Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2017/231
Karar No: 2020/875
Karar Tarihi: 11.11.2020

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/231 Esas 2020/875 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2017/231 E.  ,  2020/875 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


    1. Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 7. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    4. Davacı vekili 04.12.2012 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin 08.11.1982-19.10.2003 tarihleri arasında davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı (Vakıf) sigortalısı olarak prim ödedikten sonra, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında memur olarak atanması nedeniyle Vakıf sigortalılığının sona erdiğini, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olarak 19.10.2006 tarihine kadar çalıştığını, Vakıf sigortalılığının askerlik borçlanması nedeniyle 08.03.1981 tarihine indirgendiğini, davacının gerek Vakıf ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı (Emekli Sandığı) nezdinde geçen toplam hizmet süresi itibariyle 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’a (2829 sayılı Kanun) göre, gerekse münhasıran Vakıftaki hizmeti sebebiyle yaşlılık aylığına hak kazandığını, işten ayrılmadan önce Vakfa yapılan başvuru ile yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığının sorulduğunu, 27.07.2006 tarihli cevabi yazıda 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumunun kanunla değiştirildiği belirtilerek Vakıf tarafından aylık bağlanmasının mümkün olmadığı, Emekli Sandığına başvurması gerektiğinin bildirildiğini, emeklilik başvurusu üzerine 2829 sayılı Kanun’a göre hizmetleri birleştirilerek Emekli Sandığı tarafından 01.11.2006 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığını, ancak münhasıran Vakıf nezdindeki sigortalılık süresine göre aynı tarih itibariyle aylığa hak kazandığından ödediği primlere göre daha yüksek düzeyde emekli aylığı alması mümkün iken, Emekli Sandığından bağlanan 900,00TL civarındaki emekli aylığı ile yetinmek zorunda bırakıldığını, 2829 sayılı Kanun’a göre sigortalı aleyhine sonuç doğuracak biçimde hizmet birleştirmesi yapılamayacağını ileri sürerek, münhasıran davalı Vakıf sigortalılık süresi ve prim ödemelerine göre 01.11.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile Vakıf tarafından aylık bağlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Cevabı:
    5. Davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı vekili 02.01.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde; 08.11.1982-31.10.2003 tarihleri arasında Vakıf sigortalısı olan davacının 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Türkiye Halkbankası Ve Türkiye Emlak Bankası Hakkındaki Kanun (4603 sayılı Kanun) gereğince ihtiyaç fazlası personel olarak Edirne Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğüne atanarak Emekli Sandığına tâbi olduğunu, 19.10.2006 tarihinde Vakıfta geçen hizmetleri de sayılmak suretiyle hizmet birleştirmesi yapılarak emekli aylığı bağlandığını, 2006 yılından beri emekli aylığı aldığını, çalışırken bilgi amaçlı yaptığı başvurusuna 27.07.2006 tarihinde cevap verildiğini, bila tarihli dilekçesinin Vakıftan emekli olma istemi ve hizmet birleştirmesi istemediği konusunda bir irade beyanı içermediğini, emeklilik için Emekli Sandığına müracaat ettiğini, ayrıca 6 yıl sonra açılan dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir.
    6. İhbar olunan Sosyal Güvenlik Kurumu vekili, 08.05.2013 havale tarihli dilekçesinde; 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını, davacının bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumunun kanunla değiştirilmesi nedeniyle tercih hakkı bulunmadığını, kaldı ki tercih hakkını Emekli Sandığı yönünde kullandığını, bu işlemden dönülmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
    Mahkeme Kararı:
    7. Ankara 7. İş Mahkemesinin 12.09.2013 tarihli ve 2012/1802 E.-2013/852 K. sayılı kararı ile; davacının 08.11.1982-31.10.2003 tarihleri arasında Vakıf üyesi olarak aidat ödediği, 07.03.1978-07.11.1979 dönemindeki 600 günlük askerlik hizmetini borçlandığı, Vakıftaki sigortalılık başlangıcının 07.03.1981 tarihine gerilediği, Vakıf nezdindeki hizmet süresinin 22 yıl 7 ay 23 gün; prim ödeme gün sayısının 8153 gün olduğu, 03.07.1958 doğumlu olup 19.10.2006 tahsis talep tarihi itibariyle 46 yaşını ikmal ettiği, 25 yıl sigortalılık süresini doldurduğu, Vakıf Senedine göre 25 yıl sigortalılık, 5075 gün prim ödeme ve 46 yaş şeklindeki aylık bağlanma koşullarını tahsis talep tarihi itibariyle yerine getirdiği, Vakfa tâbi hizmetinin 2829 sayılı Kanun’a göre hizmet birleştirmesi yapılmaksızın yaşlılık aylığı bağlanması için yeterli olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacıya 01.11.2006 tarihinden itibaren davalı Vakıfça yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
    8. Yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı Vakıf vekili temyiz etmiştir.
    9. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.06.2015 tarihli ve 2015/10791 E., 2015/11945 K. sayılı kararı ile; “…Davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halk Bankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı bünyesinde 08.11.1982-31.10.2003 tarihleri arasında 20 yıl 11 ay 23 gün çalışmış, vakıf bünyesinde çalışmakta iken 4603 sayılı T.C. Ziraat Bankası, T. Halk Bankası Anonim Şirketi ve T. Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkındaki Kanunun geçici 1. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bankaların mevcut personeli yeniden yapılandırma sürecinde istekleri halinde 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair Kanun"un 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledileceğine dair düzenlemeler çerçevesinde istihdam fazlası personel olarak nakle tabi tutularak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesinde 657 sayılı Yasa kapsamında çalıştırılmak üzere naklen atamasının yapılmış ve T.C.Emekli Sandığı"na tabi olarak çalıştıktan sonra emekliye ayrılmış kendisine toplam hizmet süresi üzerinden Emekli Sandığı tarafından yaşlılık aylığı bağlanarak emekli ikramiyesinin ödendiği anlaşılmıştır.
    Uyuşmazlık, davacının hizmetlerinin T.C.Emekli Sandığı"ndan mı, yoksa T.C.Ziraat Bankası A.Ş. ve T.Halk Bankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfında mı birleştirilmesine ve giderek yaşlılık aylığının bu sosyal güvenlik kuruluşlarından hangisi tarafından bağlanması gerektiğine ilişkindir.
    Bu haliyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa"nın 60 vd. ile geçici 20 ve 2829 sayılı Yasa"nın 8. maddeleridir.
    Davacının, davalı vakfa hangi kurum kapsamında aylık bağlanacağına ilişkin müracaatta bulunduğu, cevabi yazıda, Emekli Sandığı"ndan bağlanılacağının belirtilmesi üzerine Emekli Sandığı"na müracaat ettiği ve 15.11.2006 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığı, davalı vakfa emeklilik müracaatının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
    Mahkemece, hizmet birleştirilmesinin zorunlu olmadığı, davacının vakıf bünyesindeki sigortalı çalışma süresinin davacıya vakıf mevzuatına göre aylık bağlanması için yeterli bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
    Hizmet birleştirmesinin zorunlu olmadığına ilişkin mahkeme kabulü yerindeyse de, davacı tercihini Emekli Sandığı"ndan emekli aylığı almak ve hizmet birliştirilmesi yapmak yönünde kullandığı anlaşılmakta olup, bu yönde tercih kullanıldıktan sonra feragat edilmesinin mümkün bulunmadığının gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
    O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
    10. Ankara 7. İş Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 2015/974 E.- 2015/1551 K. sayılı kararı ile; davacının emeklilik dilekçesini en son çalıştığı Tapu Kadastro Müdürlüğündeki personel servisine vermeden önce davalı Vakfa başvuruda bulunduğu, 27.07.2006 tarihli yazıda bağlı olduğu sosyal güvenlik kuruluşunun kanunla değişmiş olması nedeniyle Vakıf tarafından aylık bağlanmasının mümkün olmadığı, Emekli Sandığı tarafından emekli aylığı bağlanacağının bildirildiği, davacının Emekli Sandığından aylık bağlanması konusunda ısrarı veya bir tercihi bulunmadığı, emeklilik dilekçesinin personel servisi tarafından Emekli Sandığına gönderildiği, aylık bağlanmasının daha yüksek olan Vakıf aylığını talep etmesine engel teşkil etmeyeceği, bağlı olunan sosyal güvenlik kurumunun kanunla değiştirilmesinin söz konusu olmadığı, bu nedenle 2829 sayılı Kanun’un 8. Maddesinin ikinci fıkrasının uygulanma yeri bulunmadığı, ayrıca yargıda birlik ve bütünlüğünün sağlanması, farklı sonuçlar doğmasının engellenmesi bakımından da önceki kararda direnilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
    11. Direnme kararı süresi içinde davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK:
    12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; hem davalı Vakfa hem de dava dışı Emekli Sandığına tabi hizmetleri bulunan ve 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre hizmet birleştirilmesinin zorunlu olmadığı ihtilafsız olan eldeki davada, davacının tercihini hizmet birleştirilmesi ve Emekli Sandığından yaşlılık aylığı alma yönünde kullanıp kullanmadığı; burada varılacak sonuca göre münhasıran davalı Vakıftaki hizmetleri nedeniyle Vakıfça yaşlılık aylığı bağlanması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

    III. GEREKÇE
    13. Uyuşmazlığın çözümü için sosyal güvenlik, sosyal güvenlik hakkı, Sosyal Güvenlik Kurumları, özel sandıklar üzerinde kısaca durulmalıdır.
    14. Sosyal güvenlik, her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (Tuncay, A.Can/Ekmekçi, Ö: Sosyal Güvenlik Hukuk Dersleri, 18. Bası, İstanbul 2016, s: 5).
    15. Sosyal güvenlik, insanları sosyal risklere (iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, sakatlık, yaşlılık, ölüm, analık, işsizlik gibi) karşı koruma amacı güttüğünden bir amaç olarak sosyal sigortalar ile sosyal yardımlar ve hizmetler yolu ile gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
    16. Sosyal güvenliği temin etmede kullanılan teknikler bireysel ve kollektif olmak üzere ikiye ayrılabilir. Bireysel teknikte, kişi kendi sosyal güvenliğini kendisi sağlamaya çalışır. Bu kapsamda kişinin kazandığı parasının bir kısmını harcamayıp biriktirmesi başka bir deyişle tasarruf etmesi bireysel tekniktir.
    17. Kollektif sosyal güvenlik tekniklerinde başkasının işe karışması sözkonusudur. Tarih boyunca değişik kollektif sosyal güvenlik teknikleri uygulanmış ise de, artık günümüzde sosyal sigortalar adı altında en gelişmiş ve yaygın teknik uygulanmaktadır. Bir ülkede çalışanların maruz kalabilecekleri belli sayıdaki sosyal riskin, zorunlu olarak işçi ve işverenlerin de katılmasıyla devlet tarafından kurulup örgütlenen fakat özerk yönetilen bir kurum tarafından karşılanmasına yönelik bir sigorta tekniğidir. İlgililerin maddi katkısıyla gerçekleştirildiği için "katılımlı (ya da primli) sosyal güvenlik rejim"leri arasında yer alır. Genel olarak işçi-işveren ve devlet üçlüsünün mali desteğiyle gerçekleştirilir. Prim miktarı rizikonun ağırlığına değil, ücretin yüksekliğine göre belirlenir (Tuncay/Ekmekçi, s. 17).
    18. Sosyal güvenliğin insanları sosyal risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve Anayasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo- ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (Arıcı, K. : Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, Ankara 2015, s: 95). Diğer bir ifadeyle sosyal güvenlik hakkı ortaya çıkabilecek sosyal riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.04.2018 tarihli ve 2015/10-2678 E., 2018/678 K. sayılı kararı).
    19. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa) sosyal güvenliği üç maddede düzenlemiş olup, Anayasa"nın 60. maddesine göre, "Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." Bunun yanında 61. madde sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gereken kişileri saymıştır. Anayasa’nın 65. maddesine göre ise, "Devlet sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."
    20. Devlet kendisine Anayasa ile verilen sosyal güvenliği sağlama konusundaki ödevini yerine getirmek amacı ile sosyal güvenlik kurumları oluşturmuştur. Öncesinde işçileri kapsamına alan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (506 sayılı Kanun/ 506 sayılı SSK Kanunu) ile oluşturulan Sosyal Sigortalar Kurumu, memur ve sözleşmeli personele ilişkin 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile kurulan Emekli Sandığı, esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanların tabi olduğu 1479 sayılı Kanun ile kurulu Bağ-Kur bulunmakta idi. Daha sonra tarım işçilerinin sosyal güvenliği 17.10.2003 tarihli ve 2925 sayılı Kanunla Sosyal Sigortalar Kurumuna, tarımda bağımsız çalışanların sosyal güvenliği ise 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunla Bağ-Kur"a bırakılmıştı. 16.05.2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile kurulan Sosyal Güvenlik Kurumu dağınık hâlde bulunan üç sosyal güvenlik kurumunu kaldırarak hepsini bünyesinde toplamıştır.
    21. Bazı bankalar, sigorta ve reasürans şirketi, ticaret ve sanayi odaları ve borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler, burada çalışan personelin malüllük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere vakıf ya da dernek şeklinde özel sandıklar kurmuşlardı. 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesiyle bu sandıkların bazı şartları yerine getirmeleri kaydıyla, varlıklarını sürdürmelerine ve 506 sayılı SSK Kanunu kapsamı dışında kalmalarına olanak tanımıştır. Gerekli şartları yerine getirenler sosyal güvenlik alanında kanunla kurulmuş emekli sandıkları niteliğini kazanmışlardır.
    22. 506 sayılı Kanun 5510 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de, aynı madde hükmü gereğince hâlen yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesi kapsamında kurulan sandıklar varlıklarını devam ettirmekte olup bu sandıkların iştirakçileri ile aylık ve gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna devir tarihini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkili kılınmıştır.
    23. Uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 506 sayılı Kanun’un geçici 20. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, “Sözü edilen sandıkların mevzuatına tabi olarak geçen hizmetler ile emekli sandıkları kanunlarına veya malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak geçen hizmetler, yazılı istek halinde, 05/01/1961 tarihli 228 sayılı kanunun aylık bağlanmasına ilişkin esasları dairesinde birleştirilerek tahsis yapılır.” hükmü yer almaktadır.
    24. Bundan başka davada uygulanacak 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 8. maddesi üzerinde durmak gerekir.
    25. 2829 sayılı Kanun’un 8.maddesinde, “Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir.
    Ancak, malullük, ölüm, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununa göre yaş haddinden re"sen emekli olma (Ek ibare: 27/1/2000 - 4505/1 md.) süresi kanunla belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları kurumun kanunla değiştirilmesi hallerinde ilgililere hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca,kendi mevzuatına göre aylık bağlanır.” düzenlemesi bulunmaktadır.
    26. Uyuşmazlık tarihi itibariyle mevcut olan Sosyal Güvenlik Kurumları arasında norm ve standart birliği bulunmamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumları arasında, yalnızca aylıkların seviyesi bakımından değil, koruma kapsamına alınan tehlikeler ve hak kazanma şartları bakımından da farklılıklar olduğu belirgindir. Nitekim mülga Sosyal Sigortalar Kurumunun (SSK) en geniş kapsamlı koruma garantisi sağlayan sigorta kurumu durumunda olduğu, bilinen bir gerçektir.
    27. Önemli olan, hangi kurum olursa olsun, aynı külfete katlanan insanların aynı haklara sahip olmasının sağlanması olmalıdır. Esasen; Sosyal Güvenlik Kurumları"nın görevi Sosyal Sigorta Kanunları çerçevesinde kapsama aldıkları kişileri koruma garantisini sağlamaktır. Sigorta hukukunda amaç, yüksek standartta sosyal güvenlik sağlayan bir sistemin oluşturulmasıdır. Yine, sosyal sigortalar külfet-nimet dengesi üzerine kurulan kurumlardır. O nedenle, külfetin (çalışıp primleri ödemek) karşılığının alınmaması sosyal güvenlik sisteminin amacıyla bağdaşmaz ve böyle bir uygulamada kabul edilemez. Buna, aksi bir yorum, sisteme duyulan güveni ortadan kaldırır. En önemlisi, yükümlülüklerini zamanında yerine getirenlerin bir anlamda cezalandırılması olur ki, bu sosyal adalet duygusunu aşındırır.
    28. Öte yandan çalışıp inanıp güvenerek, primlerini ödeyen sigortalı katlandığı külfetin karşılığını da alamayacaktır. Farklı bir anlatımla, en fazla ödediği hâlde, en az alacaktır. Bu durum külfet-nimet dengesini bozacağından, üstün görülemez. Dahası, yasanın aradığı koşulları yerine getiren özellikle istenilen hizmet sürelerini çalışıp dolduran ve primlerini düzenli bir şekilde ödeyen sigortalının buna uygun hakkını alması da zorunludur.
    29. Esasen 2829 Sayılı Kanun’un amacı hiçbir kurumdaki hizmeti aylık bağlanmasına yeterli olmayan sigortalı ve hak sahiplerine aylık bağlanmasını sağlamak ve değişik kurumlardaki hizmetler birleştirilerek ziyan olmasını önlemektir.
    30. 2829 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde, bu Kanun’un çeşitli sosyal güvenlik kuruluşlarına tâbi işlerde çalışanları, bu işlerde geçen sürelerinin ziyan olmadan birleştirilmesi ve bir düzene bağlanması amacı ile sigortalılar lehine getirildiği, bununla birlikte sigortalının kendisine daha avantajlı bir kuruma geçerek kötü niyetli bir şekilde buradan daha iyi şartlarla emekli olma şeklindeki işlemleri ise bir kural altına alma ve kurumlar arasındaki kaymaları önleyerek, belirli kurallara bağlama amacıyla çıkarıldığı açıklanmaktadır.
    31. Ayrıca getirilen sistemde, kişinin kendi elinde olmayan sebeplerle görevden ayrılmasını gerektiren malullük, ölüm ve 5434 sayılı T.C Emekli Sandığına göre yaş haddinden emekli olma hâllerinin her kurumun kendi mevzuatı içerisinde bırakıldığı ve bu suretle hak kayıplarına sebebiyet verilmemesinin sağlandığı belirtilmiştir.
    32. Yine bu anılan Kanun’un uyuşmazlıkla ilgili 8. maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesinde; bu madde ile hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle yapılacak aylık bağlanma işlemlerinde, son sosyal güvenlik kuruluşu mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan kolaylık ve istismarların önlenmesi amacı ile yeni bir düzenleme yapıldığı ifade edildikten sonra, kişilerin ellerinde olmayan nedenlerle görevlerinden ayrılmalarını gerektiren malullük, ölüm, 5434 sayılı Kanun uyarınca yaş haddinden resen emekliye sevk edilme hâlleri için istisna getirildiği, maddenin son fıkrasında birleşik hizmet süresi üzerinden bu madde ile getirilen şartları haiz olmadıklarından aylık bağlanamayacaklar hakkında uygulanacak işlemin belirtildiği açıklanmıştır.
    33. O hâlde bu Kanun ile, bir kurumdaki sigortalılık süresinin emeklilik için yeterli olmaması durumunda farklı sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olarak geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesinin bir sisteme bağlanması; sigortalıların hak kayıplarının yaşanmamasının yanı sıra, son olarak avantajlı şartlar sunan bir kuruma geçip, buradaki kısa süreli bir çalışma sonucunda son tâbi olduğu kurumdan emekli olma şeklinde gerçekleşen kurumlar arasındaki kaymaları önlemek amacı ile çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
    34. Açıklanan bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2002 tarihli ve 2002/21-132 E., 2002/139 K. ile 10.03.2010 tarihli ve 2010/10-126 E., 2010/133 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
    35. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının dava dışı Ziraat Bankasında, T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı iştirakçisi olarak çalışmakta iken, 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Türkiye Halbankası Ve Türkiye Emlak Bankası Hakkında Kanun kapsamında nakle tabi tutularak 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 22. maddesi uyarınca Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Edirne Tapu ve Kadastro XIV. Bölge Müdürlüğüne atandığı, önceki işyeri ile ilişiğinin 31.10.2003 tarihinde kesildiği, atandığı kurumda sosyal güvenlik bakımından Emekli Sandığı ile ilişkilendirildiği, çalışması devam ederken Vakıftan emekli aylığının nereden bağlanacağının bildirilmesini talep ettiği, Vakıfça davacıya hitaben yazılan 27.07.2006 tarihli ve 3541 sayılı yazıda, 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumunun kanunla değiştirilmesi nedeniyle emeklilik konusunda Emekli Sandığı ile irtibata geçmesi gerektiğinin bildirildiği, davacının “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü” başlıklı “Emeklilik Belgesi”ne yazdığı 28.07.2006 tarihli dilekçesi ile 25 hizmet yılını doldurması nedeniyle emekliye ayrılmak istediğini belirttiği, personel daire başkan vekili imzası ile genel müdürlüğe hitaben yazılan yazı ile davacının 5434 sayılı Kanun’un 39/B maddesi gereğince emekliye ayrılmasının onaya sunulduğu, genel müdür vekilinin 25.08.2006 tarihinde “uygundur” şerhi ile bu yazıyı imzaladığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 31.10.2006 tarihli ve 40928 sayılı üst yazısı ile de, emeklilik talebinin Emekli Sandığına gönderildiği, Sandık kayıtlarına 01.11.2006 tarihli ve 2546454 sayısı ile girdiği, Vakıftaki hizmetleri de birleştirilerek davacıya 15.11.2006 tarihinden itibaren 5434 sayılı yasa hükümlerine göre emekli aylığı bağlandığı görülmüştür.
    36. Bu maddi olgular kapsamında davacının Vakıftaki hizmetleri ile Emekli Sandığındaki hizmetlerinin birleştirilmesinin zorunlu olmadığı konusunda mahkeme ile Özel Daire arasında ihtilaf bulunmamaktadır.
    37. Ancak zorunluluk olmamasına rağmen davacının tercihini farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmetlerinin birleştirilmesi ve Emekli Sandığından emekli aylığı alma yönünde kullanıp kullanmadığı uyuşmazlığın temelini oluşturmakta olup, somut olayda davacının davalı Vakfa verdiği ve Vakıf kayıtlarına 25.07.2006 tarihli ve 20732 kayıt numarası ile giren dilekçe içeriği dikkate alındığında, aslında Vakıftan emekli olmak istediği, Vakıfça Emekli Sandığı ile irtibata geçmesi bildirilerek Emekli Sandığına yönlendirildiği, emeklilik dilekçesinde de hizmetlerinin birleştirilmesi ve Emekli Sandığından emekli olmak istediğine ilişkin bir ifade yer almadığı, emeklilik dilekçesinin çalıştığı kurum tarafından Emekli Sandığına gönderildiği, bu nedenle de davacının tercihini hizmet birleştirilmesi ve Emekli Sandığından emekli olma yönünde kullanmadığı sonucuna varılmıştır.
    38. Davacının tercihini hizmetlerinin birleştirilmesi ve Emekli Sandığından emekli olma yönünde kullanmadığı kabul edildiğinden, bu kez münhasıran Vakıftaki hizmetlerine göre yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı hususunun irdelenmesi gerekmekte olup, dosya içeriğinden 08.11.1982-31.10.2003 tarihleri arasında Vakıf sigortalısı olan davacının 07.03.1978-07.11.1979 tarihleri arasındaki 1 yıl 8 aylık (600 günlük) askerlik süresini borçlandığı, bu şekilde sigortalılık başlangıç tarihinin 08.03.1981, prim ödeme gün sayısının ise 8153 olduğu, 4447 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08.09.1999 tarihi itibariyle sigortalılık süresi 18 yıl 3 ay olup Vakıf Senedinin Geçici 14.maddesinin (A) bendindeki şartları taşımamakta ise de, Senedin (B) bendine göre 23.05.2002 tarihi itibariyle sigortalılık süresi 21 yıl 2 ay olmakla (B) bendinin (c) alt bendi uyarınca yaşlılık aylığına hak kazanmak için 25 yıl sigortalılık, 46 yaş ve 5075 prim gün sayısı şartlarını yerine getirmesi gereklidir. 03.07.1958 doğumlu olan davacının 19.10.2006 tahsis talep tarihi itibariyle bu şartları yerine getirmekle münhasıran Vakıftaki hizmetleri nedeniyle yaşlılık aylığına hak kazandığı anlaşılmıştır.
    39. O hâlde usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.

    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Davalı T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve T. Halkbankası A.Ş. Mensupları Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının ONANMASINA,
    Gerekli temyiz harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
    Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.11.2020 tarihinde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.






    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi