14. Hukuk Dairesi 2009/14265 E. , 2010/348 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.10.2002 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve birleşen dava ile temliken tescil ve tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.07.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Karşı davada Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayanılarak temliken tescil ve tazminat istemlerinde bulunulmuştur.
Mahkemece, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile bilirkişinin 16.10.2003 tarihli raporunda A harfi ile gösterilen 5.40 m2 lik kısmın bedeli olan 270. Liranın ödenmesi koşuluyla taşkın kısmın karşı davacının maliki olduğu 209 ada 17 parselle birleştirilerek karşı davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davanın davacısı temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun m. 684/1 ve 718/2. maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, anılan hüküm;
"Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir" şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.
2-Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
3- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli ve 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet iddia ve savunması def"i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır.
Taşkın binanın bulunduğu taşınmaz maliki veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin, taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır. (Sübjektif koşul)
4- Bu tür davalarda üzerinde önemle durulması gereken diğer bir koşul da halin icabından taşkın inşaatın yıkılması gerekip gerekmediğinin saptanmasıdır. Uygulama ve doktrinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen bu şarttan inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması halinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının mukayese edilmesi anlaşılmalıdır. Değer kaybı, sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle Türk Medeni Kanununun 4., Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde en uygun şekilde tespit ve takdir edilmeli, önceden ödenen bedel var ise mahsup edilmek suretiyle arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
5-Aranacak diğer bir koşulda taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşturacak şekilde veya ait olduğu taşınmazla birleştirilerek ifrazen tescilinin mümkün olması koşuludur.
Somut olayda özellikle iki sorun üzerinde durulması gerekmektedir.
Bilirkişi raporunda davalı ve karşı davacıya ait taşınmaz üzerindeki yapının toplam değeri. 5077.80 TL bulunmuştur. Yapı temeli taş duvarlı kerpiç çamur sıvalı ve üzeri ağaç ve çatı ile kaplı tek katlıdır. Yine bilirkişi raporuna göre davacının maliki olduğu 209 ada 18 sayılı parsele taşan kısım yıkıldığı takdirde binanın diğer kısmına verilecek zayiat oranı %25’den ibarettir. Demek oluyor ki, karşı davanın kabulünde aranacak unsurlar arasında bulunan “durum ve koşulların haklı göstermesi” olgusu eldeki davada bulunmamaktadır. Kısaca davalıya ait binanın davacı parseline tecavüzlü kısmının yıkılarak kaldırılması olanaklıdır. Mahkemece bu yönün gözden kaçırılması doğru olmamıştır.
Diğer taraftan, yetkili merci olan belediyece imar kanunu gereği ifraz için tevhit ve işlemlerin yapılması gerektiği belirtmiştir. Yani taşınmazların bulunduğu ada ve parsellerde ifraz ve tevhit işlemleri yapılmadan 18 sayılı parselden bilirkişi krokisinde A harfi ile gösterilen kısmın davalı ve karşı davacının 17 parseline eklenerek tescili olanaksızdır. Mahkemenin bu saptamayı da gözden kaçırması doğru değildir.
Yapılan açıklamalara göre davada hem “durum ve koşulların haklı gösterilme” olgusu hem de ifrazen tescil olanağı bulunmadığından davanın reddi yerine istek hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 21.01.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.