
Esas No: 2020/532
Karar No: 2020/1011
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/532 Esas 2020/1011 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi, ticaret unvanının terkini ile maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 07.05.2008 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 1997 yılında kurulduğunu, davalı şirket yöneticisi olan ...’nın 2003 yılına kadar müvekkili şirketin ortağı olduğunu, ...’nın müvekkili şirketin ortaklığından ayrıldıktan sonra 2007 yılında davalı şirketin kurulduğunu ve ...’nın davalı şirketin hakim ortağı olduğunu, her iki tarafın ticaret unvanının başında yer alan "Modatimkar" ibaresinin 2003 yılında müvekkili şirket tarafından marka olarak tescil ettirildiğini, her iki şirketin de tekstil sektöründe faaliyet gösterdiğini ve yurtdışındaki tanınmış markalara fason üretim yaparak ihracat yaptıklarını, davalı şirketin müvekkiline ait markayı kullanmak suretiyle markaya tecavüzde bulunup haksız rekabet yarattığını ileri sürerek markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesine, davalının ticaret sicil kaydının terkinine, 50.000,00TL manevi tazminat ile 556 sayılı KHK’nin 66/2-c maddesi gereğince hesaplanacak şimdilik 10.000,00TL maddi tazminatın ihtar tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 26.05.2008 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin “modatimkar” ibaresini markasal olarak kullanmadığını, ayrıca müvekkili şirketin ticaret unvanını uzun süredir bilip sessiz kalan davacı şirketin işbu davayı açamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Bakırköy Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 05.03.2009 tarihli ve 2008/87 E., 2009/29 K. sayılı kararı ile; davacının başlangıçtan itibaren davalı şirketin ticaret unvanını bildiği, hatta tarafların aynı binada faaliyet gösterdikleri ve işçi nakline ilişkin 08.06.2007 tarihli taahhütname başlıklı belgede davacının davalı şirketi grup şirketi olarak kabul ettiği, bu nedenle davalı şirketin unvanının terkinini istenmesinin TMK’nin 2. maddesine uygun olmadığı, bu kapsamda davalı kullanımının hukuken var olan hakkın fiilen kullanılmasından ibaret olduğu ve unvan terkin edilmedikçe haksız rekabet oluşturmayacağı, ayrıca ihtar tarihinden dava tarihine kadar davalının markasal kullanım yaptığı yönünde delil olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.11.2010 tarihli ve 2009/5660 E., 2010/11840 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ve davalı şirket tarafından markasal kullanım yapılmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, yukarıda yapılan özetlemeden de anlaşılacağı üzere her iki şirketin ticaret unvanının esaslı unsurunu “Modatimkar” ibaresinin oluşturduğu ve davacının bu hususta üstün hak sahibi bulunduğu çekişmesiz olup, uyuşmazlığın halli davacının bu hususu ileri sürmesinin, MK’nun 2. maddesi hükümleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı noktasındadır. Her ne kadar, mahkemece tarafların aynı binada faaliyet göstermeleri ve davacı işçisinin, iş sözleşmesinin davalıya devri yönünde işlemde bulunmaları karşısında, davacının davalının ticaret unvanından “Modatimkar” ibaresinin terkinin istemi MK’nun 2. maddesine aykırı bulunmuş ise de, her iki işlemin dava tarihine çok yakın bir tarih olması ve davacının davadan önce de, davalının bu unvanı kullanımını engellemek için ihtar çekmesi karşısında suskun kalınması suretiyle hak kaybı veya ticaret unvanının kullanılmasına izin verildiği sonucu çıkartılamaz. Bu itibarla, mahkemece, davacının ticaret unvanının terkin talebi ve TTK’nun 54. maddesi kapsamında tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığının tartışılması ve neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.03.2012 tarihli ve 2011/435 E., 2012/54 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; “modatimkar” ibaresi üzerinde üstün hak sahibi bulunan davacı şirketin, aynı ibareli davalı şirketin ticaret unvanından başlangıçta haberdar olması karşısında ticaret unvanının terkini talebinin TMK’nin 2. maddesine aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi, ticaret unvanının terkini ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesinin kısaca açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
14. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir.
15. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir ticari ad ve işaretin başka bir kişi tarafından ticaret unvanında kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu unvanın terkinini veya değiştirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyi niyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir.
16. Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nin 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856).
17. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle ticaret unvanından doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmelidir.
18. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin ticari ad ve işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini veya başkaları tarafından kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalmış olması gereklidir. Buna karşın ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediği ileri sürülemeyecektir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır.
19. Önceki hak sahibi, ticari ad ve işaretin bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil edilmesine veya kullanılmasına sessiz kalmayarak dava yoluna başvurursa artık sessiz kalma sebebiyle hak kaybı söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte önceki hak sahibi dava yoluna başvurmadan önce ihtarname göndermesi de sessiz kalmadığı anlamına gelmelidir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan önceki hak sahibinin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. O hâlde kullanımın daha fazla devamını istemeyen önceki hak sahibi, bu arzusunu açıklayan bir ihtarname göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir.
20. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılmasına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı TTK’de düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğü giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Ancak ticaret unvanı yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir.
21. Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesiyle doğrudan ilgili bulunan “önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağı” ilkesinin de kısaca açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
22. Önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağı (venire contra factum proprium) açıkça veya davranışlarıyla bir hakkı kullanmak istemediğini ortaya koyan bir kişinin bu davranışı ile bağlı olması, bu hâliyle var olan hukuki durumunu kaybetmesi ve daha sonra bundan cayamaması anlamına gelmektedir (Akyol, Şener: Venire Contra Factum Proprium, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ankara, 2006, s. 77.). Önceki eylemiyle çelişkili davranan kişi önceki davranışı ile muhatabında haklı görülen bir güven yaratmış ve gelecekte de bu hakkı kullanmayacağı yolunda bir kanaat uyandırmış ancak daha sonra yarattığı bu güvene aykırı davranarak muhatabın güvenini boşa çıkarmıştır. Bu nedenle önceki eylemiyle çelişkili davranan kişinin uyandırdığı güveni boşa çıkarmasını ve muhatabın zarara uğramasını hukuk düzeninin korumaması gerekmektedir. Çelişkili davranışta bulunan kişi, muhatabının haklı güvenini boşa çıkarması nedeniyle sadece muhatapla sınırlı olarak hakkını kaybedecektir.
23. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında olduğu gibi önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağının da temelinde TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı bulunmaktadır. Ancak sessiz kalma nedeniyle hak kaybında, önceki hak sahibinin ticaret unvanının davalı tarafından kullanıldığından haberdar olmasına rağmen uzun süre olumlu hiçbir davranış sergilemeden sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilirken; önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağında ise önceki hak sahibinin ticaret unvanının davalı tarafından kullanılmasını olumlu davranışıyla zımnen onayladıktan sonra bu onayıyla çelişkili davranarak “dava hakkının kötüye kullanılması” söz konusudur. Önceki hak sahibinin ticaret unvanının davalı tarafından kullanılmasına olumlu hiçbir davranış sergilemeden sessiz kalmasının davalı nezdinde oluşturduğu güven ile bu kullanımı olumlu bir davranış ile onayan önceki hak sahibinin davalı nezdinde oluşturduğu güvenin yoğunluğu birbirinden farklıdır. Bu itibarla önceki eylemiyle çelişkili davranma durumunda sessiz kalma nedeniyle hak kaybının oluşup oluşmadığının araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.
24. Hemen belirtilmelidir ki; hem sessiz kalma nedeniyle hem de çelişkili davranış nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira hem sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin hem de önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağının dayanağı TMK’nin 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı ve çelişkili davranış bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2 maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin ticaret siciline 08.01.1987 tarihinde tescil edildiği, davalı şirketin ise ticaret siciline 22.03.2007 tarihinde tescil edildiği, her iki şirketinde ticaret unvanının asıl unsurunun “Modatimkar” ibaresi olduğu, “modatimkar” ibaresinin marka olarak davacı şirket adına 2002/02484 sayı ile tescilli edildiği, davacı şirketin “modatimkar” ibaresi üzerinde üstün hakkının bulunduğu anlaşılmaktadır.
26. Davalı şirketin hâkim ortağı ve yönetici olan ..., aynı zamanda davacı şirketin kurucu ortağı olup belli bir süre davacı şirketin yöneticiliğini de yapmış, 2003 yılında davacı şirketten ayrılmıştır. Her iki şirket aynı binada ve aynı sektörde faaliyet göstermekte olup; davalı şirket ticaret siciline 22.03.2007 tarihinde tescil edilmiş, davacı tarafından ticaret unvanının kullanılmamasına ilişkin ihtarname 31.03.2008 tarihinde gönderilmiş ve işbu dava ise 07.05.2008 tarihinde açılmıştır. Bununla birlikte dosya kapsamında bulunan “taahhütname” başlıklı işçi devrine ilişkin belgede; kurum içerisinde bir başka şirketin kurulduğu, işçinin bu yeni şirkette 08.06.2007 tarihinden itibaren çalışmaya devam edeceği, yapılan işin ve işyeri adresinin değişmeyeceği, şirket unvanının ve SGK işyeri numarasının değişmesinin işçinin kazanılmış haklarını ihlal etmeyeceği belirtilmiş, anılan belge her iki şirketin unvanı altında imzalanmıştır. Her ne kadar “taahhütname” başlıklı belge davacı tarafından “modatimkar” ibaresinin kullanılmasına yazılı muvafakat verildiği anlamına gelmeyecek ise de; aynı binada ve aynı sektörde faaliyet gösteren ve davalı şirketi kendi bünyesi içindeki bir başka şirket olarak gören davacı şirketin, davalının “modatimkar” ibaresini ticaret unvanında kullanmasını olumlu davranışları ile onayladığı açıktır. Bu itibarla taraflar arasındaki ilişki ve yaşanılan süreç gözetildiğinde davalı şirketin “modatimkar” ibaresini kötüniyetli olarak tescil ettirdiğinden bahsedilemeyecektir.
27. Her iki şirketin de faaliyet gösterdiği binanın mülkiyetinin davalı şirketin hakim ortağı olan ...’ya ait olduğu, bu kişi ile davacı şirket arasında 01.01.2000 tarihli kira sözleşmesi bulunduğu, kiralanan taşınmazın fiili durumunun “fabrika binası ve yönetim-ofis” olarak belirtildiği dosya kapsamı ile sabittir.
28. Hâl böyle olunca davacının önceki davranışlarıyla “modatimkar” ibaresinin ticaret unvanında kullanılmasını onayladığı ve bu surette davalıda unvanın kullanılmasına ilişkin güven oluşturduğu, işbu dava ile ticaret unvanının terkinini talep etmesinin ise önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağı (venire contra factum proprium) kapsamında TMK’nin 2. maddesi gereğince dava hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve hukuk düzeninin bunu korumayacağı kabul edilmelidir.
29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalı şirketin “modatimkar” ibaresini ticaret unvanı olarak tescil ettirmesinin kötüniyetli olduğu, “taahhütname” başlıklı belgenin işçi devrine ve işçinin haklarının korunmasına ilişkin olup, ticaret unvanının kullanılmasına yazılı muvafakat verildiği anlamına gelmeyeceği, davalı şirketin kurulmasından itibaren bir yıl içinde unvanın kullanılmamasına yönelik ihtarname gönderildiği, tarafların durumu, dava hazırlık süreci ve taraflar arasındaki nizalar gözetildiğinde ihtarnamenin ve davanın makul süre içerisinde açıldığı ve sessiz kalmanın söz konusu olmadığı, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararındaki gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
30. O hâlde, mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Gerekli ilâm harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.12.2020 tarihinde ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava; markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi, ticaret unvanına taciz, tecavüz, ticaret unvanının terkini ve maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın hem tescili markaya hem tescilli ticaret hem tescilli ticaret unvanına dayalı olduğu kabul edilerek markaya haksız tecavüz ve rekabet oluşmadığı, ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet, unvanın terkini bakımından, TTK 54. maddedeki koşullar oluşmuşsa da tarafların dosyaya yansıyan iç ilişkileri, davalı şirketin kuruluş şekli dikkate alındığında, kuruluşundan itibaren davalı şirketi davacının bildiği, aynı binada yer aldıkları, delil olarak sunulan “Taahhütname” başlıklı belgede işçi transferi olduğu ve davalı şirkete ... isimli işçinin sosyal haklarıyla nakledildiği, bu belgede “kurum içerisinde bir başka şirket kurulmuş olup” yazdığı nazara alındığında MK 2. md. kapsamında unvan terkini isteminin uygun olmadığı, bu belgenin davacının markasının davalı ticaret unvanında kullanılmasına izin verildiği ve 506 s. KHK 15. maddesi uyarınca yazılı muvafakat olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel dairece, davacının sair temyiz itirazları reddedilerek, ticaret unvanına tecavüz-haksız rekabet ve unvanın terkini talebi bakımından yukarıda yazılı gerekçelerle ticaret unvanı terkini ve ticaret unvanı yönünden maddi manevi tazminat taleplerinin reddi kararı bozulmuş, mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle direnme kararı verilmiş olması karşısında, uyuşmazlık bozma ilamında belirtildiği üzere, tarafların aynı binada bulunmaları ve “Taahhütname” başlıklı belgeye göre, her iki işlemin dava tarihine yakın olup olmadığı, ihtarname çekip dava açılmasının suskun kalma suretiyle hak kaybı veya ticaret unvanının kullanılmasına izin verdiği sonucu çıkartılıp çıkartılamayacağı, TTK’nın 54. maddesi kapsamında ticaret unvanı terkini ve maddi-manevi tazminat taleplerinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu nedenle MK 2. maddesi kapsamında, sessiz kalma suretiyle hak kaybı ve ticaret unvanının çekirdek ibaresinin kullanılmasına izin alıp almadığının tartışılması gerekmektedir.
Tarafların ticaret unvanında esaslı unsur oluşturan ibare “Modatimkar” ibaresi olup, davacı şirket 09.01.1987’de kurulmuş, ... kurucu ortak ve Yönetim Kurulu Başkanı iken 2003 de davacı şirketten ayrılmıştır. ...’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu davalı şirket 22.03.2007 tarihinde kurulmuştur. Davacı şirketin 08.02.2002 tarihinde başvurduğu “Modatimkar” ibaresi nice 40. sınıfta 15.04.2003 tarihinde tescil edilmiştir. Davalı şirketin ticaret sicil kaydında tuhafiye meslek grubunda, nace kodu, 46.16.00’dan tekstil giysi kolunda faaliyet gösterdiği, davacı şirketin de kumaş, tekstil, mamul yarı mamul konfeksiyon izinleri imalat, alım satım işleriyle uğraştığı, her iki şirketin aynı sektörde faaliyette bulundukları dosya kapsamıyla sabittir.
Davacı şirketin faaliyet gösterdiği binayı 01.01.2000 tarihinde dosyada mübrez kira sözleşmesi ile ...’dan kiralamış olduğu, davalı şirketin de kurulduktan sonra 01.05.2007 tarihinde binanın üst katını kullanmayı başladığı, Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/416 Esas 2009/350 Karar sayılı kararından anlaşılmaktadır.
Sessiz kalma suretiyle hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işaretini iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Bu ilkenin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Bu maddede, öncelikle, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesi, ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir ticari ad ve işaretin başka bir kişi tarafından ticaret unvanında kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu unvanın terkinini veya değiştirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı sebebi olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanmaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nın 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemle kullanımı men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir.
Önceki hak sahibi, dava yoluna başvurarak veya öncesinde ihtarname göndererek sessiz kalma suretiyle hak kaybını önleyebilir ve bu girişimlerde bulunmayan hak sahibinin sessiz kalmadığını ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilir (HGK’nın 2017/11-27 E. – 2020/225 K. s. ilamı).
Ticaret unvanı yönünden hakkın ihlali devam ettiği sürece, hakkı ihlal edilen tacirin dava açma hakkı devam eder ise de, tacir, ticaret unvanının kullanılmasını önleme bakımından, TMK 2. madde uyarınca belli bir davranışta bulunması gerekirken, haklı görülmeyecek süre içinde sessiz kalmışsa, iyi niyetli bir şekilde unvanı kullanın kişiye karşı dava açma hakkını kaybeder. Sessiz kalma suretiyle hak kaybı denilen bu durumda tabii ki, daha sonra unvanı kullanan kişinin, “iyi niyetli” olması şarttır. Kural olarak ticaret siciline tescil iyi niyeti ortadan kaldıran bir sonuç yarattığından iyi niyetin ispatı, bunu ileri sürene ait olmalıdır. Bir başka deyişle, her ne kadar asıl olan iyi niyetse de bu durumda tescilin olumlu fonksiyonu gereği, unvanı sonradan kullanan kişinin karine olarak iyi niyetli olduğunu ileri sürmesi mümkün değildir (Ülgen-Teoman-Helvacı-Kendigelen-Kaya-Nomer Ertan - Ticari İşletme Hukuku 2006 sayfa 334).
Yargıtay 11. Hukuk dairesinin sessiz kalma suretiyle hak kaybı konusunda tüm içtihatları da aynı yöndedir (11 HD. 2012/147 E – 2013/12513 K, 2015/1667 E – 2015/870 K, 2016/7499 E – 2018/1183 K, 2017/1790 E- 2019/1209 K, 2018/1656 E – 2019/3084 K).
Somut durumda, ticaret unvanının terkinin istemede davacının sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradığı ve bu talepte bulunmasının TMK 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddi dosya kapsamına uygun değildir. Bu ilkenin uygulanması için her şeyden önce davalının iyi niyetli olması şarttır. Davalı şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan ..., her ne kadar oğlu Timur’un adı ve soyadından hareketle Modatimkar ibaresinin kendisinin yarattığını savunmuş ise de, 1987’de kurulan ve kurucu ortağı ve yöneticisi olduğu davacı şirketin ticaret unvanı tescilli olup, kurulduğu tarihten beri kullanılmakta davacı şirketin en önemli, maddi olmayan malvarlığını teşkil etmektedir, artık davacı şirketindir. ...’nın şahsına ait olmayan bu malvarlığını, yıllar sonra 2007’de kurduğu davalı şirketin unvanı olarak tescil ettirmesi iyi niyetli olduğu anlamına gelmemektedir. Davalı şirket, üstün hak sahibi olan davacı şirkete ait “Modatimkar” ibaresini ticaret unvanı olarak kullanmakta iyi niyetli değildir. Kurucu ortak ... 2003’de davacı şirketten ayrılmıştır. Davacı şirket tarafından, ... aleyhine, bu davadan sonra, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2016/498 E. sayılı yöneticinin sorumluluğu davası açılmış ve derdest olduğu da anlaşılmaktadır. Yine, taraflar ve davacı şirket ile ... arasında, davacıya kiraya verilen yerle ilgili olarak davalar görüldüğü, Bakırköy 4. Asliye Ticaret 2008/416 E. 2009/350 K. sayılı davada, davacı şirketin, davalı şirketin 01.05.2007 tarihinden itibaren binanın bir bölümünü rızası hilâfına kullandığı, ortak hizmetlerden yararlandığı hâlde giderlere katılmadığı iddiasıyla alacak talep edildiği ve davanın kısmen kabulüne dair kararın Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2010/544 E., 10151 K. sayılı ilamıyla onandığı sabittir. Tüm bu deliller değerlendirildiğinde davalının iyi niyetli olmadığı ve davacının ticaret unvanının terkini talebinde bu nedenle sessiz kalma suretiyle hak kaybı, MK 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması, dürüstlük kuralına aykırılığın oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Sessiz kalma suretiyle hak kaybı ve MK. 2. maddesi uyarınca hakkı kullanmanın dürüstlük kuralına aykırı olduğu sonucuna varmak için, hakkın makûl sürede kullanılıp kullanılmadığının da belirlenmesi gerekir. Davalı aynı binada 01.05.2007 tarihinden itibaren bu unvanı kullanmakta ise de, davacı şirket tarafından davalıya 31.03.2008 de ihtar çekilmiş, bu dava 07.05.2008 tarihinde açılmıştır. Özel Daire’nin istikrarlı içtihatları, tarafların durumları, dava hazırlığı süresi, aralarındaki niza konuları, davalının kötü niyeti nazara alındığından dava hak kaybına yol açacak sürede değil, makûl ve kısa sürede açılmıştır. Bu nedenle de TMK 2. maddesine dayanan sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu değildir.
Davalı tarafça dosyaya sunulan “Taahhütname” başlıklı belge, Mahkemece, ticaret unvanının kullanılmasına izin belgesi olarak değerlendirilmiş ve belgede geçen “kurum içinde bir başka şirket kurulmuş” ifadesi, grup şirketler olarak değerlendirilmiş, aynı kurum yani grup şirketler olarak kurulmadığı kabul edilse bile, bu belgedeki irade ile davacının daha önce tescil ettirdiği “Modatimkar” markasının davalı unvanında kullanılmasına 556. s. KHK 15. madde uyarınca yazılı olarak muvafakat ettiği gerekçesiyle ticaret unvanının terkinini istemenin MK 2. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Öncelikle, bozma ilamında davacının ticaret unvanındaki ibarede üstün hakkı olduğu ihtilafsız olduğu saptandıktan sonra, ticaret unvanındaki esaslı unsur olan ibrenin davalı ticaret unvanında tescili ve kullanımıyla ilgili uyuşmazlık olduğu belirtilmiş olup, sessiz kalma ve taahhütname belgesi yönünden bozma söz konusudur. 556 s. KHK hükümlerine göre değil, TTK 54. maddeye göre ticaret unvanı terkini ve tazminat talebi değerlendirmesi yapılacaktır. Kaldı ki, 556 s. KHK 15. maddesi markanın devri, lisans konusu olması, rehnedilmesiyle ilgili olup, yazılı şekle tabidir. Bu belgede “Modatimkar” markasının devri veya lisans sözleşmesine konu olması durumu yoktur. Bunların yazılı belgede açıkça düzenlenmesi gerekir, belge içindeki bir ifadeden KHK 15. maddedeki yazılı belge olduğu sonucu çıkarılamaz.
Taahhütname içeriğinden, “kabul eden” olarak imzası bulunan ... isimli işçinin davacı şirketten davalı şirkete geçtiği ve sosyal haklarının devam edeceğine dair taahhütnamenin sosyal güvenlik – işçi hakları anlamında düzenlendiği anlaşılmakta olup, sonucunda da “Bu belge işe başladığınız ilk tarihin taahhüdü niteliğindedir” denerek belgenin veriliş amacı açıkça belirtilmiştir. 1.1.2003 tarihi itibariyle davacı şirkette işe başladığı davalı şirkette işe devam edeceği taahhüt edilmiştir.
Mahkemece, taahhütnamedeki “kurum içerisinde taraf şirketler arasında bir başka şirket kurulmuş olup” ifadesi taraf şirketler arasında organik bağ olarak değerlendirilmiştir. Taraf şirketler arasındaki hukuken organik bağ teşkil edecek bir durum yoktur. Ortakları ayrı, her biri kendi adına faaliyet gösteren, bağımsız şirketlerdir. Kardeş şirket veya şirketler topluluğu gibi bir durum da söz konusu değildir. “Kurum içinde bir başka şirket kurulmuş olup” ifadesi ticaret unvanında, davacının markası olan Modatimkar ibaresini kullanmaya yazılı muvafakat olarak değerlendirilmiş bu muvafakat tarihi 08.06.2007 den sonra 31.3.2008 de ihtar, 07.05.2008 de dava açılması MK 2’ye aykırı bulunmuştur. Ticaret unvanını kullanmaya izin, yazılı düzenlendiğinde açıkça izin verildiğini içeren yazılı belge olmalıdır. Bu belge böyle açık bir unvan kullanımına izin belgesi değildir. Davalı şirketin kurucusu ..., izin için düzenlenecek belgede bunun açıkça yer alması gerektiğini bilebilecek konumda olup her iki şirkette de yönetimde üst düzeyde yer almıştır. En önemlisi bu belge, ticaret unvanını kullanmaya izin amacıyla düzenlenen bir belge olmayıp belgede “muvafakat eden” olarak imzası bulunan işçinin davalı şirkette sosyal güvenlik haklarının devamı için işçinin nakli sırasında düzenlenen bir belgedir. Davacı vekili, belgedeki davacı şirket unvanı altındaki imzanın davacı şirketi bağlayan ve şirketi temsil eden yetkiliye ait olmadığını, mahkemece imza incelemesi yapılabileceğini de beyan etmiş, davalı vekilince imzanın davacı şirketi temsil etmeye yetkili şahsa ait olduğu iddia edilmemiştir. Muhasebe bölümünden, işçinin sosyal hakları için verilen belgedeki “kurum içinde bir başka şirket” ibaresi davacı şirket aleyhine, ticaret unvanını kullanmaya izin, muvafakat anlamına gelebilecek şirketi bağlayıcı bir beyan da değildir. Zımni izin de sayılamaz, makul sürede ihtar çekilip dava açılmıştır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, Özel Dairenin bozma ilamı doğrultusunda direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun onama görüşüne katılamıyoruz.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.