
Esas No: 2017/1549
Karar No: 2020/1008
Karar Tarihi: 08.12.2020
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1549 Esas 2020/1008 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalılar ... ve arkadaşları vekili ile dahili davalı Orman İdaresi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda dahili davalı Orman İdaresinin temyiz dilekçesinin reddine, davalılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiş, ... ve arkadaşları vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda davalılar ... ve arkadaşları yönünden onama kararı kaldırılarak karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılar ... ve arkadaşları vekili ve dahili davalı-karşı davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı 07.09.2007 havale tarihli dava dilekçesinde; ...köyü köy içinde kain 242, 389, 630 parsel sayılı taşınmazların maliki olduğunu ancak kadastro çalışmaları sırasında anılan taşınmazların yüzölçümlerinin eksik ölçülerek 242 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının 241 parsel sayılı taşınmaza, 630 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının 628 ve 629 parsel sayılı taşınmazlara, 389 parsel sayılı taşınmazın da bir kısmının 385, 386, 387 ve 388 parsel sayılı taşınmazlara dahil edildiğini, parsel numaraları belirtilen taşınmazların muristen intikal ettiğini ancak 20 yıldan daha fazla süre öncesinde taksim yapıldığını ve taksime uygun şekilde taşınmazların zilyedi olduğunu ileri sürerek mahallinde keşif icrası ile belirlenecek kendisine ait kısımların davalı parsellerden iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davacı vekili, 17.11.2008 havale tarihli dilekçesi ile Orman İdaresini, 18.03.2011 havale tarihli dilekçesi ile Hazineyi davaya dahil etmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalılar ..., ... ve ... vekili; cevap dilekçesi sunmamış, yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
7. Davaya dahil edilen Orman Genel Müdürlüğü vekili 02.02.2009 tarihli cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazların hava fotoğrafları ile memleket haritası ve amenajman planında kapalı Y rumuzu ile işaretlendiğini, arazinin meylinin %12’den fazla olup 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca orman sayılan yerlerden olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
8. Davaya dahil edilen Hazine vekili 04.08.2011 havale tarihli davaya karşı talep ve cevap dilekçesinde; nizalı taşınmazın evveliyatının orman olduğunu, tapu veya zilyetlikle ormandan yer kazanılmasının mümkün olmadığını belirterek nizalı parselin tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı:
9. Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.05.2011 tarihli ve 2007/75 E., 2011/92 K. sayılı kararı ile; keşifte dinlenen tanıklar ve mahalli bilirkişilerin beyanları karşısında dava konusu taşınmazların tarafların ortak murislerinden kendilerine taksimen intikal ettiğinin tartışmasız olduğu, dava konusu taşınmazları davacının ve dosyada mevcut mirasçılık belgesine göre murisi olan ... ..."in 20 yıldan fazla süre ile zilyet olarak kesintisiz şekilde ekip biçtiğinin kanıtlandığı, senetsiz ve belgesizden edinilen taşınmazların miktarının 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 14. maddesinde yer alan sınırları aşmadığı ve davacının iddialarının haklılığının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 08.10.2010 havale tarihli fen bilirkişi raporu eki krokisinde 388 parselin (D) harfi ile gösterilen 499,48 m2"lik kısmının, 386 parsel parselin (F) harfi ile gösterilen 134,39 m2"lik kısmının, 385 parselin (G) harfi ile gösterilen 680,25 m2"lik kısmının, 387 parselin (E) harfi ile gösterilen 84,21 m2"lik kısmının, 241 parselin (H) harfi ile gösterilen 4.472,95 m2"lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, dahili davalılar ... ve Orman İdaresi aleyhine açılan davanın reddine, dava konusu 628 ve 629 parsel sayılı taşınmazlar yönünden açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu yönünden reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
10. Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve arkadaşları vekili, dahili davalı Orman İdaresi vekili ve dahili davalı-karşı davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 19.01.2012 tarihli ve 2011/13059 E., 2012/363 K. sayılı kararı ile; “…Yapılan incelemede; gerekçeli kararın 2 numaralı bendinde; “Dahili davalılar Hazine ve Orman Yönetimi aleyhine açılan davanın reddine,” dendiği halde, yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı son oturumda oluşturulan kısa kararda bu konuda karar verilmediği anlaşılmıştır. Oysa, kısa kararla gerekçeli kararın çelişik olması mutlak bozma nedeni oluşturur (İ.B.B.G.K. 10.04.1992 t, 1991/7 E. – 1992/4 K.).
Kabule göre de; Hazinenin karşı davası hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmemiş olması doğru değildir” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı:
12. Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2012 tarihli ve 2012/104 E., 2012/145 K. sayılı kararı ile bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde; bozma kapsamı dışında kalan hususlarda ilk hükmündeki kanaat ve kabulde bir değişiklik olmadığı, dava konusu parsellerin orman sayılan yerlerden olmadığı kanaatine varıldığından dahili davalılar Orman Genel Müdürlüğü ve ... aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının reddine, davacının davasının kısmen kabulüne, 08.10.2010 havale tarihli fen bilirkişi raporu eki krokisinde 388 parselin (D) harfi ile gösterilen 499,48 m2"lik kısmının, 386 parsel parselin (F) harfi ile gösterilen 134,39 m2"lik kısmının, 385 parselin (G) harfi ile gösterilen 680,25 m2"lik kısmının, 387 parselin (E) harfi ile gösterilen 84,21 m2"lik kısmının, 241 parselin (H) harfi ile gösterilen 4.472,95 m2"lik kısmının tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, dava konusu 628 ve 629 parsel sayılı taşınmazlar yönünden açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, karşı dava yönünden davacı Hazinenin davasının reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Onama Kararı:
13. Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve arkadaşları vekili, dahili davalı Orman İdaresi vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
14. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 19.09.2013 tarihli ve 2013/3053 E.,2013/8146 K. sayılı kararı ile; "…1) Orman Yönetiminin temyiz itirazları yönünden; dava konusu taşınmazlardan orman niteliğiyle tescil edilen taşınmaz bulunmadığı gibi, davanın niteliği gereği yönetimin kanunî hasım olması da söz konusu değildir. Ayrıca, yönetimin davaya usulünce bir katılımı da bulunmamaktadır. Bu durumda; Orman Yönetiminin davada taraf olmadığı, davacı tarafça dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmediği, mahkemenin kendiliğinden ara kararı ile davacı tarafa yönetimi davaya dahil etmesi için süre vererek davaya dahil ettirtmesi yönetime gerçek anlamda taraf sıfatı vermeyeceği, davada taraf olmayanın da hükmü temyiz edemeyeceği usûl hükümlerinden olduğundan Orman Yönetiminin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Davalı gerçek kişilerin temyiz itirazlarına gelince; incelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle Orman İdaresinin temyiz dilekçesinin reddine, davalı ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
15. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.
16. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 02.06.2014 tarihli ve 2014/1275 E., 2014/6011 K. sayılı kararı; "…Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; hükme dayanak yapılan raporu hazırlayan fen bilirkişi ... ..., 18/10/2010 tarihli raporunda; raporuna ekli krokide (D, E, F, G ve H) harfleriyle gösterdiği kabule konu taşınmaz bölümlerinin ifrazını tarafların yer göstermelerine göre yaptığını beyan etmiştir. Ancak, mahkemece 01/10/2010 tarihinde yapılan keşifte görev alan yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanları birbiriyle uyumlu değildir. Mahkemece, beyanlar arasındaki çelişkiler giderilmediği gibi, alınan beyanların hangi taşınmaz veya taşınmaz bölümleri hakkında olduğu da keşif tutanağına yansıtılamamıştır. Buna göre, fen bilirkişinin kimin veya kimlerin beyanını esas alarak ifraz krokisini hazırladığı dosya kapsamından belli değildir. Bundan başka, mahkemenin gerekçeli kararında da kabule konu taşınmaz bölümlerinin ifrazının kim veya kimlerin beyanı esas alınarak yapıldığı hususu da açıklanmamıştır. Ayrıca, yine keşif sırasında yerel ve tarafların gösterdiği tanıkların beyanları da, denetime olanak verecek şekilde ve usulüne uygun alınmadığı için temyiz ve karar düzeltme incelemesine konu olan ve fen bilirkişi krokisinde (D, E, F, G ve H) harfleriyle gösterilen bölümlerin taksimle kime düştüğü, taksimden sonra bu bölümlerin davacı mı yoksa davalılar tarafından mı kullanıldığı da keşif tutanağına yansıtılan bilgilerden anlaşılamamaktadır. Özetle, mahkemece yapılan keşif uygulaması ve fen bilirkişi raporu, kabule konu taşınmaz bölümlerinin taksimle kime düştüğü ve halen kimin tarafından kullanıldığı ve fen bilirkişinin ifraz krokisini neye göre hazırlandığı hususlarında denetime imkan vermemektedir.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, taşınmazları iyi bilen elverdiğince yaşlı, tarafsız, yerel bilirkişiler, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar, tutanak bilirkişilerinin tümü ile bir harita mühendisi veya bulunamadığı takdirde bir fen bilirkişi hazır olduğu halde, dava konusu taşınmazların başında yeniden keşif yapılmalı, fen bilirkişi ... ...’in dosya arasında bulunan 18/10/2010 tarihli raporuna ekli krokide (D, E, F, G ve H) harfleriyle gösterdiği taşınmaz bölümleri zeminde uzman bilirkişi yardımıyla tespit edilip yerel ve tutanak bilirkişileri ile taraf tanıklarına gösterilmeli, davacı adına tesbit edilen 389 sayılı parsel ile davalılar tespit edilen 385, 386, 387 ve 388 sayılı parseller arasında, zeminde yapay ya da doğal sınır bulunup bulunmadığı, yapay ve doğal sınır varsa fen bilirkişi krokisinde (D, E, F ve G) harfleriyle gösterilen bölümlerin davalı adına tespit edilen 389 sayılı parsel içinde mi yoksa davalılar adına tespit edilen 385, 386, 387 ve 388 sayılı parseller içinde mi olup olmadığı belirlenmeli, 389 ile 385, 386, 387, 388 sayılı parseller arasında yer alan krokide (D, E, F ve G) harfleriyle gösterilen bölümler ile davalılar ... Kızı ... ile ... adına tesbit edilen 101 ada 241 sayılı parsel içinde yer alan krokide (H) harfi ile gösterilen bölüm tek tek, yerel ve tutanak bilirkişileri ile taraf tanıklarından sorularak, bu bölümlerin taksimle kime düştüğü, yine bu bölümlerin taksimden sonra ve halen kimin tarafından kullanıldığı hususlarında beyanları alınmalı, alınan beyanlar arasında çelişki doğması halinde bu çelişkiler giderilmeye çalışılmalı ve uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan veren ayrıntılı gerekçeli ve krokili rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir
Bu itibarla, yukarıda açıklandığı gibi mahkemece yapılan keşif uygulaması ve hükme dayanak alınan fen bilirkişinin ifraz krokisi denetime elverişsiz olup, kararın yukarıda belirtilen nedenler ile bozulması gerekirken, yanılma sonucu yazılı şekilde onandığı anlaşıldığından, davalı ... ve arkadaşları vekilinin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin önceki onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
17. Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.12.2014 tarihli ve 2014/183 E., 2014/232 K. sayılı kararı ile; 01.10.2010 tarihinde yapılan keşifte taraf tanıkları ve yöreyi iyi bilen, taraflarla husumet ve yakın akrabalığı bulunmayan, 1926 ,1940, 1951 doğum tarihli en yaşlı yerel bilirkişilerin dinlendiği, tüm mahalli bilirkişiler ve taraf tanıklarının, taşınmazların ... ... ve ..." in arasında taksim edildiğini, hatta bizzat davalı tanıkları ile mahalli bilirkişilerin 241 nolu parselin doğu tarafının ..., batı tarafının ... ... ve mirasçılarına bırakıldığını, onların kullanımında olduğunu beyan ettikleri, her ne kadar fen bilirkişi raporunda tarafların yer gösterimleri ile gerekli ölçümlerin yapıldığı yazılmış ise de hazırlanan krokinin mahalli bilirkişi ve taraf tanıkları anlatımlarına uygun olduğu, beyanlar arasında çelişki bulunmaması sebebiyle tanık ve mahalli bilirkişi isimlerinin ayrı ayrı belirtilmediği, verilen önceki kararın yasaya uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
18. Direnme kararı süresi içinde davalılar ... ve arkadaşları vekili ile dahili davalı-karşı davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, mahkemece yapılan keşif uygulamasının ve hükme dayanak alınan fen bilirkişi ifraz krokisinin denetime elverişli olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece tarafsız yerel bilirkişiler, tanıklar ve tutanak bilirkişilerin tümü ile mahallinde yeniden keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkân veren ayrıntılı, gerekçeli ve krokili rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
Dahili Davalı- Karşı Davacı Hazine Temsilcisinin Temyiz İtirazları Yönünden:
20. Dava açmakta olduğu gibi, gerek ilk derece gerekse üst derece denetim yapan yargı organlarına yönelik her talep bakımından da istemde bulunanın hukuki yararının mevcut olması gerekir. Bu kapsamda olmak üzere temyiz talebinde bulunan tarafın da kararı temyiz etmekte hukuki yararı bulunmalıdır.
21. Yerel mahkemenin dahili davalı-karşı davacı Hazinenin davasının reddine dair 2. kararı, dahili davalı-karşı davacı Hazine temsilcisince temyiz edilmemiştir. Önceki kararı temyiz etmeyen dahili davalı-karşı davacı Hazine temsilcisinin esasa ilişkin direnme kararını temyizinde artık hukuki yararı bulunmamaktadır. O hâlde, dahili davalı-karşı davacı Hazine temsilcisinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
Davalılar ... ve Arkadaşları Vekilinin Temyiz İtirazları Yönünden:
22. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun "Olağanüstü zamanaşımı" başlıklı 713. maddesinin 1. fıkrası;
"Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." şeklindedir.
23. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti” başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında;
“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir." düzenlemesine yer verilmiş olup,
Aynı Kanun"un "Taksim ve kısmi iktisap hali" başlıklı 15. maddesi,
"Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.
Taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın, onun ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının, bu Kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabı caizdir.
İştirak halinde mülkiyet hükümlerinin söz konusu olduğu hallerde, iştirakçilerinden biri veya birkaçının belirli bir taşınmaz maldaki hissesinin diğer iştirakçilere devir ve temliki; tapulu taşınmaz mallarda yazılı, tapusuzlarda ise her türlü delille ispat edilebilir.
(Değişik son fıkra: 22/2/2005 – 5304/5 md.) Kadastrodan önce hissedarlar veya mirasçılar arasında ayırma veya birleştirme suretiyle taksime konu edilmiş ve sınırları doğal veya yapay işaret ya da tesislerle belirlenmiş taşınmaz malların, imar plânı bulunmayan yerlerde zeminde fiilen oluşmuş sınırlarına göre tespiti yapılır." şeklinde düzenlenmiştir.
24. Açıklanan kanun hükümlerine göre, olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin temel koşulların 4721 sayılı TMK" nın 713. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 14. maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir. Buna göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmazı aralıksız ve nizasız 20 yıllık süreyle malik sıfatı ile elinde bulunduran ve zilyedi olan kişi, taşınmazın kendi mülkü olmak üzere adına tescilini talep edebilir.
25. Gerek TMK"nın 713/1, gerekse 3402 sayılı Kanun"un 14. maddelerinde hüküm altına alınan tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zamanaşımına dayanılarak kazanılabilmesine olanak tanıyan koşullarını; taşınmazın özel mülkiyet kurmaya elverişli olması, zamanaşımı ile kazanılmasını yasaklayan bir kanun hükmünün bulunmaması ve taşınmazın kanunlar uyarınca Devlete kalan taşınmazlardan olmaması, taşınmaz üzerinde sürdürülmesi gerekli olan zilyetliğin ise, malik sıfatı ile, aralıksız ve nizasız, 20 yıllık süreyle olması şeklinde saymak mümkündür.
26. Olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz mal mülkiyetini kazanma koşullarına ilişkin yapılan açıklama yanında, bu nedene dayalı olarak açılacak davalarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin kanıtlanması hususuna da kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır. Bu davalarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Maddi olaylardan olan zilyetlik her türlü delil ile kanıtlanabilir. Her somut olayın özelliğine göre yerel bilirkişi, tanık beyanları, teknik bilirkişi raporları gibi deliller zilyetliğin kanıtlanmasında kullanılabilir. Nitekim 3402 sayılı Kanun’un 14/1. maddesinde, çekişmesiz, aralıksız ve malik sıfatıyla geçen 20 yıllık zilyetliğin belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla kanıtlanabilineceği hüküm altına alınmıştır. Maddede bilirkişi ve tanık beyanları yanında belgelere de yer verilmiştir.
27. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15. maddesinde ise toplu mülkiyet durumunda kadastro tespitinden önceki taksim/paylaştırmanın kanıtlanması ve buna bağlı olarak taşınmazın tespiti düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrası ile, kadastro tespit gününden önce yapılan taksimlere geçerlilik tanıyarak tapuda kayıtlı taşınmazların kayıt sahipleri veya mirasçıları, tapusuz taşınmazların zilyetleri arasında yapılan taksimin varsa belgeler, bilirkişi, tanık beyanları dahil olmak üzere her türlü delil ile kanıtlanabileceği öngörülmüştür. Teori ve uygulamada kabul edildiği üzere, itiraza uğramayan, karşı konulmayan uzun süreli kullanma taksimin yapıldığına karine teşkil eder (Sapanoğlu, S.: 3402 sayılı Kadastro Kanunu Gerekçeler- Açıklamalar-Yargıtay Kararları, Ankara 2009, s. 285-286).
28. Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olayın incelenmesine gelince, dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 2004 yılında yapılan kadastro çalışmalarında; 242, 389 ve 630 parsel sayılı taşınmazların, senetsizden, 20 yılı aşkın zamandan beri nizasız fasılasız İsmail kızı ... (davacı) zilyetliğinde bulunduğu belirtilerek ... (davacı) adına tespit edildiği ve itiraz edilmeksizin kesinleştiği, yine aynı tarihte 385, 386, 387 ve 388 parsel sayılı taşınmazların, senetsizden, evvelce bir bütün halinde ... kızı ... (davalı)"in 20 yılı aşkın zamandan beri nizasız fasılasız zilyetliğinde bulunduğu, 385 parseli ..."e, 386 parseli ..."e, 387 parseli ..."e, 388 parsel ..."e haricen satıp zilyetliğini devrettiği belirtilerek 385 parsel sayılı taşınmazın ... mirasçıları ... kızı ..., ..., ... adlarına, 386 parsel sayılı taşınmazın ..., 387 parsel sayılı taşınmazın ..., 388 parsel sayılı taşınmazın ... adlarına tespit edilerek itiraz edilmeksizin kesinleştikleri, 241 parsel sayılı taşınmazın da senetsizden, 20 yılı aşkın zamandan beri nizasız fasılasız ... kızı ... (davalı) zilyetliğinde bulunduğu, 2/3 hissesini ..."e devrettiği belirtilerek ... ve ... adlarına tespit edildiği ve itiraz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür.
29. Davacı İsmail kızı ... dava dilekçesi ve yargılama aşamasındaki beyanlarında; çekişmeli taşınmazların tarafların murisleri ... ... ile ..."ten intikal ettiğini, ... ... (01.01.2000 ölüm) ile ..."in (17.11.1979 ölüm) kardeş olduklarını, taşınmazların ... ... ve ... sağlığında, 20 yılı aşkın zamandan önce taksime konu olduklarını ve taksime uygun şekilde kullanıldıklarını, ancak kadastro tespiti sırasında taksime göre kendi kullanımında olan kısımların davalılar adına tespit edilen 241, 385, 386, 387, 388 parsel sayılı taşınmazlar içerisinde kaldığını ileri sürerek mahkemece yapılan keşif neticesinde çekişmeli parsellerde kendisine ait olduğu belirlenecek kısımların iptaline karar verilmesini istemiştir.
30. Somut uyuşmazlık, 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 33. maddesinin 3. fıkrası uyarınca genel hüküm niteliği kazandırılan aynı Kanun"un 15. maddesi göz önünde bulundurularak iddia ve savunma doğrultusunda tüm deliller birlikte değerlendirilerek çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
31. Yukarıda 27. paragrafta da belirtildiği üzere, Kadastro Kanunu"nun 15. maddesinde kadastro tespit gününden önce yapılan taksimlerin geçerli olduğu ve her türlü delil ile kanıtlanabileceği kabul edilmiştir. Mahkemece, 01.10.2010 tarihinde fen, ziraat ve orman bilirkişiler eşliğinde mahallinde keşif yapıldığı, 385, 386, 387, 388 ve 389 parsel sayılı taşınmazlar içerisinde kayısı, zeytin, nar, incir gibi muhtelif tür ve sayıda ağaçların bulunduğunun, parseller arasında zeminde mevcut ark olduğunun ve 241 parselde davacının hak iddia ettiği yerin boş tarla vasfında olduğunun gözlemlendiği, 1926, 1940 ve 1951 doğumlu mahalli bilirkişiler beyanlarında, dava konusu taşınmazların ... ve ... ... tarafından birlikte satın alındığını ve aralarında taksim ederek kullandıklarını ifade ettikleri, mahalli bilirkişi ..."nün (1926 d.lu), dava konusu taşınmazlardan 385 parsel sayılı taşınmazın aşağısına inerken arkın sağ tarafında kalan kısmın ... ..., sol tarafında kalan kısmın ise ..."e bırakıldığını, kardeşler arasında kullanım konusunda ihtilaf çıkmadığını beyan ettiği, mahalli bilirkişi ... ..."ın; 241 parsel sayılı taşınmazın ... ... ve ... tarafından birlikte satın alındığını, taksim edilerek kullanıldığını beyan ettiği, davalı tanığı ... ..."un; 389 parsel sayılı taşınmaz bitişiğinde yer alan 385, 386, 387 ve 388 parsel sayılı taşınmazların evveliyatında bir bütün iken ... ve ... ... arasında taksim edildiğini ve arkın doğu kısmının ..., batı kısmının ... ..."e bırakıldığını, taksim konusu yerlerle ilgili niza yaşanmadığını, 241 parselin de doğu kısmının ... ..., batı kısmının ..."a bırakıldığını beyan ettiği, diğer davalı tanıklar ... ..., ... ..."un da aynı yönde beyanda bulundukları, tarafların yer göstermeleri doğrultusunda fen bilirkişi tarafından 08.10.2010 havale tarihli rapor ve eki krokinin düzenlendiği görülmüştür. Her ne kadar fen bilirkişi raporunda 385, 386, 387, 388 ve 389 parseller arasında yer alan ark yanlış yerde gösterilmiş ise de, dosya arasında mevcut 11.10.2011 tarihli orman bilirkişi raporu ekinde yer alan haritada su arkının yerinin doğru olarak gösterildiği, 385, 386, 387 ve 388 parsellerde sırasıyla G, F, E ve D harfi ile gösterilen kısımların mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarına uygun olarak su arkının batı tarafında kaldığı ve su arkının batı tarafının da ... ..."e bırakıldığı anlaşılmıştır.
32. O hâlde, mahallinde yapılan keşifte dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından çekişmeli taşınmazların tarafların murislerinden intikal ettiği, taksim edilerek kullanıldığı ve kullanım konusunda ihtilaf yaşanmadığı hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, taşınmazlar arasında doğal sınır olarak ark bulunduğu, taraf anlatımlarına uygun olarak fen bilirkişi tarafından hazırlanan 08.10.2010 havale tarihli rapor ve eki krokinin dosya arasında mevcut diğer raporlarla birlikte denetlenebilir olduğu nazara alındığında fen bilirkişi raporunda 385, 386, 387 ve 388 parsellerde sırasıyla G, F, E ve D harfleri ile gösterilen kısımların yine 241 parselde H harfi ile gösterilen kısımların taksimen davacı murisi ... ..."e bırakıldığının dosya kapsamında yer alan delillere göre davacı tarafından ispatlandığı saptanmıştır.
33. Bu durumda, yerel mahkemece keşifte dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunmadığı, fen bilirkişi tarafından hazırlanan krokinin mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarına uygun olduğu, davacının iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle verilen direnme kararı yasal düzenleme ve ilkelere uygun olup, yerindedir.
34. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Dahili davalı- karşı davacı Hazine temsilcisinin temyiz istemlerinin yukarıda 20-21. paragraflarda açıklandığı üzere hukuki yarar yokluğundan REDDİNE,
2- Davalılar ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Gerekli temyiz ilâm harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.12.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.