Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2016/1048
Karar No: 2020/998
Karar Tarihi: 02.12.2020

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/1048 Esas 2020/998 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2016/1048 E.  ,  2020/998 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi


    1. Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kocaeli 1. İş Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    2. Direnme kararı davacı ... (SGK/Kurum) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

    I. YARGILAMA SÜRECİ
    Davacı İstemi:
    4. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; Kurum sigortalısı ...’ın eşi davalı ..."ın kullandığı ... plakalı araçta 03.08.2011 tarihinde yolcu olarak bulunduğu sırada ..."ın direksiyon hâkimiyetini kaybederek bariyerlere çarpması sonucu gerçekleşen trafik kazası nedeniyle yaralandığını, sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği kapsamında ödeme yapıldığını, davalı ...’ın olayda tam kusurlu olduğunu, davalı ... şirketi tarafından ... plakalı araç için zorunlu mali sorumluluk sigortası düzenlendiğini, sigortalı ...’a 3.661,39TL geçici iş göremezlik ödeneği verildiğini ileri sürerek 5510 sayılı Kanun’un 21, 39 ve 76. maddeleri kapsamında 3.661,39TL"nin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ve yargılama gideri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı Cevabı:
    5. Davalı ... Anonim Şirketi vekili; ... plakalı aracın 22.05.2011-22.05.2012 tarihleri arasında zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalandığını, davaya konu olayın iş kazası veya meslek hastalığı olmadığını, rücuya konu edilemeyeceğini, ayrıca 5512 sayılı Kanun’un 21. maddesindeki düzenleme gereğince sigortalıya yapılan ödemenin en fazla yarısının kusur oranında istenebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
    6. Davalı ...; olay günü aracının önünde seyreden tırın yanlış şerit değiştirmesi neticesinde düz yolda tek taraflı kaza yaptığını, eşinin ve kendisinin ağır yaralandığını, araçlarının pert olduğunu, Kurumun talep ettiği miktarın sigorta şirketinden alınması gerektiğini belirterek kendisi yönünden davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
    Mahkeme Kararı:
    7. Kocaeli 1. İş Mahkemesinin 12.03.2015 tarihli ve 2013/769 E., 2015/64 K. sayılı kararı ile; Kurum sigortalısı ..."ın olay tarihinde eşi olan ..."ın yönetimindeki araçta yolcu olarak bulunduğu sırada 03.08.2011 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sonucu yaralandığı, sigortalının hak sahibi olan davalı ..."ın olayın meydana gelmesinde kusuru olduğu ancak ... yönünden hak sahibi sıfatı bulunması nedeniyle Kurum zararını ödemekle sorumlu tutulamayacağı ve ..."ın kusurlu olması dolayısıyla zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında davalı ... şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
    Özel Daire Bozma Kararı:
    8. Kocaeli 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
    9. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.04.2015 tarihli ve 2015/9033 E., 2015/8075 K. sayılı kararı ile; "...Dava, trafik kazası geçirerek yaralanan sigortalı ..."a yapılan geçici iş göremezlik ödemeleri nedeniyle meydana gelen Kurum zararının tahsili istemine ilişkindir.
    Mahkemece, ilâmda belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
    1-Dosya kapsamı, toplanan deliller ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı avukatının aşağıda belirtilen temyiz itirazları dışında kalan, sair temyiz itirazlarının reddine
    2-Dava, 03.08.2011 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanan sigortalı ..."a ödenen geçici iş göremezlik ödemelerinin davalı sürücü ve sigorta şirketinden tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasa"nın 21/4. maddesidir.
    Mahkemece, 5510 sayılı Yasa"nın 21. maddesinin son cümlesi uyarıca, tazmin sorumlusu 3. kişinin aynı zamanda sigortalının eşi olması nedeniyle rücû engeli bulunduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmişse de; anılan düzenleme; " iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücû edilmez" hükmü öngörülmüş olup, sigortalının ölmediği gözetildiğinde, anılan düzenlemenin eldeki davada uygulama yeri bulunmadığı açıktır.
    Öte yandan; davalının kullandığı otomobil ... tarafından, davalı ... şirketine kaza tarihini kapsayacak şekilde zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi ile sigortalanmıştır. Bilindiği üzere zorunlu mali mesuliyet sigortasında sigortacı, KTK 91. maddesiyle, işletenin aynı Yasa"nın 85/1. maddesinde öngörülen hukuki sorumluluğunu üzerine almış bulunmaktadır. Anılan maddeye göre, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına sebep olursa işletenin bu zarardan sorumlu olacağı hükme bağlanmış bulunmaktadır. Sigortacının bu kapsamdaki sorumluluğunu sınırlayan aynı Yasa"nın 92/a maddesinde işletenin bu yasa uyarınca eylemlerinden sorumlu olduğu kişilere karşı yöneltebileceği tüm zarar talepleri zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamı dışında tutulmuştur. Zorunlu mali mesuliyet sigortasının asıl amacı, işletenin 3. kişilere karşı olan hukuki sorumluluğunu güvence altına almak olduğuna göre, işletenin, diğer bir deyişle zorunlu mali mesuliyet sigortası yaptıranın ve onun emir ve talimatıyla hareket eden kişilerin eylemleri sonucu, işletende veya işletenin emir ve talimatıyla hareket eden kişilerde meydana gelen zararları güvence altına almayacaktır.
    Zarar gören sigortalının açamayacağı davayı, hâlefi sıfatıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının da açamaması gerekirken, mahkemenin davalı ... şirketi aleyhine açılan davanın reddi gerektiğinden, Mahkemece, sigorta şirketi hakkında verilen ret kararının bu gerekçeyle yerinde olduğu anlaşılmıştır.
    Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, davalı ... yönünden davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
    O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    Direnme Kararı:
    10. Kocaeli 1. İş Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli ve 2015/196 E., 2015/311 K. sayılı kararı ile; sigortalıyı ve hak sahiplerini korumaya yönelik olan düzenlemelerin dar yorumlanmasının kanunun amacına uygun olmadığı gerekçesiyle ve önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
    Direnme Kararının Temyizi:
    11. Direnme kararı süresi içinde davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    II. UYUŞMAZLIK
    12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Kurum tarafından ... için yapılan geçici iş göremezlik ödeneğinin tahsiline ilişkin eldeki rücuen tazminat davasında, kusuru ile sebebiyet verdiği trafik kazasında aynı zamanda eşi olan sigortalı ...’ın yaralanmasına sebep olan ...’ın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun’un 21/4. maddesi kapsamında sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.

    III. GEREKÇE
    13. 5510 sayılı Kanun Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda Kurumun rücu hakkı farklı konumdaki sigortalıları da içerecek şekilde 21, 23, 39 ve 76. maddelerinde düzenlenmiştir. Dava konusu uyuşmazlık ise 5510 sayılı Kanun"un 21. maddesinde “İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu” başlığı altında;
    “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.
    İş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi hâlinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir.
    Çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gerektiği belirtilen işlerde, böyle bir rapora dayanılmaksızın veya eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalının, bu işe girmeden önce var olduğu tespit edilen veya bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılması sonucu meydana gelen hastalığı nedeniyle, Kurumca sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverene ödettirilir.
    İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.
    İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücû edilmez. Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücû edilmez.”
    Şeklinde düzenlenmiştir.
    14. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin dördüncü fıkrasında iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık nedeniyle sigortalıya yapılan ödemeler üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, bu ödemelerin 3. kişiden alınacağı açıkça belirtilmiştir. Yine Kanun’un 21. maddesinin beşinci fıkrasında bir üst fıkra için istisna oluşturacak hâller sınırlı şekilde belirtilmiştir. Kanun açıkça iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücu edemeyeceğini belirtmiştir. Kanunun buradaki amacı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 135. maddesi gereğince alacaklı ve borçlunun birleşmesi sonucunu nasıl borç sona eriyorsa, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sigortalının ölmesi durumunda hak sahiplerine ölüm geliri bağlamasından dolayı Kurum tarafından tekrar rücu yapılmasının engellenmesidir.
    15. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 5. fıkrasında sadece iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle sigortalının ölmesi durumunda kusuru bulunan hak sahiplerine rücu edilemeyeceği belirtilmiştir. Başka bir deyişle hastalık sigortası kapsamında yapılan geçici iş göremezlik ödeneği istisna kapsamına alınmamıştır. İstinasların dar yorumlanması hukukun genel ilkeleri arasında olmakla birlikte, Kanun’un 21. maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme emredici bir düzenlemedir. Bu kısımda yeri gelmiş iken emredici hukuk kurallarının özelliğini belirtmekte yarar bulunmaktadır. Emredici nitelikte hüküm, hiçbir kimsenin, hiçbir makamın, hiçbir tarafın aksi tasarrufta bulunmayacağı, kesin olarak uygulamak zorunda olunan kanun hükümleridir. Rücu davalarının yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin de düzenlenme amacı ve sosyal güvenlik hukukunun özelliği göz önüne alındığında, emredici nitelikte bir madde olduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır. Mahkeme emredici düzenlemelerin gereğini yerine getirmek zorunda olup, bu gibi emredici hükümlerin dışında bir uygulamayla sonuca gidilmesi mümkün değildir.
    16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, sosyal güvenlik hukukun geniş yorumlanması gerektiği, Kanunda ölüm hâlinde Kurum tarafından rücu yapılmasının yasaklandığını, bu durumda yaralanma hâlinde evleviyetle rücunun mümkün olmadığı ve direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

    IV. SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    Davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
    Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 02.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.



    KARŞI OY


    1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki temel uyuşmazlık “Kurum tarafından sigortalı için yapılan geçici iş göremezlik ödeneğinin tahsiline ilişkin eldeki rücuen tazminat davasında, kusuru ile sebebiyet verdiği trafik kazasında aynı zamanda eşi olan sigortalının yaralanmasına sebep olan eşinin üçüncü kişi sıfatı ile 5510 sayılı Kanun’un 21/4. maddesi kapsamında sorumlu tutulup tutulmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
    2. Yerel mahkemenin “Kurum sigortalısının olay tarihinde eşinin yönetimindeki araçta yolcu olarak bulunduğu sırada gerçekleşen trafik kazası sonucu yaralandığı, sigortalının hak sahibi olan eşinin olayın meydana gelmesinde kusuru olduğu, ancak kurum sigortalısı yönünden hak sahibi sıfatı bulunması nedeniyle Kurum zararını ödemekle sorumlu tutulamayacağı ve eşin kusurlu olması dolayısıyla zorunlu mali mesuliyet sigortasında sigortacının da sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davalı kurum tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece “Yerel mahkeme tarafından 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin son cümlesi uyarıca, tazmin sorumlusu 3. kişinin aynı zamanda sigortalının eşi olması nedeniyle rücû engeli bulunduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, söz konusu düzenlemenin iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümlerde uygulanabileceği, eldeki davada ise sigortalının ölmediği, davalı ... şirketi yönünden verilen red kararının yerinde olduğu, ancak sigortalı kazaya neden olan eş yönünden davanın kabulü gerektiği” belirtilerek karar bozulmuştur.
    3. Yerel mahkemenin “5510 sayılı Yasa"nın 21/4. maddesinde, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı ve hastalıktan dolayı sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemelerin zarara sebep olan üçüncü kişilerden rücu edilerek alınabileceği düzenlendiği, aynı maddenin 5. fıkrasında, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Yasa uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine Kurumca rücu edilemeyeceği düzenlemesine yer verildiği, aynı Yasa"nın 39/1. maddesinde üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malul veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü hâlinde hak sahiplerine, bu Yasa uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edileceği düzenlemesi yapıldığı, aynı Yasa"nın 3. maddesinin 1. fıkrasının 7. bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü hâlinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, ana ve babasının hak sahibi olduğu düzenlemesine yer verildiği, davalının 2005 yılından beri kurum sigortalısının eşi olduğu, sigortalının geçici iş göremez duruma gelmesinde kusurlu olan hak sahibine rücu edileceğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, geçici iş göremezlik durumuna göre daha ağır bir sonuç olan ve Kurumun daha fazla zarar olasılığının bulunduğu sigortalının ölümü olayında dahi olayda kusuru olan hak sahibine rücu edilemeyeceği yönündeki düzenlemenin her bakımdan daha hafif bir sonuç olan geçici iş göremezlik durumunda uygulanmamasının hukuk düzeni tarafından korunamayacağı, çoğun içinde azın da bulunduğu, sigortalıya Kurum tarafından verilen geçici iş göremezlik ödeneğinin sigortalı ile aynı evde yaşayan eşinden tahsil edilmesinin dolaylı olarak sigortalıdan tahsili anlamına geldiği, bunun ise yasal düzenlemenin ruhuna aykırı olduğu, sigortalıyı ve hak sahiplerini korumaya yönelik olan düzenlemenin dar yorumlanmasının hukuksal olmadığı” gerekçesi ile verdiği direnme kararının kurum tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile Özel Daireni bozma gerekçesi benimsenerek “5510 sayılı kanunun 24/3 maddesindeki rucüya ilişkin düzenlemenin iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümlerde uygulanabileceği, eldeki davada ise sigortalının ölmediği, davalı ... şirketi yönünden verilen red kararının yerinde olduğu, ancak sigortalı kazaya neden olan eş yönünden davanın kabulü gerektiği” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
    4. Çoğunluk görüşü aşağıda açıklanan gerekçeler sosyal güvenlik hakkının niteliği, sigortalı lehine yorum ilkeleri dikkate alındığında isabetli değildir.
    5. Anayasa"nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti"nin sosyal bir hukuk devleti olduğu, Anayasa"nın 49. maddesinde, “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” denilmekte, 60. maddesinde ise, “Herkesin, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin, bu güvenliği sağlayacak tedbirleri almak ve teşkilatı kurmakla yükümlü olduğu” belirtilmiştir. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir.
    6. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Sosyal Sigortalar Mevzuatında, kanun hükümleri uygulanırken “Sosyal sigortalar hukukundaki sigortalı lehine yorum ilkesi ile istisnaların dar yorumlanması esasından hareket edilmesi” gerekir.
    7. Diğer taraftan Hukuk Genel Kurulu’nun 03.02.2010 tarih, 2010/58 Esas, 2010/10-20 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; başkasına ait bir borç nedeniyle alacaklıyı tatmin eden kişinin, onun haklarını kanunda belirtilen durumda ve tatmin ettiği oranda kendiliğinden elde etmesine hâlefiyet denir. Rücu hakkı ise başkasına ait borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeyi amaçlayan tazminat niteliğinde bir istem hakkıdır. Gerçekte de; halefiyet ve rücu, aynı amaca, zarar görenin (alacaklının) tatmin edilmesine yönelik birbiri ile çok yakından ilgili iki hukuksal kurum olarak görülmektedir. Nitekim; her ikisinde de, başkalarına ait borcu yerine getiren kişinin, asıl borçluya karşı bir alacak elde etmesi ve bu hakka dayanarak borçludan bir istemde bulunması bu sonucu doğrulamaktadır. Bir borcu yerine getiren kimsenin alacaklının haklarına halef olabilmesi için halefiyetin kanunda açıkça öngörülmüş bulunması gerekir. Kanunda açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir. halefiyet kanununda belirtilmiş belirli durumlarda doğar. Diğer bir anlatımla halefiyet hâlleri sınırlı sayıda olma (numerus clausus) kuralına bağlıdır. Kanunda açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir.
    8. 5510 sayılı Genel Sağlık ve Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 39/1 maddesine göre “Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü hâlinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir". Maddenin ikinci fıkrasına göre ise “Malûllük, vazife malûllüğü veya ölüm hâli, kamu görevlilerinin veya er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan aylıklar için Kurumca, kurumuna veya ilgililere rücû edilmez.".
    Aynı Kanunun iş kazası ve meslek hastalığında rücu hükümlerini düzenleyen 21. maddesine göre “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir(21/4). İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücû edilmez (21/5).".
    9. Görüldüğü gibi ister iş kazası veya meslek hastalığı olsun, isterse kastı veya kusuru ile olsun düzenlemede sigortalı ölmüş ise hak sahiplerine yapılan ödemeler rücu edilememektedir. Burada hak sahibinin üçüncü kişi olmadığı açıktır. Yerel mahkemenin gerekçesinde açıkladığı gibi sigortalının ölümü hâlinde ölüme sebepte olsa hak sahibi olan eşe kurumun meydana gelen zararı rücu etme olanağı bulunmadığı hâlde, yaralanmada aksine bir yorumla eşin üçüncü kişi kabul edilerek kurum zararının tahsilini istemek, sosyal güvenlik hakkının özüne, sigortalı lehine yorum ve dar yorum ilkelerine aykırıdır. Sigortalı eşin üçüncü kişi kabul edilerek bu şekilde rücu etme, aslında sonuç itibari ile sigortalıya bir ödeme yapılmadığı sonucunu doğuracak ve dolaylı olarak da sigortalının sosyal güvenlik hakkının ihlaline neden olacak bir uygulama olacaktır. Ayrıca açıklandığı üzere halefiyet sınırlı sayıda olma kuralına, kısaca dar yoruma tabidir. Sigortalı eşin üçüncü kişi kabul edilerek, sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin istenmesi, halefiyet esasına da aykırıdır.
    10. Sonuç itibari ile sigortalı eşin yaralanmasına neden olan eşi, üçüncü kişi değildir. Sigortalı lehine ve dar yorum ilkeleri göz ardı edilerek, sosyal güvenlik hakkının dolaylı olarak ihlaline neden olmuştur. Yerel mahkemenin direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır.





    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi