11. Hukuk Dairesi 2015/9854 E. , 2016/4871 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/03/2015 tarih ve 2014/1134-2015/333 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin murisi ..."in ..."nin hissedarı olduğunu, bu şirketin davalıya devredildiğini, davalının "... isminde bir ortağı olmadığını, ancak ... isminde bir ortağı olduğunu" bildirdiğini, isimlerin özensiz olarak kayda geçirildiğini ileri sürerek müvekkilinin murisi ..."in davalıya devredilen ..."nin hissedarı olduğu hususunun tespitini, murisin hisseleri karşılığı tahakkuk etmiş olan ve bugüne kadar ödemesi yapılmayan kâr paylarının tespitini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere tespit edilecek kâr paylarının faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kayıtlarda ... isminde bir ortağın tespit edildiğini, ancak davacının murisinin ... olduğunu belirttiğini, davacının murisinin şirket hissedarı olduğunun tespiti halinde dahi, müvekkilinin kâr payı dağıtımı yapmadığını, elde edilen kârların sermayeye eklendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, genel kurul kararlarında, şirket bilançosunda yer alan vergi, fon ve kanuni yedekler ayrıldıktan sonra kalan safı kârın şirket bünyesinde bırakılmasına oybirliği ile karar verildiği, dolayısıyla davalı şirketin ve ..."nin 2005, 2004 ve 2003 genel kurullarında kârın şirket bünyesinde bırakıldığı, önceki tarihli genel kurullarda da kâr dağıtım kararı alınmadığı, kural olarak kâr paylarının dava yoluyla istenebilmesi için öncelikle kâr payı dağıtımı konusunda genel kurul tarafından alınmış bir kararın bulunması gerektiği, ancak bu hususta bir karar alınmadığı, bu kararın iptali için yasal yollara başvurulmadığı, bu sayede tüm ortaklar için bağlayıcı hale geldiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Mahkemece davanın reddine dair verilen kararı temyiz eden davacı vekilinin temyiz dilekçesine cevap veren davalı vekili bu dilekçesinde kararın düzeltilerek onanmasını istemişse de katılma yoluyla temyiz dilekçesinin, temyiz defterine kaydedilmediği ve temyiz harcının yatırıldığına dair makbuzun da dosya kapsamında bulunmadığı tespit edilmiştir. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HUMK"nın 434. maddesinde açıklanmış olup, buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, yasal süre içerisinde temyiz harcının yatırılmış olması gerekmektedir. Bu itibarla davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- Dava, davalı şirket hissedarlığının tespiti ve kâr paylarının tespit ve tahsili istemine ilişkindir. Davacı, davalı şirket kayıtlarında görülen ... isimli kişi ile murisi ..."in aynı kişi olduğunu iddia etmiş ve hissedar sıfatı ile pay bedeli ödemesine dair olduğunu ileri sürdüğü makbuzları ibraz etmiştir. Mahkemece, görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti de davacının murisinin pay taahhüdünden kaynaklanan borcunu yerine getirerek ..."nin ortağı sıfatını kazandığı yönünde görüş belirtmiştir. Mahkemece, davacının murisi ..."in yaptığı ödemeler değerlendirilerek davalı kayıtlarında görünen ..."nin davacının murisi ile aynı kişi olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hazurun cetvelinin tek başına pay sahipliği hakkını doğuran, ihdas eden veya yansıtan bir işlev gücüne sahip bulunmadığı şeklindeki yetersiz gerekçe ile hissedarlığın tespiti talebi yönünden de davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.