla icra takibi yapıldığını, ödeme emrine itiraz edilmeyerek icra takibinin kesinleştiğini ancak borcun ödenmediğini ileri sürerek davalı şirkete önce depo kararı çıkartılmasını, depo kararına rağmen borcun ödenmemesi hâlinde davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
    5. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkili şirketin icra takibine kısmî itirazda bulunduğunu ve dosya borcunun 5.716,48TL’lik kısmını ödediğini, kalan 112.621,07TL’lik kısmına ise borçlu olmadığından itiraz ettiğini, bu nedenle bu aşamada depo kararı verilmesinin usulen mümkün olmadığını, öncelikle borcun itiraz edilen kısmı yönünden yargılama yapılması gerektiğini, davacının icra takibine dayanak 29.08.2009 tarihli 38.248,52TL bedelli ve 25.09.2009 tarihli 1.572,95TL bedelli iki adet faturaya konu ürünler müvekkiline teslim edilmediği gibi bu iki faturadan kaynaklanan borcun da kabul edilmediğini, müvekkili tarafından yapılan hesaba göre davacıya olan borcun 45.537,95TL olduğunu, bu bedelden yukarıda belirtilen iki fatura bedeli düşüldüğünde müvekkilinin 5.716,48TL borcunun kaldığını, bu miktarın da icra dosyasına ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme Kararı:
    6. İzmir (Kapatılan) 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.12.2012 tarihli ve 2012/143 E., 2012/263 K. sayılı kararı ile; icra dosyasının incelenmesinde davalının icra takibine süresinde ve geçerli itirazının bulunduğu, eldeki dava için icra takibinin kesinleşmesi dava şartı olup davacı vekilinin yargılama sırasında usulüne uygun ıslah dilekçesi vererek davayı itirazın iptali ve iflas talebine de dönüştürmediği, bu durumda dinlenebilir bir davanın söz konusu olmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
    7. İzmir (Kapatılan) 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    8. Yargıtay 23. Hukuk Dairesince 23.05.2013 tarihli ve 2013/2808 E., 2013/3442 K. sayılı kararı ile;
    “…Dava, iflas istemine ilişkindir.
    Hukuki uyuşmazlığın çözümü için mahkemece, öncelikle tarafların ileri sürdüğü ve savunduğu hususlar çerçevesinde maddi olayın denetime de elverişli olacak şekilde aydınlatılması ve bundan sonra hukukun somut olaya uygulanması gerekmektedir.
    Somut olayda davalı vekili cevap dilekçesinde, icra dosyasına kısmi itirazda bulunduklarını ve takibin kesinleşmediğini belirtmiş, tensip ara kararı ile istenen icra dosyası 05.01.2010 tarihinde mahkemeye gönderilmiş olup, mahkemece itirazın kaldırılması ve iflas davasındaki usulle tarafların iddia ve savunmaları genel hükümlere göre incelenmiş, bilirkişi raporları alınmış, dava dilekçesinde takibin kesinleştiğini ileri süren davacı vekilince 28.03.2012 havale tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bu kez davalının itirazın kaldırılmasına, depo emrine esas hesaplamanın istenmesine karar verilmesi talep edilmiş olup, mahkemece depo emri aşamasına gelindiğinde ise işbu dava için icra takibinin kesinleşmesinin dava şartı olduğu, yargılama aşamasında ıslah dilekçesi verilerek davanın itirazın kaldırılması ve iflas davasına dönüştürülmediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
    6100 sayılı HMK"nın "Usul ekonomisi ilkesi" başlıklı 30. maddesine göre, hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. HMK"nın "Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi" başlıklı 31/1. maddesinde ise "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. " şeklinde düzenlenmiş ve bunun hakimin görevi olduğu açıkça vurgulanmıştır. Maddede, hakimin maddi anlamda davayı sevk yetkisi düzenlenmektedir. Bu yetkisiyle hakim, olayın ve hukuki uyuşmazlığın olgusal ve hukuki boyutlarını gerekli olduğu ölçüde taraflarla birlikte ele alabilecek, tarafların zamanında uyuşmazlığın çözümü için önemli vakıaların tamamı hakkında açıklama yapmalarını, özellikle ileri sürülen vakıalardaki eksiklikleri tamamlamalarını, delilleri ikame etmelerini ve gerekli talepleri ileri sürmelerini sağlayabilecektir. HMK"nın 194. maddesinde de somutlaştırma yüküne yer verilmiştir. Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır.
    Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde icra takibinin kesinleştiği belirtilerek davalının iflasına karar verilmesini isteyen davacı yan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bu kez itirazın kaldırılmasını ve iflası istemiştir. Mahkemece de, dosya içerisine giren icra dosyasının incelemesiyle de takibin henüz kesinleşmediğinin tespiti mümkün olup, davacı tarafın birbiriyle çelişkili anlatımlarda bulunduğu da gözetilerek uyuşmazlığın aydınlatılması için davacıdan açıklama istenmesi gerekirken, bu yapılmamıştır.
    04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK"da da belirlendiği gibi, HUMK"nın 74, 75 ve 76. maddeleri gereğince hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ise de, hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları re"sen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür. Mahkemece, icra dosyasının geldiği ve cevap dilekçesinin sunulmuş olduğu ilk oturumda davacı vekilinden İİK"nın 156/1. madde hükmü uyarınca itirazsız kesinleşen adi takibe dayalı iflas mı? yoksa 156/3. madde hükmü uyarınca itirazın kaldırılması ve iflas mı? istenildiği konusunda açıklama alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, istemin itirazın kaldırılması ve iflas olduğu kabul edilerek üç sene yargılama yapıldıktan sonra kesinleşmiş bir icra takibi bulunmadığı gerekçesine dayalı olarak davanın usulden reddedilmesi, HMK"nın 30. maddesindeki usul ekonomisi ilkesi ve 31. maddesindeki hakimin davayı aydınlatma görevine aykırı olmuştur,…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
    Direnme Kararı:
    9. İzmir (Kapatılan) 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.12.2013 tarihli ve 2013/319 E., 2013/470 K. sayılı kararı ile; usul ekonomisi ilkesinin ve hâkimin davayı aydınlatma görevinin açılmış bir dava için söz konusu olduğu, maddi hukukta iki ayrı dava olarak ayrı ayrı düzenlemelere konu edilen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 156/1. maddesinde yer alan iflas davası ile aynı Kanunun 156/3. maddesinde düzenlenmiş itirazın iptali ve iflas davasının sonuçları, yargılama usulleri, yargılama sırasında nazara alınacak ve incelenecek konular, yargı harçlarının nitelikleri farklı olduğundan iki ayrı dava türünün söz konusu olduğu, bu durumda davanın değiştirilmesi sonucunu doğuracak şekilde hâkime bu konuda görev verilmesinin mümkün olmadığı, maktu harç ile açılan iflas davasının itirazın iptali ve iflas davasına dönüştürülmesinin ancak davacının iradî taraf işlemi ile ve usul kurallarına uygun olarak harcın yatırılıp ıslah dilekçesi verilerek bu ıslah dilekçesinin davalıya tebliği ile mümkün olduğu, iddianın genişletilmesi suretiyle de bu değişikliğin yapılamayacağı, davacının davasını değiştirmediği, bu yönde dilekçesinin veya harç yatırılmasının söz konusu olmadığı, her ne kadar bilirkişi raporuna karşı verilen beyan dilekçesinde itirazın kaldırılması ileri sürülmüş ise de yargılamanın bu dava türüne özgü devam edilmesi için nispi harcını yatırıp davasını değiştirdiğine dair usulüne uygun diğer işlemleri gerçekleştirmediği, bu nedenle davanın itirazın iptali ve iflas davası olarak görülemeyeceği, icra dosyası incelendiğinde henüz itiraz dilekçesi davacıya tebliğ edilmemiş olduğundan itirazın iptali ve iflas davası için öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre de başlamadığından davacı yönünden hak kaybının bulunmadığı, dava şartının yargılamanın her aşamasında dikkâte alınacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
    10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK
    11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30. ve 31. maddeleri uyarınca davacı vekilinin talebine ilişkin olarak 2004 sayılı İİK"nın 156/1. maddesi uyarınca itirazsız kesinleşen adi takibe dayalı iflas mı yoksa 156/3. maddesi uyarınca itirazın kaldırılması ve iflas mı istenildiği konusunda açıklama alınıp sonucuna göre hüküm kurulmasının gerekip gerekmediği, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı yokluğu nedeniyle verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    III. GEREKÇE
    12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.


    13. 2004 sayılı İİK’nın “Ödeme emri ve münderecatı” başlıklı 155. maddesi:
    “Borçlu iflas yoliyle takibe tabi şahıslardan olup da alacaklı isterse ödeme emrine yedi gün içinde borç ödenmediği takdirde alacaklının mahkemeye müracaatla iflas talebinde bulunabileceği ve borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerek kendisinin iflasa tabi kimselerden bulunmadığına dair itirazı varsa bu müddet içinde dilekçe ile icra dairesine bildirmesi lüzumu ve konkordato teklif edebileceği ilave olunur.”
    2004 sayılı İİK’nın “İflas talebi ve müddeti” başlığını taşıyan 156. maddesi ise: “Ödeme emrindeki müddet içinde borçlu tarafından itiraz olunmamışsa alacaklı bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden iflas kararı isteyebilir.
    Bu dilekçeye borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini mübeyyin ödeme emri nüshasının raptedilmesi lazımdır.
    Borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir.
    İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer.”
    Hükmünü içermektedir..
    14. İflasa tabi şahıslardan olan borçlusunu, para veya teminat alacağından dolayı iflas yoluyla takip etmek isteyen alacaklı, yetkili icra dairesine yazılı veya sözlü olarak iflas yolu ile takip talebinde bulunabilir. Takip talebinde adi haciz yoluyla takip talebinde yer alan kayıtlardan başka, iflas takip yolunun izlenmek istediği de belirtilir (m. 58/b5).
    15. İflas yoluyla takip talebi üzerine icra dairesinin düzenleyeceği ödeme emrinde adi haciz yoluyla takipteki ödeme emrinde yer alması gereken kayıtlar bulunur. İflas yoluyla takipte düzenlenen ödeme emrinde ayrıca iki kayıt daha yer alır. Bu kayıtlar “iflas tehdidi” ve “konkordato teklif edilebileceği” hususlarıdır.
    16. İflas yoluyla takipte ödeme emrinde, ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde takip konusu borcun ödenmesi, aksi hâlde alacaklının mahkemeye başvurup borçlunun iflasının talep edebileceği belirtilir.
    17. Borçlunun gerek borcu olmadığına ve gerekse kendisinin iflasa tabi kişilerden bulunmadığına dair bir itirazı varsa, bu itirazın da ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine bildirilmesi lüzumu da ödeme emrinde yer alır (Muşul T.: İcra ve İflas Hukuku Esasları, Ankara 2015, s. 684).
    18. Borçlu ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi içinde ödeme emrine itiraz edebilir. Borçlu anılan süre içinde ödeme emrine itiraz etmezse ödeme emri kesinleşir. Ödeme emrine itiraz etmeyen borçlu, borcunu ve iflas takibinin harç ile giderlerini öderse iflas takibi son bulur; ödemezse alacaklı ticaret mahkemesinde borçluya karşı iflas davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2004, s. 950).
    19. Adi iflas yoluyla takipte borçlu, ödeme emrini tebellüğ ettiği tarihten itibaren yedi gün içinde bir dilekçe ile icra dairesine başvurup takip konusu borca itiraz ettiği takdirde, takip durur (m. 155, m. 156/3).
    20. Alacaklı ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde (m.156/son f.) borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesine bir dilekçe ile başvurup, itirazın kaldırılmasını ve borçlunun iflasına karar verilmesini talep edebilir (Muşul T., s. 691).
    21. Adi iflas yoluyla takipte gönderilen ödeme emrine karşı yedi günlük süre içinde itiraz etmiş olan borçlu, ödeme emrine itiraz süresi içerisinde ileri sürmediği diğer itiraz sebeplerini, iflas dava dilekçesinin tebliği üzerine vereceği cevap dilekçesinde ilk defa ileri sürebilir.
    22. İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinde, icra mahkemesindeki gibi sıkı şekil şartlarına tâbi bir yargılama yapılmayıp, 6100 sayılı HMK’nın genel hükümleri uygulanır. Basit yargılama usulünün uygulanacağı iflas davasında borçlu evvelce ödeme emrine karşı ileri sürdüğü itiraz sebepleri ile bağlı olmaksızın meselâ, takip konusu borcu ödemiş olduğu ya da borcun zamanaşımına uğradığı itirazını cevap dilekçesinde beyan edebilir.
    23. İflas davasında alacaklı alacağını ispat bakımından 2004 sayılı İİK’nın 68. maddesinde tahdidi olarak sayılmış bulunan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi alacağın varlığını 6100 sayılı HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir.
    24. Mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda borçlunun borçlu olmadığı kanısına varılırsa iflas davasının reddine karar verilir. İflas davasının reddi kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve alacaklı iflas takibi ve davası konusu yapılmış alacak için borçluya karşı yeni bir alacak davası açamaz.
    25. Mahkemece yapılan inceleme sonucu alacağın mevcut olduğu kabul edilirse borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verilir ve mahkemece aynı zamanda bir depo kararı verir. Bu depo kararı ile mahkeme, borçluya yedi gün içerisinde faiz ve icra giderleri ile birlikte borcunu ifa etmesini veya o kadar miktarı mahkeme veznesine depo etmesini emreder (m.158, II c. 2).
    26. Borçlu yedi günlük depo süresi içerisinde faiz ve giderleri ile birlikte borcu ödemez veya mahkeme veznesine depo etmez ise, mahkemece depo kararından sonraki ilk oturumda borçlunun iflasına karar verilir (Kuru B., s. 957).
    27. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı hakkında, İzmir 16. İcra Dairesinin 2009/15468 E. sayılı dosyasında iflas yoluyla adi takip başlatılmış, ödeme emri davalı borçluya 19.10.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı borçlu 23.10.2009 tarihli dilekçesiyle, davacı alacaklıya 5.716,48TL borcu olduğu, bu borcun da icra dosyasına ödendiği, borcun kalan kısmını kabul etmediğini belirterek itiraz etmiş ve takip durmuştur.
    28. Her ne kadar davacı tarafından, eldeki dava dosyasına sunulan dava dilekçesi dikkate alındığında, davacı 2004 sayılı İİK’nın 156/1. maddesi uyarınca davalı şirkete öncelikle depo kararı çıkarılarak depo kararına rağmen borcun ödenmemesi durumunda davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiş ise de, anılan madde uyarınca eldeki dava için icra takibinin kesinleşmesi dava şartıdır. Davalının icra takibine süresinde ve geçerli bir itirazının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı, yargılama sırasında talebini ıslah ederek davasını itirazın kaldırılması ve iflas talebine de dönüştürmemiş bu nedenle iflas davasının görülmesi şartları da gerçekleşmemiştir.
    29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının dava dilekçesinde iflas talebinde bulunmasından sonra alınan bilirkişi raporlarına karşı verdiği 24.04.2012 tarihli ve 22.10.2012 tarihli dilekçelerinde yer alan beyanlarının itirazın kaldırılması ve iflas talebi kabul edilerek, talep konusunun davacı tarafından ıslah edilmiş olarak nitelendirilmesi gerektiği, bu nedenle davacıya ıslah harcını yatırması için süre verilip yargılamaya devam edilmesi gerekirken, mahkemece dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerde Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
    30. O hâlde, 2004 sayılı İİK’nın 156/1. maddesinde düzenlenen iflas davasının görülmesi koşullarının oluşmadığı ve dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine ilişkin olarak mahkemece verilen direnme kararı açıklanan gerekçeler karşısında yerindedir.
    31. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.

    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
    Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
    6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi